Bilim İnsanları Kanseri Başlamadan Durduran Hücresel Bir Süreç Buldu

Kanserin büyümesinde etkili olduğu düşünülen ‘hücresel geri dönüşüm’ süreci aslında önlenebilir.

Tıpkı ayakkabı bağcıklarında bulunan plastik uçların bağcıkları koruduğu gibi telomer adı verilen moleküler uçlar da kromozomların uçlarını korur ve hücreler, sürekli olarak DNA’larını bölüp çoğalttıklarında kaynaşmalarını önler. Ancak plastik uçları kaybetmek bağcıkların birbirine karışmasına yol açarken, telomer kaybı kansere neden olmaktadır.

Telomerlerin kanserle olan ilişkisini inceleyen Salk Enstitüsü bilim insanları şaşırtıcı bir şey keşfetti: Genellikle hayatta kalma mekanizması olarak düşünülen ‘otofaji’ adı verilen hücresel geri dönüşüm süreci, aslında hücrelerin ölümünü teşvik ediyor ve böylece kanserin başlamasını önlüyor.

23 Ocak 2019’da Nature Dergisi’nde ortaya çıkan çalışma, otofajiyi tamamen yeni bir tümör baskılayıcı yol olarak ortaya çıkarıyor ve kanseri durdurmak amacıyla süreci engellemeye yönelik tedavilerin bunu daha erken bir zamanda ve istem dışı destekleyebileceğini öne sürüyor.

Salk Moleküler ve Hücre Biyolojisi Laboratuvarı profesörü ve makalenin kıdemli yazarı Jan Karlseder, “Bu sonuçlar büyük bir sürpriz oldu.” diyor. “Hücrelerin kontrolden çıkmasını ve kanserli hale gelmesini önleyen birçok kontrol noktası var, ancak otofajinin onlardan biri olmasını beklemiyorduk.”

Her seferinde hücreler büyümek ve bölünmek için DNA’larını çoğalttıklarında, telomerleri biraz daha kısalır. Telomerler, kromozomları artık aktif bir şeklide koruyamayacakları kadar kısaldıklarında, hücreler kalıcı olarak bölünmeyi durduracak bir sinyal alır. Ancak kansere neden olan virüsler veya diğer faktörler nedeniyle zaman zaman hücreler mesajı alamaz ve bölünmeye devam eder. Tehlikeli derecede kısa veya eksik telomerlerle hücreler, korunmasız kromozomların kaynaşıp işlev göremediği, bazı kanserlerin ayırt edici özelliği olan disfonksiyonel (kriz) adı verilen bir duruma girer.

Karlseder’in ekibi krizi daha iyi anlamak istedi çünkü kriz prekanseröz (tedavi edilmezse kansere dönecek doku) hücrelerin, tam gelişmiş kansere devam etmesini önleyen yaygın hücre ölümüyle sonuçlanır ve bu yararlı hücre ölümünün altındaki mekanizma tam olarak anlaşılamamıştır. 

Karlseder laboratuvarında doktora sonrası araştırmacı ve makalenin ilk yazarı olan Joe Nassour, “Birçok araştırmacı, krizde hücre ölümünün otofaji ile birlikte programlanmış iki hücre türü ölümünden biri olan apoptozis yoluyla gerçekleştiğini varsayıyor.” diyor. “Ama kimse bunun gerçekte böyle olup olmadığını anlamak için deneyler yapmadı.”

Karlseder ve Nassour, kriz ve tipik olarak ortaya çıkan hücre ölümünü araştırmak için normal olarak büyüyen hücreleri, krize zorladıkları hücrelerle karşılaştırdıkları bir dizi deney yapma amacıyla sağlıklı insan hücrelerini kullandılar. 

Krizde meydana gelen başlıca ölümden hangi tür hücre ölümünün sorumlu olduğunu öğrenebilmek için hem apoptozis hem de otofajinin morfolojik ve biyokimyasal belirteçlerini incelediler. Her iki mekanizma da normal olarak büyüyen hücrelerdeki az miktarda ölen hücreden sorumlu olmasına rağmen, otofaji, daha fazla hücrenin öldüğü kriz grubundaki baskın hücre ölümü mekanizmasıydı.

Araştırmacılar, daha sonra kriz hücrelerindeki otofajiyi önlediklerinde ne olacağını araştırdılar. Sonuçlar çarpıcıydı: otofaji yoluyla hücre ölümü olmadan hücreler yorulmaksızın çoğaldı. Ayrıca ekip, bu hücrelerin kaynaşmış ve şekil değiştirmiş kromozomlarına baktığında, kanserli hücrelerde görülen türdeki ciddi DNA hasarının meydana geldiğini ve otofajinin önemli bir erken kanser baskılama mekanizması olduğunu ortaya koydu.

Son olarak ekip, normal hücrelerde ya kromozomların uçlarına – telomer kaybıyla- ya da ortadaki bölgelere belirli DNA hasarı oluşturdular. Telomer kaybı olan hücreler otofajiyi aktive ederken,DNA hasarı olan hücreler diğer kromozomal bölgelerde apoptozisi aktive eder. Bu apoptozisin DNA hasarı nedeniyle kanser öncesi oluşan hücreleri yok eden tek mekanizma olmadığını ve telomerlerle otofaji arasında doğrudan karşılıklı konuşma olduğunu göstermektedir.

Çalışma, otofajinin, kanser hücrelerinin kontrolsüz büyümesini sağlayan bir mekanizma olmaktan ziyade, aslında bu büyümeye karşı koruyucu bir kalkan olduğunu ortaya koymaktadır. Otofaji olmadan tümör, baskılayıcı genler gibi diğer güvenlik önlemlerini yitiren hücreler kontrolsüz bir büyüme, sık görülen DNA hasarı ve sıklıkla kanserden oluşan bir kriz durumuna geçer.

Karlseder , “Bu çalışma heyecan verici çünkü bu yeni keşiflerin çoğunu temsil ediyor. Hücrelerin krizden sağ çıkmasının mümkün olduğunu bilmiyorduk; otofajinin krizdeki hücre ölümüyle ilgili olduğunu bilmiyorduk ;otofajinin genetik hasar birikimini nasıl önlediğini kesinlikle bilmiyorduk. Bu, sürdürmeye istekli olduğumuz yepyeni bir araştırmanın kapısını açıyor.” diye ekliyor.

Kaynak: In surprising reversal, scientists find a cellular process that stop cancer before it starts https://www.sciencedaily.com/releases/2019/01/190123131706.htm

[zombify_post]

Meme Kanserini Yok Eden Yeni Bir İmmünoterapik Yaklaşım

Hiçbir tedaviye yanıt vermeyen bir hastada meme kanseri tamamen ortadan kaldırıldı.

4 Haziran 2018 tarihinde Nature Medicine dergisinde yayımlanan makaleye göre Ulusal Kanser Enstitüsü (National Cancer Institute, NCI), immünoterapi odaklı yeni bir yaklaşım geliştirdi. Diğer tüm tedavi yöntemlerine yanıt vermeyen meme kanseri bir hastada kanserin tamamen gerilemesine yol açtı.

Tasta tedaviyi NCI’nin Kanser Araştırmaları Merkezi’nde (CCR) Cerrahi Anabilim Dalı şefi Steven A. Rosenberg, Dr. Ph.D.’nin yönettiği bir klinik araştırmada aldı.
Dr. Rosenberg, “Bağışıklık sistemi tarafından tanınan bir kanserde bulunan mutasyonları tanımlamak için yüksek verimli bir yöntem geliştirdik.” dedi. “Bu araştırma şu anda deneyseldir. Fakat immünoterapiye yeni yaklaşımın, kanser türünde değil, mutasyonlara bağlı olması nedeniyle, bir anlamda birçok kanser türünün tedavisi için kullanabileceğimiz bir plandır.” 

Peki Nedir Bu Yeni Yaklaşım?

Yeni immünoterapi yaklaşımı, adoptif bir hücre aktarımıdır (Adoptive Cell Transfer, ACT). ACT, yüksek düzeyde somatik veya edinilmiş mutasyonlara sahip olan melanomun tedavisinde etkili olmuştur. Ancak, bazı yaygın epitelyal kanserler, mide, özofageal, yumurtalık ve meme kanserleri gibi daha düşük mutasyon seviyelerine sahip kanserler ile daha az etkili olmuştur.

ACT tedavisinin başarılı olmasında tümörün mutasyon yükü önemli bir yere sahiptir. Çünkü tümör ne kadar fazla mutasyon taşırsa, bağışıklık sistemi hücreleri tarafından o kadar kolay tanınır. Bu sayede tümöre spesifik etki eden hücreler de kolaylıkla hastadan toplanabilir.

Hastayı tedavi etmek için araştırmacılar, tümörünün ve normal dokusunun DNA’sından ve RNA’sından hastanın kanserine özgü olan mutasyonları berlirlemek için örnek aldılar ve sıraladılar. Sonuç olarak tümör hücrelerinde 62 farklı mutasyon tespit ettiler. Tedaviden sonra, bu hastanın tüm kanseri ortadan kalktı ve 22 aydan sonra da tekrar gözlemlenmedi.

Önemli Bir Nokta Daha

Dr. Rosenberg,  “büyük resimin”  bu tür bir tedavinin kanser tipine özgü olmadığını, belirtti. “Tüm kanserlerin mutasyonları var ve biz de bu immünoterapi ile saldırıya geçiyoruz” dedi. Bunun anlamı bu tedavi türünün diğer kanser türlerinin tedavisinde de kullanılabilecek olmasıdır. Ayrıca Dr. Rosenberg, “Kansere neden olan mutasyonların kansere tedavisinde en iyi hedefler olduğunu kanıtlayabilecek olması ironiktir.” diye de ekledi.

Kaynak

Yayımlanan Makale

İleri Okuma:

Adoptive Cell Transfer (ACT)

Targeted Cancer Therapies

[zombify_post]

Örümcek Ağının Antikanser Etkisi

Doğal ilaçları ve alternatif tıbbı hafife almamak gerek. Geçtiğimiz günlerde Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Aslı Nur Özkan, TÜRKPATENT’in üniversiteler arasında düzenlediği yarışmada, “Örümcek Ağı Özütünün Prostat Kanseri Hücrelerinde Seçici Antikanser Etkisi” buluşuyla ödül kazandı.

Çocukken ninesinin yaralarını iyileştirmek için örümcek ağı kullandığını gören ve ninesini uyaran Aslı Nur, “Sen anlamazsın, örümcek ağı yaralara iyi geliyor”  cevabıyla karşılaşmış.

Üniversiteye geldiğinde doğal maddelerin kanser üzerindeki olumlu etkilerini araştıran Prof. Dr. Oğuzhan Doğanlar ile tanışmış. Ninesi ile olan hikayesini hocasına anlatmasıyla ve çalışmalara başlamış. 2 senelik yoğun bir çalışma sürecinden sonra örümcek ağlarından ekstrat elde etmeyi başaran  Aslı Nur Özkan ise şöyle devam ediyor:

“Elde ettiğimi ekstratın içeriğini tespit ettik. Son derece zengin hücre yenileyici antioksidan ve antikanserojen maddeler ve bileşikleri içinde barındırdığını saptadık. Kanser hücrelerine uyguladık ve gördük ki, kanser hücrelerini programlanmış hücre ölümü denilen yola sürüklüyor. Fakat bu etkiyi sağlıklı hücreler üzerinde göstermiyor.”

Kaynak

[zombify_post]