Açıklayalım: Antibiyotikler Nereden Geldi?

“Bilim insanları ara sıra çığır açacak şeyler hakkında yanılgıya düşerler. Dünyanın ilk antibiyotiği olarak bilinen penisilin, buna bir örnektir. “

Bilim insanları ara sıra çığır açacak şeyler hakkında yanılgıya düşerler. Dünyanın ilk antibiyotiği olarak bilinen penisilin, buna bir örnektir. Bu mikrop katili ve diğerleri, keşfedildikleri günden itibaren milyonların hayatını kurtarmışlardır.

1928’de, Alexander Fleming İngiltere, Londra’da bulunan St. Mary’s Hastanesi’nde çalışan bir bilim insanıydı. Bir deneyinde, petri kabı olarak bilinen örtülü cam plakaya “besin” tabakası yaydı. Daha sonra birkaç bakteri ekleyerek büyümeye bıraktı. Bu sırada yaz tatili için izin almıştı. Geri geldiğinde bakterileri bıraktığı tabakanın küflendiğini gözlemledi

Küfler genelde bilim insanları ve günlük hayatta onlarla karşılaşan diğer insanlar için istenmeyen misafirlerdir. Fakat Fleming Petri kabındaki örneği mikroskop altında derinlemesine incelediğinde muhteşem bir şeye şahit olmuştu. Küfler her yerdeydi ve bakteri kaybolmuştu! Mikropları öldürmüştü! 1930’da Fleming bu küflerin özellikle hastalığa neden olan streptococcus, staphylococcus ve diphtheria gibi yüzlerce bakteriyi öldürebildiğini bildirdiği çalışmasının verilerini yayınladı.

Sonraki yıllarda diğer bilim insanları birçok deney yürüttüler. Bu bilim insanları arasında Oxford’da birer patolog ve kimyager olarak birlikte çalışan Howard Florey ve Ernst Chain de vardı. Nihayetinde insanlardaki bakteriyel enfeksiyonu tedavi etmek için penisilinin nasıl yeteri kadar saflaştırılacağının anlaşılmasına yardımcı oldular. Nobel Ödülü komitesi 1945’te tıp alanında ödülü Fleming, Florey ve Chain arasında paylaştırmıştır.

Penisilin, 2. Dünya savaşı sırasında enfeksiyonla mücadelenin çok değerli olduğunu kanıtlamıştı. Fakat 1940’lı yılların başında artan savaş meydanı yaralanmaları ABD’li ilaç üreticilerine, Avrupa ve Asya’daki askerlere yönelik arzlarını arttırmak için baskı yaptı. Doktorların eve döndüklerinde ihtiyaçlarını karşılamaları için çok az ilaç bırakıldı.

Pensilvanya’da yüzlerce yetenekli doktor problemi çözebilmek için kendi mutfaklarında antibiyotik yapmaya başladılar (Bu arada, iyi bir fikir değil). Aliquippa, Pensilvanya’dan Julius Vogel, evde yaptığı antibiyotikler için 5 dolardan fazla harcama yapmadığını bildirdi. 1943’te Science News’e “Kullandığım tek cihaz, ortalama bir ailenin mutfağında bulunacak cinstendi” şeklinde açıklama yaptı ve üç hafta içerisinde tedavi etmek için antibiyotik kullandığı hastaların sayısı 29’u bulmuştu.

2. Dünya Savaşı’na doğru giden yıllarda, Almanlar her parçasının yararlı olduğunu kanıtlamak üzere ayrı bir antibiyotik grubu üzerinde çalışıyordu. Bu özel grup daha sonra ilk olarak Protonsil diye adlandırdığımız sülfonamid ya da sülfa ilacı olarak bilinen şeye dönüşmüştü. 

Alman fizikçi Gerhard Domagk, kimyasal boyaların bakteriyel enfeksiyonla savaşıp savaşamayacağını görmek için Bayer’deki bir kimyacıyla çalışıyordu. Bu biraz zor gelebilir fakat düşündükleri şey buydu. Büyüyen bakteriler, kimyasal boya ile karşılaştıklarında boya mikroplara yapışmıştı ve belki bu boya insanlardaki bakterilere de yapışır ve bir şekilde onları öldürür diye düşünmüşlerdi.

Bu önsezilerinde haklı olduklarını 1932’de gösterdiler ve sülfa ilaçları, insanda kullanılabilecek ilk antibiyotik haline geldi. Başlangıçta, 1935’lerin başında Avrupa’da kullanılmasına rağmen Amerikalı doktorlar 1936’nın sonlarına doğru reçetelere yazmaya başlayacaklardı.

Bu ilaçlar ve onları takip eden antibiyotikler bu alana yeni bir soluk getirdiklerini ölümcül enfeksiyonları kolayca tedavi edilebilen hastalıklara dönüştürerek kanıtladılar ve herkes değerlerinin farkına vardı. Sülfa ilaçlarını ilk test edişinden yalnızca 7 yıl sonra, 1939’da Domagk’ın tıp alanında Nobel almasının nedeni de budur. (Çoğu Nobel ödüllü bilim insanı başarılarının üzerinden 20-40 yıl geçmeden ödül alamamışlardır. Sülfa ilaçlarından farklı olarak bilimsel çalışmalarının öneminin kavranması biraz zaman alabilir…)

Kaynak ve İleri Okuma:

https://www.sciencenewsforstudents.org/article/explainer-where-antibiotics-came

[zombify_post]

NASA Mars’ta Organik Maddeler Bulduğunu Bildirdi

Mars’ta bulunan organik maddeler biyolojik kalıntıların kanıtı mı?

2012 yılından bu yana NASA’nın Mars yüzeyinden veri toplayan Curiosity keşif aracı Gale Krateri’nden alınan numunelerde organik maddelere rastladı. 

Gale Krateri’nin iki ayrı kısmında bulunan 3 milyar yıllık kiltaşından örnekler alındı. Alınan örneklerin içinde tiyofen, 2- ve 3-metiltiyofen, metantiyol ve dimetilsülfit yer aldığı keşfedildi.

Bu önemli keşfin yanında Curiosity, Mars’ın atmosferindeki metan düzeyinin mevsimsel değişimini inceledi ve atmosferdeki mevsimsel metan artışlarının da doğrulandığı bildirildi.

Geçtiğimiz yıllarda metan Mars atmosferinde büyük bulutlar halinde saptanmıştı. Yeni verilere göre, Gale Krateri’ndeki düşük metan düzeyleri, yaz aylarında zirveye ulaşırken, her Mars yılı kışın azalıyor.

Karbon içeren  metan (CH4) gazının keşfi çok önemliydi. Çünkü Dünya’daki tüm metan moleküllerinin yüzde 95’i, biyolojik kaynakların ürünü olarak meydana geliyor. Ancak bu durum, Mars’ta aktif bir biyolojik sürecin var olduğu anlamına gelmiyor. Biyolojik olmayan kaynakların başında olivin adı verilen bir kayaya dayanan bir çeşit kimyasal tepkime geliyor. 

Olivin tabakası, serpantinleşme adı verilen bir süreçte su ve karbondioksit ile tepkime oluşturarak, sürekli bir metan akışı sızdırıyor olabilir.

NASA’nın Mars Keşif Programının baş bilim insanı olan Michael Meyer, “Bunlar Mars üzerindeki yaşamın işaretleri mi? Henüz bilmiyoruz fakat bu sonuçlar, bize doğru yolda olduğumuzu söylüyor.” diyor.

Kaynak

İleri okuma:

Yayımlanan makale

[zombify_post]