AÇIKLAYALIM; PANİK ATAK VE ANKSİYETE

Günümüzün popüler hastalığı panik atak ve anksiyete

Her stres,korku veya panik anında kişinin  “benim anksiyetem var, benim panik atağım var” gibi cümlelerini duyarız. Peki gerçekten bu yaşadıkları panik atak veya anksiyete midir? Eğer öyleyse panik atak ve anksiyete arasındaki fark nedir?Anskiyete ile panik atakları değerlendirdiğimizde, temelde iki önemli fark ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, tetikleyen durumlar, ikincisi ise, atağın süresi ile alakalıdır.

Panik ataklar genellikle yüksek stresli veya aşırı endişe ile ani korku ile ilişkilidir. Semptomların bazıları, hızlı bir kalp atışı, nefes darlığı ve baş dönmesi de dahil olmak belirtilerdir. Herkes panik atak ve anksiyete yaşayabilir, insan vücuduna bağlanmış duygusal ve koruyucu tepkilerin bir parçasıdır.  Hangi deneyimi yaşarsanız yaşayın, tanımlarını, semptomlarını ve tedavilerini anlamak önemlidir.

Klinik Farklılıklar

Profesyoneller, DSM-5 olarak bilinen “Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, 5. baskı”nda bulunan tanımlara dayanmaktadır. Her ne kadar anksiyete ve panik atak zaman zaman aynı gelse de, bu el kitabında belirtilen ince farklılıklar her birinin tanımlanmasına yardımcı olmaktadır.

DSM-5, panik bozukluğu olarak bilinen durumla ilişkilendirilen ayırt edici özellikleri tanımlamak için panik atak terimini kullanır. Ancak, diğer psikiyatrik bozukluklarda panik ataklar görülebilir ve eğer bir rahatsızlığınız yoksa panik atak geçirmeniz mümkündür.

DSM-5’te “anksiyete” terimi tanımlanmamıştır. Aksine, “anksiyete”, kaygı bozuklukları, obsesif-kompulsif bozukluklar;travma ve stresle ilgili rahatsızlıklar başlıkları altında tanımlanan çeşitli hastalıkların temel bir özelliğini tanımlamak için kullanılır. Bu üç başlık altındaki en yaygın hastalıklardan bazıları şunlardır:

Panik atak

Panik atak yoğun ve ani bir korku, tedirginlik  hissidir. Belirtiler genellikle o kadar aşırıdır ki, gününüzde ciddi bir bozulmaya neden olurlar. Panik ataklar genellikle bariz ve ani bir tetikleyici olmadan aniden çıkar. Bazı durumlarda “beklenir” çünkü korku bir fobi gibi bilinen bir stresörden kaynaklıdır.

Panik atak semptomları 10 dakika içinde zirve yapar ve sonra azalır. Bununla birlikte, bazı ataklar daha uzun sürebilir veya art arda gerçekleşebilir, bu da  atakların ne zaman bitip başlayacağını belirlemeyi zorlaştırır. Bir atağın ardından, günün geri kalanında stresli, endişeli, dışlanmış veya “kilitlenmiş” hissetmek olasıdır.

DSM-5’e göre, panik atak aşağıdaki belirtilerden dördü veya daha fazlası ile karakterize edilir:

lKalp çarpıntısı veya hızlandırılmış kalp atışı

lAşırı terleme

lTitreme

lNefes darlığı, nefes almada zorluk veya boğulma hissi

lGöğüs ağrısı 

lMide bulantısı veya karın ağrısı

lBaş dönmesi

lGerçeksizlik(derealizasyon) veya kendisinden kopukluk (duyarsızlaşma) duyguları

lKontrolünü kaybetme veya delirme korkusu

lÖlüm korkusu

lUyuşma veya karıncalanma hissi (parestezi)

lTitreme 

 Buna karşılık, “anksiyete”, genellikle gerçek veya algılanmış olsun belirli bir süre içinde yoğunlaşır ve bazı potansiyel tehlikeler ile yüksek oranda ilişkilidir. Bir şeyin öngörüsü yükselirse ve yüksek miktarda stres, onun ezici hale geldiği bir seviyeye ulaşırsa, bir “saldırı” gibi hissedebilir.

Anksiyete belirtileri şunlardır:

1.Kas gerginliği

2.Uyku düzensizliği

3.Konsantrasyon zorluğu

4.Yorgunluk

5.Huzursuzluk

6.Sinirlilik

7.Artan irkilme tepkisi

8.Artan kalp atış hızı

9.Nefes darlığı

10.Baş dönmesi

Anksiyete belirtilerinin bir kısmı panik ataklarla ilişkili olanlara benzer olsa da şu farklılar vardır:

lAnksiyete, genellikle stresli veya tehdit edici olarak algılanan bir şeyle ilgilidir. Panik ataklar her zaman stresleyiciler tarafından engellenmez ve en sık olarak birden bire oluşur.

lAnksiyete hafif, orta veya şiddetli olabilir. Örneğin, günlük aktivitelerinize devam ederken, zihninizin arkasında anksiyete yaşanıyor olabilir. Diğer yandan panik ataklar çoğunlukla ciddi, yıkıcı semptomlar içerir.

lPanik atak sırasında, vücudun özerk savaş mekanizması devreye girer. Fiziksel belirtiler genellikle anksiyete belirtilerinden daha yoğundur.

lAnksiyete kademeli olarak artarken, panik ataklar genellikle aniden ortaya çıkar.

lPanik ataklar tipik olarak başka bir atağa bağlı endişeleri veya korkuları tetikler. Bunun davranışınız üzerinde bir etkisi olabilir ve bu da bir saldırı riski altında olduğunu düşündüğünüz yerlerden veya durumlardan kaçınmanıza yol açabilir.

Tedavi

Panik, anksiyete veya her ikisiyle de uğraşıyor olsanız da, etkili bir tedavi mevcuttur. En yaygın tedavi seçeneklerinden bazıları, terapi, reçeteli ilaçlar ve kendi kendine yardım stratejileridir. Bu yöntemlerden birini veya herhangi bir kombinasyonunu denemeye karar verebilirsiniz.

Terapi, semptomlarınızı yönetme, geçmiş acılarla çalışma, gelecek için yolunuzu belirleme ve daha olumlu bir görünüme olanak sağlayacak daha net bir bakış açısı kazanmanıza yardımcı olabilir.

İlaçlar, en ciddi semptomları azaltmanıza yardımcı olabilir. Diğer stratejiler üzerinde çalışırken semptomları kontrol etmek için sadece kısa bir süre gerekebilir.

Solunum egzersizleri ve duyarsızlaştırma gibi kendi kendine yardım teknikleri, semptom yönetimi ile kendi hızınızda çalışmanıza izin vermede faydalı olabilir.

KAYNAK:1-https://www.verywellmind.com/anxiety-attacks-versus-panic-attacks-2584396

                2-https://www.healthline.com/health/panic-attack-vs-anxiety-attack#diagnosis

         3- https://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160607_anksiyete_endise_panik_atak

[zombify_post]

Niçin Bazı Çocuklar Diğerlerinden Daha Çok Strep Boğaz Ağrısına Yakalanır ?

Tekrarlayan enfeksiyona sahip olan çocukların bademcik dokusu daha küçük anahtar bağışıklık yapılarına sahiptir.

Çocuklar için tekrar tekrar strep boğaz ağrısı hastalığına yakalanmak acı vericidir. Aynı zamanda bu durum doktorlar tarafından çok az anlaşılan bir problemdir.Yakın zamandan çocukların bademciklerini inceleyen bir araştırma, tekrarlayan strep enfeksiyonu olan çocukların, bademciklerinde antikor gelişimi için sağlıklı çocuklardan daha küçük bağışıklık yapılarına sahip olduğunu belirtti. 

Ekip 6 Şubat tarihli Science Translational Medicine’ da sık sık gerçekleşen boğaz ağrısı, enfeksiyona neden olan bakteriler tarafından dağıtılan ve vücudun bağışıklık tepkisini bozan bir proteine karşı daha duyarlı olduğunu belirtti.

Her yıl dünya çapında, genellikle boğaz ağrısı ve ateş üreten yaklaşık 600 milyon strep boğaz vakası vardır. Doktorlar hastalığa, özellikle strep enfeksiyonundan kaynaklanan romatizmal ateş ve kalp problemleri geliştirme riski en yüksek olan çocuklarda antibiyotik tedavisi uygular. Fakat bazı çocuklar tedavi görseler bile art arda yine strep boğaz enfeksiyonuna yakalanır. 

Çalışmada, Kaliforniya’daki La Jolla İmmunoloji Enstitüsü’nden immünolog Shane Crotty ve meslektaşları, boğazın arkasında bulunan ve 5-18 yaşları arasında kaldırılan bağışıklık dokusu olan bademcikleri inceledi. Çocuklardan bazılarının tekrarlayan strep enfeksiyonları nedeniyle bademciklerini aldılar. Diğerlerinin bağdemcikleri, büyütülmüş bademciklerin neden olduğu uyku apnesini çözmek için alındı.

Ekip, mikroskop altında doku bölümlerine baktı ve tekrarlayan strepli çocukların germinal merkezler olarak adlandırılan daha küçük bağışıklık yapılarına sahip olduğunu ve merkezlerin belirli bir tür bağışıklık hücresi, bir tür T hücresi olduğunu buldu. Bu T hücreleri, B hücreleri olarak bilinen diğer immün hücrelere, vücudun bir enfeksiyonla savaşmasına yardımcı olan antikorlar üretir.

Tekrarlayan strepli çocuklarda, patojenlere karşı immün yanıtı engelleyen, A grubu Streptokok adı verilen bakteriler tarafından kullanılan bir proteine karşı daha az antikor vardı. Crotty “Bu çocukları enfeksiyonlara daha duyarlı hale getirebilir.” diyor

Chicago Ann & Robert H. Lurie Çocuk Hastanesi bulaşıcı hastalık konusunda uzmanlaşmış ve çalışmaya dahil olmayan çocuk doktoru Stanford Shulman ,bazen tekrarlayan strep enfeksiyonu geçirmiş olarak sınıflandırılan çocukların, aslında bakterilerin bademciklerinde gizli kaldığı, ancak semptomlara neden olmadığı anlamına gelen grup A Streptokok taşıyıcıları olduğunu söylüyor. Shulman, “Bu gibi durumlarda, viral bir enfeksiyondan kaynaklanan bir boğaz hala bir testte strep olarak ortaya çıkacaktır. Okul çağındaki çocukların yaklaşık yüzde 20’sinin A grubu Streptokokun kronik taşıyıcıları olduğu tahmin edilmektedir.Çalışma raporlarının, strepe karşı görülen hatalı bağışıklık tepkisinin, bazı çocukların aktif strep enfeksiyonlarından ziyade bakterilerin taşıyıcısı olmaları nedeniyle olabileceği muhtemeldir. Gelecekteki çalışmalarda, hangi çocukların tekrarlayan enfeksiyonları olduğunu ve hangi çocukların strep taşıyıcıları olduğunu belirlemek yararlı olacaktır” diyor.

Kaynak: Science News

[zombify_post]

Gıda Kaynaklı Zehirlenmeleri Engelleyebilecek Yenilik

Ambalajında parlayabilen sensörlere sahip gıdalar,tüketicinin hastalanmasına yol açan bakterilerden kaçınmasına yardımcı oluyor.

       Ambalajdaki sensörler sizi bozulmuş (bakteri üretmiş)yiyecekleri tüketmemenize karşı uyarır. Plastik sensörlü ambalajlar gıdaları zehirli hale getirecek  bakterileri tespit edebilir.

      Carlos Filipe, Kanada’daki McMaster Üniversitesi’nde kimya mühendisidir. Carlos Filipe ve ekibi yeni sensörler geliştirdi. Sensörleri yapmak için, araştırmacılar E. Coli bakterisi varlığında parlayan molekülleri esnek bir film ile kapladılar. E.coli bakterileri genellikle zararsızdır. Ancak bu bakterilerin bazı türleri insanları ciddi şekilde hasta edebilir.Bu bakterilere maruz kalmanın temel kaynağı ise yiyeceklerdir.

Escherichia coli bakterisi      Üretilen bu yeni sensör, E. coli bakterilerinin ürettiği moleküllerin çevresinde parlıyor. Yani sensör bakterinin orada olup olmadığını bilmek için bakteriyle doğrudan temas etmek zorunda değil. Bu sensörler ışık yayarak kendilerini belli ederler. Bu parıltı normal ışık altında görünmez. Bunu tespit etmek için bir ultraviyole lamba veya floresan tarayıcı altında bakılmalıdır. Üretilen sensörler posta pulu boyutunda ,araştırmacılar bu plastik sensörleri ilk kez E. coli içeren  et ve elma suyu üzerinde test ettiler. Sensörler parlak bir şekilde aydınlandı. Ancak sensörler, bozulmamış gıda örnekleri üzerinde denendiğinde parlamadılar.

     Farklı bilim insanları,  parlayan floresansı tespit etmek için akıllı telefonlarda çalışabilen uygulamalar geliştirdiler.Carlos Filipe, insanların gıda paketlerini  açmadan önce evde gıdaları kontrol etmek için bu uygulamayı kullanabileceklerini söylüyor . Gıda sensörü parlıyorsa, yiyeceklerin güvensiz olduğunu anlayabilirlerdi.Böylelikle müşteriler ürünleri satın almadan önce çok kısa süren bu gıda kontrolünü  yaparak bozulmuş gıdaları satın almaktan kaçınabilirler.

Salmonella Bakterisi

McMaster Üniversitesi Salmonella bakterisi için de benzer bir sensör üretebileceğini söylüyor.Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, Salmonella ve E. coli gibi bakterilerin bulunduğu gıdalardan kaynaklı hastalıklar her yıl dünya çapında 420.000 kişiyi öldürüyor.Ancak dahili mikrop monitörlü gıda ambalajı, insanları kusurlu gıdalara karşı  uyarabilir, böylelikle gıda kaynaklı ölümler azalır.

KAYNAK: Bad food? New sensors will show with a glow  https://www.sciencenewsforstudents.org/article/bad-food-new-sensors-will-show-glow

[zombify_post]

Bilim İnsanları Kanseri Başlamadan Durduran Hücresel Bir Süreç Buldu

Kanserin büyümesinde etkili olduğu düşünülen ‘hücresel geri dönüşüm’ süreci aslında önlenebilir.

Tıpkı ayakkabı bağcıklarında bulunan plastik uçların bağcıkları koruduğu gibi telomer adı verilen moleküler uçlar da kromozomların uçlarını korur ve hücreler, sürekli olarak DNA’larını bölüp çoğalttıklarında kaynaşmalarını önler. Ancak plastik uçları kaybetmek bağcıkların birbirine karışmasına yol açarken, telomer kaybı kansere neden olmaktadır.

Telomerlerin kanserle olan ilişkisini inceleyen Salk Enstitüsü bilim insanları şaşırtıcı bir şey keşfetti: Genellikle hayatta kalma mekanizması olarak düşünülen ‘otofaji’ adı verilen hücresel geri dönüşüm süreci, aslında hücrelerin ölümünü teşvik ediyor ve böylece kanserin başlamasını önlüyor.

23 Ocak 2019’da Nature Dergisi’nde ortaya çıkan çalışma, otofajiyi tamamen yeni bir tümör baskılayıcı yol olarak ortaya çıkarıyor ve kanseri durdurmak amacıyla süreci engellemeye yönelik tedavilerin bunu daha erken bir zamanda ve istem dışı destekleyebileceğini öne sürüyor.

Salk Moleküler ve Hücre Biyolojisi Laboratuvarı profesörü ve makalenin kıdemli yazarı Jan Karlseder, “Bu sonuçlar büyük bir sürpriz oldu.” diyor. “Hücrelerin kontrolden çıkmasını ve kanserli hale gelmesini önleyen birçok kontrol noktası var, ancak otofajinin onlardan biri olmasını beklemiyorduk.”

Her seferinde hücreler büyümek ve bölünmek için DNA’larını çoğalttıklarında, telomerleri biraz daha kısalır. Telomerler, kromozomları artık aktif bir şeklide koruyamayacakları kadar kısaldıklarında, hücreler kalıcı olarak bölünmeyi durduracak bir sinyal alır. Ancak kansere neden olan virüsler veya diğer faktörler nedeniyle zaman zaman hücreler mesajı alamaz ve bölünmeye devam eder. Tehlikeli derecede kısa veya eksik telomerlerle hücreler, korunmasız kromozomların kaynaşıp işlev göremediği, bazı kanserlerin ayırt edici özelliği olan disfonksiyonel (kriz) adı verilen bir duruma girer.

Karlseder’in ekibi krizi daha iyi anlamak istedi çünkü kriz prekanseröz (tedavi edilmezse kansere dönecek doku) hücrelerin, tam gelişmiş kansere devam etmesini önleyen yaygın hücre ölümüyle sonuçlanır ve bu yararlı hücre ölümünün altındaki mekanizma tam olarak anlaşılamamıştır. 

Karlseder laboratuvarında doktora sonrası araştırmacı ve makalenin ilk yazarı olan Joe Nassour, “Birçok araştırmacı, krizde hücre ölümünün otofaji ile birlikte programlanmış iki hücre türü ölümünden biri olan apoptozis yoluyla gerçekleştiğini varsayıyor.” diyor. “Ama kimse bunun gerçekte böyle olup olmadığını anlamak için deneyler yapmadı.”

Karlseder ve Nassour, kriz ve tipik olarak ortaya çıkan hücre ölümünü araştırmak için normal olarak büyüyen hücreleri, krize zorladıkları hücrelerle karşılaştırdıkları bir dizi deney yapma amacıyla sağlıklı insan hücrelerini kullandılar. 

Krizde meydana gelen başlıca ölümden hangi tür hücre ölümünün sorumlu olduğunu öğrenebilmek için hem apoptozis hem de otofajinin morfolojik ve biyokimyasal belirteçlerini incelediler. Her iki mekanizma da normal olarak büyüyen hücrelerdeki az miktarda ölen hücreden sorumlu olmasına rağmen, otofaji, daha fazla hücrenin öldüğü kriz grubundaki baskın hücre ölümü mekanizmasıydı.

Araştırmacılar, daha sonra kriz hücrelerindeki otofajiyi önlediklerinde ne olacağını araştırdılar. Sonuçlar çarpıcıydı: otofaji yoluyla hücre ölümü olmadan hücreler yorulmaksızın çoğaldı. Ayrıca ekip, bu hücrelerin kaynaşmış ve şekil değiştirmiş kromozomlarına baktığında, kanserli hücrelerde görülen türdeki ciddi DNA hasarının meydana geldiğini ve otofajinin önemli bir erken kanser baskılama mekanizması olduğunu ortaya koydu.

Son olarak ekip, normal hücrelerde ya kromozomların uçlarına – telomer kaybıyla- ya da ortadaki bölgelere belirli DNA hasarı oluşturdular. Telomer kaybı olan hücreler otofajiyi aktive ederken,DNA hasarı olan hücreler diğer kromozomal bölgelerde apoptozisi aktive eder. Bu apoptozisin DNA hasarı nedeniyle kanser öncesi oluşan hücreleri yok eden tek mekanizma olmadığını ve telomerlerle otofaji arasında doğrudan karşılıklı konuşma olduğunu göstermektedir.

Çalışma, otofajinin, kanser hücrelerinin kontrolsüz büyümesini sağlayan bir mekanizma olmaktan ziyade, aslında bu büyümeye karşı koruyucu bir kalkan olduğunu ortaya koymaktadır. Otofaji olmadan tümör, baskılayıcı genler gibi diğer güvenlik önlemlerini yitiren hücreler kontrolsüz bir büyüme, sık görülen DNA hasarı ve sıklıkla kanserden oluşan bir kriz durumuna geçer.

Karlseder , “Bu çalışma heyecan verici çünkü bu yeni keşiflerin çoğunu temsil ediyor. Hücrelerin krizden sağ çıkmasının mümkün olduğunu bilmiyorduk; otofajinin krizdeki hücre ölümüyle ilgili olduğunu bilmiyorduk ;otofajinin genetik hasar birikimini nasıl önlediğini kesinlikle bilmiyorduk. Bu, sürdürmeye istekli olduğumuz yepyeni bir araştırmanın kapısını açıyor.” diye ekliyor.

Kaynak: In surprising reversal, scientists find a cellular process that stop cancer before it starts https://www.sciencedaily.com/releases/2019/01/190123131706.htm

[zombify_post]

Bilim Uğruna Kendini Feda Eden Bilim İnsanları

Bu yazımda deneyleri sayesinde günümüze ışık tutan, buluşları sayesinde hayatımızın kolaylaşmasını sağlayan bazı bilim insanlarına yer vereceğim.

Her bilim insanın hikayesi farklı olsa da amaçları aynıydı: Bilim için faydalı olmak. İşte bu yolda kendini feda eden bazı bilim insanları:

   Carl Scheele (1742 – 1786): İsveç asıllı Alman eczacı ve kimyager olan     Scheele oksijen, molibden, tungsten, manganez ve klorin gibi elementleri     bulmuştur. Ancak ilginç bir şekilde çalıştığı her kimyasalın tadına bakma gibi     bir özelliği vardı ve 1786 yılında hidrojen siyanürü tattığı için ölmüştür.

   Alexander Bogdanov (1873-1928): Rus doktor, filozof, ekonomist ve bilim      kurgu yazarıydı. Bogdanov, 1924 yılında kan transfüzyonu deneylerini yapmaya başladı. Bogdanov, bu deneylerle hiç yaşlanmayan ebediyen genç insanı yaratma amacındaydı. Bu çalışmalar kapsamında aralarında Lenin’in kardeşi Maria Ulianova’nın da bulunduğu birçok kişi Bogdanov’un deneylerine katıldı. 11 kan transfüzyonu deneyi gerçekleştiren Bogdanov, bu deneyler sonunda, deneklerdeki görme bozukluklarının, saç dökülmelerinin durdurulabilindiğini fark etti. Ancak 1928’de kendi üzerinde yaptığı 12’nci test sırasında yanlış kan tipi sebebi ile hayata veda etti.

Marie Curie(1876-1934): Varşova doğumlu kimyacı Marie Curie, radyoaktivite konusundaki çalışmalarda bir öncüydü ve Nobel ödülünü kazanan ilk kadın oldu. Yıllar boyunca ölüm sebebinin aşırı radyasyona maruz kalmak olduğu iddia edildi. Ancak 1995 senesinde Curie’nin vücudundan kalanları analiz eden bir radyoloji uzmanı, ölüme sebep olmayacak dozda radyasyona maruz kaldığını iddia etti. Bu konu günümüzde halen tartışılmaktadır ve kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Robert Bunsen(1811-1899): Mineralojik ve analitik kimya üzerine çalışmış Alman kimyagerdir. Gustav Robert Kirchoff ile beraber sezyum ve rubidyum elementlerini keşfetmiş, ısıtılan elementlerin emisyon spektrumlarını incelemiş ve spektral analizi bulmuştur. "Bunsen burner" olarak bilinen, laboratuvarda kullandığımız ısıtıcı "bek"lerin bulucusu olan kimyager Bunsen, bulduğu beki test ederken kör olmuştur.

Sir Humphry Davy(1778-1829): İngiliz olan bilim adamı Sir Humphry Davy Bileşikleri elektrik enerjisiyle ayrıştırmış ve elementleri saf olarak elde etmiştir. Bristol'deki, ciğer hastalarının tedavi edildiği hastanede yaptığı çalışmalarla 1799'da azot protoksidin güldürücü etkisini buldu. Türlü gazların fizyolojik etkilerini kendi üzerinde yaptığı deneylerle inceledi.Üstün zekasının yanı sıra bulduğu yanıcı gazların özelliklerini test eder iken yanarak ölmüştür.

Elizabeth Aschheim (1865-1905):Elizabeth Fleischmann-Aschheim, dünyanın ilk radyologlarından biriydi. Liseyi hiç bitirmemiş olmasına rağmen, kendini çalışmaya adamış ve alanında öncü olmuştur. Ancak, ne kadar tehlikeli X-ışını radyasyonunun olabileceği tam olarak anlaşılmamıştır. Koruyucu ekipman önerilmeye başlandıktan sonra bile Aschheim, hastalarını korkutabileceğini söyleyerek bunu takmayı reddetti. Bu yüzden 46 yaşında radyasyon zehirlenmesinden öldü.

Louis Alexander(1910-1946):Manhattan Projesi’nde görev almış, Kanadalı fizikçi ve kimyager Louis Alexander Slotin’ın II. Dünya Savaşı sırasında Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda araştırmalar yapmış, uranyum ve plütonyum çekirdeklerinin kritik kütlesini hesaplamaya çalışmıştı.21 Mayıs 1946’da yaptığı fisyon deneyinde yoğun miktarda katı yayınım açığa çıktı; bu durum, Slotin’in dokuz gün içinde yaşamını yitirmesine yol açtı.

Michael Faraday(1791-1867): 19. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri olan Faraday, elektromanyetik ve Elektroliz üzerinde çalışmalar yürüttü. Klor gazını sıvılaştırmayı başaran ilk kişidir ve elektrik motorunu icat etmiştir.8 yıl boyunca aralıksız süren deneysel ve kuramsal çalışmaların sonunda 1839'da sağlığı bozulan Faraday rahatsızlanarak tedavi görmek zorunda kaldı.

Thomas Midgley(1899-1944):Kurşunlu benzini bulan Thomas Midgley övgülerin yanı sıra atmosfere en çok zarar veren kişi olarak tarihteki yerini aldı. Daha sonrasında ise kurşun zehirlenmesi ve felç geçirip 51 yaşında yatalak kaldı. Yatalak kalmasının yanında boş durmayan Midgley yataktan kendini kaldıracak bir düzenek geliştirdi. 55 yaşında geliştirmiş olduğu düzenekte ki bir ip tarafından boğularak öldü.

David Brewster(1781-1868): İskoç mucit, bilim adamı ve yazardır.İlgi alanı optik ve ışığın kırınımı çalışmaları olmuştur.Optik üzerinde En önemli çalışması Brewster açısı'dır Ayrıca kaleidoskop'un mucididir.Optik ve Işık üzerinde yaptığı bilimsel çalışmalar neticesinde 1831 yılında göz sağlığını yitirdi ve 1868 yılında ölene kadar kör olarak yaşadı.

[zombify_post]

Çinli Bilim İnsanları İlk Kez Genetiği Değiştirilmiş Primatlar Klonladı

Çinli bilim insanları genetik olarak değiştirilmiş primatlar klonlayarak tarihe bir imza attı.

Bir yıl önce, bilim insanları ilk primatı bir çekirdek transfer tekniği ile klonlayarak atılımlar yapmıştılar, şimdi bir adım daha ileri gittiler.

En son araştırma, Şanghay'daki Çin Bilimler Akademisi Nörobilim Enstitüsü'nde doğan beş bebek makakını içeriyordu. Tüm primatlar, donör maymunun derisinden alınan fibroblasttan türetilen aynı genlere sahiptir. Ayrıca, CRISPR/Cas9 ile (CRISPR-Cas9 genetikçilerin ve tıp araştırmacılarının, genomun çeşitli kısımlarına ekleme, çıkarma ya da DNA dizilimininde değişim yapmalarına olanak tanıyan özgün bir teknolojidir.) gen düzenleme teknolojisi kullanılarak vericide değiştirilen bir genin bir kopyasını taşıdılar. Gen genellikle memelilerde belirli biyolojik ritimleri yöneten düzenleyici bir protein taşır. Genin değiştirilmiş versiyonunda bu protein üretilmez. Sonuç olarak bebek makaklarının gece uykusu ve daha fazla hareket de dahil olmak üzere sirkadiyen bozuklukları (özetle vücut saatidir) göstermesidir. Maymunlar şizofreni benzeri davranışları gösterir. Test konuları da şizofreni benzeri davranışlarla birlikte anksiyete ve depresyon belirtileri gösteriyor.Nörobilimci Hung-Chun Chang,"sirkadiyen ritim bozukluğu, uyku bozuklukları, diyabet, kanser ve nörodejeneratif hastalıklar da dahil olmak üzere birçok insan hastalığına yol açabilir" diyor.

Araştırma haberleri, insan embriyolarını düzenleyen He Jiankui'yi çevreleyen tartışmalardan sonra, bebeklerin HIV'E karşı bağışıklık sağlaması için bilimsel topluluklarda bazı rahatsızlıklara neden olmaktadır.CRISPR teknolojisinin kullanımı, denemelerinin duyurusunu takiben inceleniyor. 

Dr. He, iddia edilen etik olmayan araştırmalar için ciddi bir ceza ile karşı karşıya kalacağını belirten Çinli yetkililer tarafından soruşturma altında.

Makak araştırmasının yapıldığı CAS'taki Nörobilim Enstitüsü, hayvan araştırmaları için sıkı uluslararası kurallar çerçevesinde faaliyet gösterdiklerini belirtmek için hızlı davrandılar.

Her iki çalışmada da Nörobilim Enstitüsünü yönlendiren ve projeyi denetlemeye yardımcı olan ortak yazar Mu-Ming Poo,"Bu çalışma, birçok laboratuvarın koordineli çabalarını gerektiriyordu ve CAS tarafından çok vurgulanan verimli ekip çalışmasının açık bir örneği olarak hizmet ediyor.Bu araştırma, şu anda dünya çapında biyomedikal araştırmalarda kullanılan makak maymunlarının miktarını azaltmaya yardımcı olacak"diyor ve Poo devam ediyor "Genetik arkaplan müdahalesi olmadan, hastalık fenotipleri taşıyan çok daha az sayıda klonlanmış maymun, terapötiklerin etkinliğinin klinik öncesi testleri için yeterli olabilir.” 

Diğerleri ise aynı fikirde değil. Laboratuar, geçen yıl ilk klonlama sonuçlarını yayınladığında, birçok kişi, hayvanların çektiği acının nihai sonuçlara değip değmediğini sorguladı.

İngiliz gazeteci Chas Newkey-Burden geçtiğimiz Ocak ayında The Independent Gazetesi'nde "Klonlama işleminden sonra maymun rahatsız edici koşullarda yaşamaya başladı ve birkaç gün sonra öldü.Yetkililer bize bu bebeklerin isimlerini söylemiyor.”dedi.

Avustralyalı araştırmacı ve hayvan refahı, etik ve hukuk uzmanı Avustralya'daki Griffith Üniversitesi'nden Deborah Cao, hayvan modellerinin beklediğimiz kadar kolay bir şekilde insan biyolojisine çevrilmediğini hatırlatıyor.

Cawe Newsweek'e “Bu tür deneylerde kullanılan maymun sayısını azaltmanın en iyi yolu bu tür hayvan deneylerini durdurmaktır” dedi.

"İnsanlar için insanlık dışı primat hastalık modelleri geliştirmek yerine, insanlar için insan hastalığı modelleri geliştirmeliler."

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=8RhF1J2UE6M?wmode=opaque&w=640&h=360]

Kaynak: Genetically Altered Primates Cloned for the First Time https://interestingengineering.com/genetically-altered-primates-cloned-for-the-first-time

[zombify_post]

Sofra Tuzu Ve Kabuklu Deniz Ürünleri Plastik İçeriyor Olabilir

Çin’de bulunan mikroplastikler büyük bir küresel soruna işaret olabilir.

Deniz tuzu, dünyanın birçok bölgesinde tuzlu sudan çıkarılır. Çin’de tüketilen deniz tuzunun büyük bir kısmı plastik mikroplastiklerle  kirlendi.
Bilim insanları, Çin genelinde süpermarketlerden incelenmek üzere alınan örnek tuzlarda mikroplastik olarak bilinen küçük plastik parçacıkları buldular. Araştırmacılar 15 farklı  marka tuzu analiz etti. Denizlerden ve göl suyundan yapılan  sofra tuzunda plastik parçacıkları ayıkladılar.  Ayrıca yeraltı yataklarından elde edilen  Kaya tuzunda da plastik parçacıklarına rastladılar. Bununla birlikte şimdiye kadar, deniz tuzu en çok plastik içeren tuz türüydü. İkinci bir çalışmada aynı bilim insanları, kabuklu deniz hayvanlarında da benzer plastik lifler buldu. 

Bu bulgular bilim insanlarına şaşırtıcı gelmedi. Çünkü yıllar boyunca yapılan çalışmalar okyanus suyunda mikroplastikler olduğunu göstermiştir. 2011 yılında, bilim insanları naylon ve plastik türevlerinden yapılmış giysilerin yıkandığında içerdiği plastiği suya akıttığını söyledi . Yıkama suyu ise bu kirliliği nehirlere ve okyanusa taşıdı. Plastik parçaçıklar o zamandan beri deniz canlılarından çıkmaya başladı. Bilim insanları deniz tuzunun kilogram başına 550-680, her bir kilogram göl tuzunun 43-364, kaya tuzlarının ise kilogram başına  7-204 mikroplastik içerdiğini açıkladı.

Woods Hole’de Deniz Eğitim Derneği’nde bir okyanus uzmanı olan Kara Lavender Law ” Çok ilginç yerlerde plastik bulabiliyoruz.” diyor. Law, plastikleri incelediğinde şunları da belirtti: “Tuzlarda, okyanuslarda, havada.. Plastikler her yerdeler.”

Kara Lavender, yeni çalışmalarda inceleme yapmadı. Ancak Law, Çin’deki tuzdan plastiklerin izole edilemeyecek kadar ciddi boyutlarda olduğunu söylüyor. Kara Lavender, mikroplastikler diğer bölgelerdeki deniz tuzlarında da bozulma yapabilir, diye uyardı. Şimdilik kimse tehdidin farkında değil.

Huahong Shi bu konu hakkında yeni bir araştırmaya öncülük etti. Shangai’de ki bir üniversitede ekotoksikolog olarak çalışan Shi, kirlilik faktörlerinin bitkileri, hayvanları ve diğer organizmaları nasıl etkilediğini inceledi. Shi ve meslektaşları deniz tuzlarının mikroplastik içerebileceğinden şüpheleniyorlardı. Yaptıkları onlarca araştırmadan sonra kendilerini, dünyanın dört bir yanındaki denizlerden numune alırken buldular. Deniz tuzlarının haricinde kaya tuzunda mikroplastiklere rastlamak araştırmacıları şaşkına uğratmıştı. Lance Yonkos “Kaya tuzlarının mikroplastik içermesi olanaksız, kaya tuzu okyanuslara plastikleri boşaltmaya başlamadan önce binlerce yıllık tuzları biriktiren eski denizlerin ürünüdür.”  diye açıklıyor.

Maryland Üniversitesi’nde bir su toksikoloğu olan ve zehirli kimyasalların suda yaşayan hayvanları nasıl etkileyeceği üzerine çalışan Yonkos, ”Bu durum, insan faaliyetlerinin gerçekten küresel sonuçlarının örneğidir. Bir zamanlar okyanusların büyüklüğüne sadece atıklarımızla uğraşması için güvendik. Şimdi durumun o kadar basit olmadığını görüyoruz.” diyor. 

Kaynak

Table salt and shellfish can contain plastic https://www.sciencenewsforstudents.org/article/table-salt-and-shellfish-can-contain-plastic

[zombify_post]

Telefonunuzu Veya Dizüstü Bilgisayarınızı Haftalar Boyunca Şarj Etmek Zorunda Olmadığınızı Düşünün

Florür iyonlarına dayalı yeni bir pil konsepti batarya ömrünü uzatabilir.

Science dergisinde yer alan yeni bir çalışmada, Caltech’in Nasa için yönettiği Caltech ve Jet Propulsion Laboratory (JPL), ayrıca Honda Araştırma Enstitüsü ve Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı gibi çeşitli kurumlarda bulunan kimyagerler, flor elementinin negatif yüklü formu ve florüre dayalı şarj edilebilen piller üretmenin yeni bir yolunu buldu.

Caltech’in Victor ve Elizbeth Atkins Kimya Profesörü ve 2005 yılı Nobel Kimya Ödülü kazanan Robert Grubbs “Florürlü piller daha yüksek bir enerji yoğunluğuna sahip olabilir, bu da bugün kullanılan pillerden 8 kata kadar daha uzun süre dayanabilecekleri anlamına gelir.” diyor. “Ancak florür, özellikle de çok aşındırıcı ve reaktif olduğu için çalışmak zor olabilir.” diye de ekliyor.

1970’lerde araştırmacılar, katı bileşenler kullanarak şarj edilebilir florürlü piller yapmaya çalıştı ancak katı haldeki piller sadece yüksek sıcaklıklarda çalışır ve günlük kullanım için pratik değildir. Yeni çalışmada araştırmacılar, florürlü pillerin sıvı bileşenler kullanarak nasıl çalışacaklarını belirlediklerini ve sıvı pillerin oda sıcaklığında kolayca çalışabildiklerini ortaya koydu.

JPL’de kimyager ve yeni çalışmanın yaratıcısı Simon Jones “Hala geliştirmenin ilk aşamalarındayız ancak bu oda sıcaklığında çalışan ilk şarj edilebilir florür bataryadır.” diyor.

Piller, negatif ve pozitif elektrotlar arasında yüklü atomları (veya iyonları) kapatarak elektrik akımlarını çalıştırır. Bu elektrotlar arasında gidip gelme işlemi sıvılar söz konusu olduğunda oda sıcaklığında daha kolay ilerler. Lityum-İyon pillerde lityum, sıvı bir çözelti veya elektrolit yardımı ile elektrotlar arasına yerleştirilir.

Caltech’teki kimya profesörü ve ortak araştırmacı Thomas Miller, “Bir pili şarj etmek, bir topu bir tepeye itmek ve sonra tekrar tekrar geri gelmesine izin vermek gibidir. Enerjiyi depolamak ve kullanmak arasında ileri geri gidin.” diyor.

Lityum iyonları pozitif (katyon) olurken yeni çalışmada kullanılan florür iyonları negatif (anyon) yüklüdür. Pillerdeki anyonlarla çalışmanın hem zorlukları hem de avantajları vardır.
Florürlü pillerin katı hal yerine sıvı halde çalışmasını sağlayan anahtar noktanın bis(2,2,2-trifloroetil) veya BTFE olarak da adlandırılan elektrolit bir sıvı olduğu ortaya çıktı. Bu çözücü, florür iyonunu sabit tutmaya yardımcı olur böylece elektronları pil içinde ileri geri taşıyabilir. Jones şu anda Kuzey Carolina Üniversitesi Chapel Hill’de okuyan ve aynı zamanda stajyeri olan Victoria Daves’in BTFE’yi ilk deneyen kişi olduğunu söyledi. Jones’un başarılı olacaklarına dair çok fazla umudu olmamasına rağmen ekip yine de denemeye karar verdi ve çok iyi çalıştığını görünce de büyük bir şaşkınlığa uğradı.

  Bu noktada Jones, çözümün neden işe yaradığını anlamak için Miller’e döndü. Miller ve çalışma grubu, reaksiyonun bilgisayar simülasyonlarını yürüttüler ve BTFE’nin hangi yönlerinin florürü stabilize ettiğini belirlediler. Bunun sonucunda ekip, BTFE çözümünü ayarlayabildi ve performansını arttırmak için katkı maddelerini değiştirdi.

Jones, “Uzun ömürlü piller yapmanın yeni bir yolunu açıyoruz” diyor. “Florür, pillerde bir geri dönüş yapıyor.”

Kaynak

Focusing on the negative is good when it comes to batteries https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181206141209.htm

[zombify_post]

2018 Uzayda Yoğun Geçti!

Bazı yeni uzay araçları 2018’de göreve başlarken, bazıları son performansını sergiledi.

Parker Solar Probe illustrationParker Güneş Probu, 12 Ağustos 2018’de güneşe doğru yolculuğa başladı.

Yeni Tanıştıklarımız


1.TESS Gezegen Arayışı İçinde

Kasabada yeni bir gezegen avcısı var. Güneş sistemi dışındaki yaşanabilir gezegenleri aramak için tasarlanan uzay aracı TESS, yörüngesel gezegenlerin işaretlerini bulmak için gökyüzündeki en yakın ve en parlak yıldızları aramak için 18 Nisan’da fırlatıldı.

TESS, biri büyük ölçüde suya doymuş olabilecek en az iki yeni dünyayı tespit etti.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline1.jpgTESS

2. Parker Solar Probe Güneşi Hedefliyor.

12 Ağustos’ta görevine başlayan Parker, ilk yakın uçuşunu 5 Kasım’da yaparken ilk verilerini de Aralık ayında Dünya’ya iletti. Gelecek yedi yıl boyunca ısıya dayanacak şekilde inşa edilmiş olan Parker, güneş yüzeyine yaklaşık 6 milyon kilometre ulaşacak ve doğrudan güneşin incecik koronasını doğrudan örnekleyecek şekilde, güneşe daha da yaklaşacak.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline2_REV.jpgParker Solar Probe Uzay Aracı

3. InSight Mars’a İniş Yaptı.

26 Kasım’da hedefine ulaşan NASA’nın Mars görevlisi InSight, hala hareketsiz dururken tüm gezegeni keşfedecek. Bir sismometre, bir ısı ve zaman probuna sahip olan InSight, Mars’ın içeride nasıl bir yer olduğunu bulmak için “Marsquake”leri dinleyecek.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline3.jpgInSight bu fotoğrafı 26 Kasım’da Mars yüzeyinden çekti.

4. MASCOT ve MINERVA-II
Görevini MINERVA-II1A ve MINERVA-II1B araçlarının eşliğinde gerçekleştirecek olan ‘MASCOT ‘ yüzey keşif aracı, sahip olduğu kısıtlığı pil ömrü nedeniyle görevini asteroide inişinden itibaren geçen 16 saat içerisinde tamamlamak durumunda.

Bir asteroide ilk inen robot üçlüsü oldu. Japonya’nın ikiz MINERVA-II araçları ve Almanya’nın MASCOT aracı Japonya’nın Hayabusa2 uzay gemisine asteroit Ryugu’ya gitti. MINERVA-II robotları, 21 Eylül’de etrafına indi ve asteroit yüzeyinin diğer dünya resimleri ve ölçümlerini aldı. MASCOT 3 Ekim’de yüzeye indi. Sadece 16 saat kadar yaşayacak şekilde tasarlanan MASCOT, araştırmacıların bildirdiğine göre, Ryugu’nun neredeyse hiçbir manyetik alana sahip olmadığına ilişkin bulgularla asteroitin iç kısmına ilişkin öngörü sağladığını açıkladı. Gelecek yıl, Hayabusa2 bir asteroit örneği alacak ve 2020’de Dünya’ya geri getirecek.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline4.jpgMASKOT ve MINERVA-II ikizleri asteroit Ryugu’yu keşfetti. (İllüstrasyon)

Güle Güle Dediklerimiz

5. Kepler İçin Hattın Sonu

Diğer yıldızların orbitallerindeki gezegenlerin gözlemlenmesi için 2009’da fırlatılan gezegen avcısı Kepler Uzay Teleskobu kasım öncesinde yakıtını tüketti. Yaşam için doğru koşullara sahip olabilecek binlerce yeni dünyayı olağanüstü bir şekilde keşfedip bu gezegenlerin Samanyolu’ndaki yıldızları geride bırakabileceği olasılığını gösterdi.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline5.jpg

Güneş Sistemi Dışındaki Gezegenlerin Avcısı Kepler

6.Şafakta Alacakaranlık

Kepler’in yakıtının bitmesinden iki gün sonra NASA, Dawn’ın son mesajını gönderdiğini açıkladı. Uzay gemisi yörüngede gezerken, noktaları önce asteroit Vesta ve sonra cüce gezegen Ceres oldu. Kepler, iki dünyanın da Mars ve Jüpiter arasındaki asteroit kuşağında yaşadıkları halde önemli ölçüde farklı geçmişlere sahip olduğunu gösterdi. Yakıt bitimiyle Dawn, yıllarca Ceres’in yörüngesinde sessizce dolaşacak.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline6.jpgDawn Asteroit Kaşifi

7.Kaçırılmış Fırsat

Usta Mars gezici Opportunity bu baharda bir toz fırtınasına kurban düştü ve görev yöneticileri başıboş dolaşıp son vermesinden korkuyor.
Fırtına 30 Mayıs’ta başladı ve tüm gezegeni kapladı. Fırtınaya bağlı toz Opportunity’nin günei panellerinin şarj olmasına engel olacak kadar çoktu ve şarj olamayan araç haziran ayında kendini uykuya aldı.

Toz Ağustos ayında temizlendi ama Opportunity’den henüz bir çağrı gelmedi. Gezgin yenilmesi zor olan rekorlara imza attı,2004’te yaklaşık 93 Dünya günü (90 Martian günü) sürmesi beklenen bir görev için indikten sonra Opportunity 14 Dünya yılı kadar zamanda 45 kilometreden fazla dolaştı.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline7.jpgAylarca süren toz fırtınası sonrası hala uykuda olan Opportunity Mars rover bu selfieyi kendi toz kaplı güneş panellerinden (ortada) aldı. 

8.Cassini Aktarıma Devam Ediyor

Doğru, 2017 yılında Cassini’ye ağlamaklı bir vedada bulunulduğu söylenmişti. Ancak bu yıl bilim insanları gezegenin halkalarından atmosferine düşen şaşırtıcı derecede karmaşık bir kimyasal kokteyl olan “halka yağmuru” ölçümleri de dahil olmak üzere, uzay aracının Satürn’den aldığı son verilerden bazılarını analiz ettiler ve “Cassini’nin verilerinden daha fazla analiz geleceğinden emin olabilirsiniz.” notunu düştüler.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline8.jpgCassini geçen yıl Satürn’e girdi, ancak uzay aracının topladığı veriler şaşırtmaya devam ediyor.

Kaynak:

2018 was a busy year in space https://www.sciencenews.org/article/space-missions-spacecraft-launches-2018-yir?tgt=nr

[zombify_post]

Parkinson İçin Programlanabilir Hücre

Japon beyin cerrahları, Parkinson hastası bir hastanın beynine ilk kez programlanabilir hücre implante ettiler.

 Japon beyin cerrahları, Parkinson hastası bir hastanın beynine ilk kez programlanabilir hücre implante ettiler. Bu durum, sadece bir embriyonik hücre durumuna gelecek şekilde, deri gibi vücut dokularının hücrelerini yeniden programlayarak geliştirilen uyarılmış pluripotent kök hücreleri (ing. induced pulirpoten stem cell= iPSC) kullanılarak bir terapinin denendiği bir uygulamadır Böylece embriyonik benzeri bir duruma geri dönerler.

Kyoto Üniversitesi’ndeki bilim adamları, nörotransmiter dopamini üreten nöronlara iPS hücrelerini habercilerine dönüştürmek için tekniği kullanıyor. Parkinson hastalığı olan kişilerde dopamin üreten nöronların bir eksikliği, titremelere ve yürümeye zorluğa neden olabilir. 

Ekim ayında, Kyoto Üniversitesi Hastanesi’nde beyin cerrahı Takayuki Kikuchi, 50’li yaşlarında bir hastanın beynine 2.4 milyon dopamin prekürsör hücresini implante etti. Üç saatlik prosedürde, Kikuchi’nin ekibi hücreleri dopamin aktivitesi merkezleri olarak bilinen 12 alana yatırdı. Dopamin prekürsör hücrelerinin, maymunlarda Parkinson hastalığının semptomlarını iyileştirdiği gösterilmiştir. 

Kök hücre uzmanı Jun Takahashi ve Kyoto Üniversitesi’ndeki meslektaşları, üniversitede depolanan iPS hücrelerinin bir stokundan dopamin öncü hücrelerini türetmişlerdir. Bunlar, anonim bir donörden alınan cilt hücrelerini yeniden programlayarak geliştirilmiştir. Takahashi, “Hasta iyi gidiyor ve şimdiye kadar büyük bir yan etki görülmedi” diyor. Ekip altı ay boyunca onu gözlemleyecek ve herhangi bir komplikasyon ortaya çıkmazsa, beynine bir başka 2.4 milyon dopamin prekürsör hücresi yerleştirecek.

Ekip, 2020 yılı sonunda tekniğin güvenliğini ve etkinliğini test etmek için Parkinson hastalığı olan altı hastayı tedavi etmeyi planlıyor. 

Takahashi, bu denemenin iyi sonuç vermesi durumunda, tedavinin 2023 yılına kadar Japonya’da rejeneratif ilaçlar için hızlı onay sistemi uyarınca hastalara satılacağına dair yeterli kanıtın olabileceğini ve “Elbette sonuçların ne kadar iyi olduğuna bağlı” olduğunu söylüyor.

KAYNAK: TW/NatureNews

[zombify_post]