2018 Uzayda Yoğun Geçti!

Bazı yeni uzay araçları 2018’de göreve başlarken, bazıları son performansını sergiledi.

Parker Solar Probe illustrationParker Güneş Probu, 12 Ağustos 2018’de güneşe doğru yolculuğa başladı.

Yeni Tanıştıklarımız


1.TESS Gezegen Arayışı İçinde

Kasabada yeni bir gezegen avcısı var. Güneş sistemi dışındaki yaşanabilir gezegenleri aramak için tasarlanan uzay aracı TESS, yörüngesel gezegenlerin işaretlerini bulmak için gökyüzündeki en yakın ve en parlak yıldızları aramak için 18 Nisan’da fırlatıldı.

TESS, biri büyük ölçüde suya doymuş olabilecek en az iki yeni dünyayı tespit etti.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline1.jpgTESS

2. Parker Solar Probe Güneşi Hedefliyor.

12 Ağustos’ta görevine başlayan Parker, ilk yakın uçuşunu 5 Kasım’da yaparken ilk verilerini de Aralık ayında Dünya’ya iletti. Gelecek yedi yıl boyunca ısıya dayanacak şekilde inşa edilmiş olan Parker, güneş yüzeyine yaklaşık 6 milyon kilometre ulaşacak ve doğrudan güneşin incecik koronasını doğrudan örnekleyecek şekilde, güneşe daha da yaklaşacak.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline2_REV.jpgParker Solar Probe Uzay Aracı

3. InSight Mars’a İniş Yaptı.

26 Kasım’da hedefine ulaşan NASA’nın Mars görevlisi InSight, hala hareketsiz dururken tüm gezegeni keşfedecek. Bir sismometre, bir ısı ve zaman probuna sahip olan InSight, Mars’ın içeride nasıl bir yer olduğunu bulmak için “Marsquake”leri dinleyecek.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline3.jpgInSight bu fotoğrafı 26 Kasım’da Mars yüzeyinden çekti.

4. MASCOT ve MINERVA-II
Görevini MINERVA-II1A ve MINERVA-II1B araçlarının eşliğinde gerçekleştirecek olan ‘MASCOT ‘ yüzey keşif aracı, sahip olduğu kısıtlığı pil ömrü nedeniyle görevini asteroide inişinden itibaren geçen 16 saat içerisinde tamamlamak durumunda.

Bir asteroide ilk inen robot üçlüsü oldu. Japonya’nın ikiz MINERVA-II araçları ve Almanya’nın MASCOT aracı Japonya’nın Hayabusa2 uzay gemisine asteroit Ryugu’ya gitti. MINERVA-II robotları, 21 Eylül’de etrafına indi ve asteroit yüzeyinin diğer dünya resimleri ve ölçümlerini aldı. MASCOT 3 Ekim’de yüzeye indi. Sadece 16 saat kadar yaşayacak şekilde tasarlanan MASCOT, araştırmacıların bildirdiğine göre, Ryugu’nun neredeyse hiçbir manyetik alana sahip olmadığına ilişkin bulgularla asteroitin iç kısmına ilişkin öngörü sağladığını açıkladı. Gelecek yıl, Hayabusa2 bir asteroit örneği alacak ve 2020’de Dünya’ya geri getirecek.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline4.jpgMASKOT ve MINERVA-II ikizleri asteroit Ryugu’yu keşfetti. (İllüstrasyon)

Güle Güle Dediklerimiz

5. Kepler İçin Hattın Sonu

Diğer yıldızların orbitallerindeki gezegenlerin gözlemlenmesi için 2009’da fırlatılan gezegen avcısı Kepler Uzay Teleskobu kasım öncesinde yakıtını tüketti. Yaşam için doğru koşullara sahip olabilecek binlerce yeni dünyayı olağanüstü bir şekilde keşfedip bu gezegenlerin Samanyolu’ndaki yıldızları geride bırakabileceği olasılığını gösterdi.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline5.jpg

Güneş Sistemi Dışındaki Gezegenlerin Avcısı Kepler

6.Şafakta Alacakaranlık

Kepler’in yakıtının bitmesinden iki gün sonra NASA, Dawn’ın son mesajını gönderdiğini açıkladı. Uzay gemisi yörüngede gezerken, noktaları önce asteroit Vesta ve sonra cüce gezegen Ceres oldu. Kepler, iki dünyanın da Mars ve Jüpiter arasındaki asteroit kuşağında yaşadıkları halde önemli ölçüde farklı geçmişlere sahip olduğunu gösterdi. Yakıt bitimiyle Dawn, yıllarca Ceres’in yörüngesinde sessizce dolaşacak.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline6.jpgDawn Asteroit Kaşifi

7.Kaçırılmış Fırsat

Usta Mars gezici Opportunity bu baharda bir toz fırtınasına kurban düştü ve görev yöneticileri başıboş dolaşıp son vermesinden korkuyor.
Fırtına 30 Mayıs’ta başladı ve tüm gezegeni kapladı. Fırtınaya bağlı toz Opportunity’nin günei panellerinin şarj olmasına engel olacak kadar çoktu ve şarj olamayan araç haziran ayında kendini uykuya aldı.

Toz Ağustos ayında temizlendi ama Opportunity’den henüz bir çağrı gelmedi. Gezgin yenilmesi zor olan rekorlara imza attı,2004’te yaklaşık 93 Dünya günü (90 Martian günü) sürmesi beklenen bir görev için indikten sonra Opportunity 14 Dünya yılı kadar zamanda 45 kilometreden fazla dolaştı.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline7.jpgAylarca süren toz fırtınası sonrası hala uykuda olan Opportunity Mars rover bu selfieyi kendi toz kaplı güneş panellerinden (ortada) aldı. 

8.Cassini Aktarıma Devam Ediyor

Doğru, 2017 yılında Cassini’ye ağlamaklı bir vedada bulunulduğu söylenmişti. Ancak bu yıl bilim insanları gezegenin halkalarından atmosferine düşen şaşırtıcı derecede karmaşık bir kimyasal kokteyl olan “halka yağmuru” ölçümleri de dahil olmak üzere, uzay aracının Satürn’den aldığı son verilerden bazılarını analiz ettiler ve “Cassini’nin verilerinden daha fazla analiz geleceğinden emin olabilirsiniz.” notunu düştüler.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline8.jpgCassini geçen yıl Satürn’e girdi, ancak uzay aracının topladığı veriler şaşırtmaya devam ediyor.

Kaynak:

2018 was a busy year in space https://www.sciencenews.org/article/space-missions-spacecraft-launches-2018-yir?tgt=nr

[zombify_post]

Açıklayalım; Nötron Yıldızları Nedir?

Çok hızlı, çok sıcak, çok küçük ve bir o kadar da ağır…

Nötron yıldızları uzaydaki en garip nesnelerden biridir. Kendi etrafında saniyede iki-üç kez dönebilirler. Büyük kütlelidir ancak bu kütle çok küçük  bir hacme sığmıştır. Peki nedir bu nötron yıldızları?

Nötron yıldızlarının nasıl oluştuğunu anlayabilmek için herhangi bir yıldızın mekanizmasına göz atmak çok faydalı olacaktır. Yıldızlar çoğunlukla hidrojenlerden oluşur ve bu hidrojenler yoğun sıcaklık altında çarpışarak helyum atomlarını oluştururlar. Helyumlar da birleşerek karbon atomlarına dönüşür. Yıldızların kütleçekim kuvvetine yenik düşüp içe çökmemeside bu reaksiyonlar sayesindedir. Füzyon tepkimesi sonucunda radyasyon basıncı denilen bir kuvvet ortaya çıkar. Bu kuvvet, yıldızın kendi kütleçekim kuvvetine karşı çıkar ve buşekilde yıldızın dengede kalmasına olanak sağlar.

Bu reaksiyonlar devam ederken yıldızın içi soğan kabuğu gibi katman katman hidrojen, helyum, karbon gibi elementlerle dolar. En son demir atomları oluşur. Yıldızın çekirdeğinin sıcaklığıdemir atomlarını birleştirecek kadar sıcak değildir. Daha fazla füzyon tepkimesi gerçekleşemediğinden radyasyon basıncı düşmeye başlar. Kütleçekim kuvveti hakimiyeti kurduğundan yıldız içe doğru çökmeye başlar. Sonunda dış katmanları bir süpernova patlaması ile uzayın derinliklerine saçılır. Eğer patlayan yıldızımız 1,5 – 2,5 güneş kütlesi arasında ise çekirdeği bir nötron yıldızına dönüşür. Bilinen nötron yıldızlarının yaklaşık %5’i ikili yıldız sistemlerinin üyeleridir. Bu sistemlerdeki nötron yıldızlarının eşleri normal yıldızlar, beyaz cüceler ya da başka nötron yıldızları olabilir.  Nötron yıldızı, atomik nükleer kuvvetlerin kütleçekimine yenilmesi sonucu proton ve elektronların birleşmesi ile nötrona dönüşmesidir.

Nötron yıldızları böyle oluşuyor. Peki neye benziyor ve özellikleri neler? Öncelikle nötron yıldızları çok yoğun maddelerdir. Bir filin kütlesine sahip bir çay kaşığı olduğunu düşünün. Nötronlar da 1,5 güneş kütlesi civarında sahip olup, yarıçapı 10 kilometre civarında olan kürelerdir. Dış katmanı birbirine neredeyse yapışık olan demir atomları ve dışında bir elektron denizinden oluşur. İçe doğru hareket ettikçe proton ve elektronlar azalır. Yüzey sıcaklıkları 100 milyon Kelvin’e kadar çıkabiliyor.

Peki neden bu kadar hızlı dönüyor? Bunun cevabı aslında liseden tanıdığımız bir eski dostumuz sayesindedir: Açısal Momentum ve Korunumu…

Evet liseden olan dostumuz olan bu formül aslında bize birçok şey anlatıyor. Yıldız süpernova patlaması yaparken kütlesinin çok az bir kısmını dışarı atar. Ancak yarıçapı 10 kilometreye kadar düşeceğinden dolayı açısal momentumun korunması için hızının artması gerekir. Bundan dolayı kendi etrafında, saniyede defalarca kez kez dönebilecek hıza erişebiliyor. Bu kadar hızlı dönmesi tabi ona çok garip özellikler de kazandırabiliyor. Dünyamızın geoit şeklinde olduğu gibi, nötron yıldızları da geoit şekle sahiptir. Ancak, Dünyamızın aksine kutuplardan daha basıktır. Pulsar dediğimiz yıldızlar da bir tür nötron yıldızıdır.Etrafında çok hızlı dönerken etrafa radyo dalgaları ve  X-ışınları yayarlar.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=jI3HYI27RbQ?wmode=opaque&w=640&h=360]Pulsarın Sesi

Geceleyin gökyüzüne çok karanlık bir yerde bakarsanız, bazı noktaların hızla yanıp söndüğünü görürsünüz. Onlar nötron yıldızları olabilir, tabii uçak değillerse. Manyetik alanları Dünyamızdan 1 milyon kat daha güçlüdür. Kütleçekim kuvveti o kadar büyüktür ki 1 metreden serbest bırakılan bir cisim yüzeye 1 mikrosaniyede çarpar. Bir gün gidip gözlemlemek isterseniz çok yaklaşmamakta fayda var.

İLERİ OKUMA

http://science.sciencemag.org/content/304/5670/536

http://adsabs.harvard.edu/abs/1987ans..book…..L

[zombify_post]

NASA’nın InSight Uzay Aracı Mars’a Güvenli Bir Şekilde İniş Yaptı!

InSight uzay aracı Mars’ın iç yüzeyi hakkında çalışmalar yapan ilk araç olacak!

NASA’nın InSight uzay aracı Kızıl Gezegen’in iç yüzeyi hakkında çalışmalar yapmak için 26 Kasım’da Mars’a iniş yaptı.

Görev kontrolünde canlı yayın yapan ve California’daki NASA’nın Jet Propulsion Laboratuvarı’nda Uzay Araçları Mühendisi olan Christine Szalai “İniş doğrulandı, InSight Mars yüzeyine iniş yaptı!” dedikten sonra InSight’tan, her ne kadar kamerası tozlu olduğu için görüntü net olmasa da ilk fotoğraf geldi.

İk Görünüş: InSight aracının Mars’ta çektiği ilk fotoğraf. Kamera lensini koruyan kapak henüz kaldırılmadığı için çoğu fotoğraf tozla kaplı fakat fotoğraftan aracın ayağı az da olsa görülebiliyor.InSight (Interior Exploration using Seismis Investigetions, Geodesy and Heat Transport) NASA’nın Mars’a indirdiği 8. Başarılı uzay aracıdır. InSight Mars’ın ekvatoruna yakın Elysium Planitia adındaki geniş ve düze bir yere TSİ 23.00’da iniş yaptı. İniş haberi, InSight ile beraber gezen ve ondan aldığı bilgileri dünyaya ulaştıran MarCO adındaki uydulardan geldi.

Bir Mars senesi sonra (yaklaşık 2 Dünya yılı) InSight sismometre kullanarak Marsquake”leri (Mars’taki depremleri (earthquake))ve gezegenden gelen diğer sismik dalgaları dinleyecek. Aynı zamanda Mars’ın yüzeyini 5 metre delerek Mars’ın iç sıcaklık değişimini ve jeolojik aktifliğini inceleyecek.

27 Kasım Güncellemesi:

InSight solar panellerini açıp baterileri şarj etmeye başladı. Önümüzdeki birkaç gün içinde araç robotik kollarını uzatacak ve yüzeyin fotoğraflarını çekecek.Robotik kollara bağlı olan kameranın (Intrument Deployment Camera, IDC) 26 Kasım’da çektiği ilk fotoğrafta uzay gemisinin gövdesi, kapalı robotik kolu ve geniş ve düz olan Elysium Planita görünüyor.

Evim Evim Güzel Evim!: InSight Intrument Deploying Camera’nın kapanmış robotik kola konumlanmış ve geniş ve düz yeni evimiz Mars’taki Elysium Planita’dan görüntü.Kaynak: NASA’s InSight lander has touched down safely on Mars

İleri Okuma: NASA InSight Lander Arrives on Martian Surface to Learn What Lies Beneath

[zombify_post]

Uzun Süreli Uzay Gezilerine Hazırlık İçin Özel Kıyafetler Üretilmeye Başlandı

Uzayda çekilen sırt ağrılarıyla mücadelede su yatağı ve özel kıyafet kullanımı, büyük önem taşıyor.

Ağırlıksız ortamda astronotların boyu uzuyor, bu da hem uzay kıyafetlerine sığmalarını zorlaştırıyor hem de sırt ağrılarına yol açıyor. Astronotlar iniş sonrasında da disk kaymasına meyilli oluyor. İngiltere’deki King’s College  London’dan araştırmacılar mikroyerçekimini simüle etmek için yepyeni bir yönteme başvurarak tek parça, dar bir kıyafet (bir skinsuit) deniyorlar. Yarıya kadar doldurulmuş bir su yatağına magnezyum tuzları ekliyorlar. Bunu yaparken de yüksek tuz içeriğinden ötürü insanların batmadığı Lut Gölü’nden ilham almışlar.

Su yatağı ağırlıksızlığı simüle ediyor.

“Yüksek tuz içeriği batmazlığı artırıyor” diye açıklıyor araştırma ekibinin lideri David A. Green. “Deneklerimiz, yatak yarıya kadar dolu olduğu halde batmayıp yüzeyde kalıyor. Ayrıca kalçalar gibi ağır vücut kısımları kendi kütleleriyle doğru orantılı olarak battıkça vücudun geneli tümüyle gevşemiş ve yatak konumda kalıyor.”

Araştırmacı Philip Carvil ise şöyle ekliyor:”Uzun süreli deneylerimizde yörüngede karşılaşılan türden boy uzamalarına rastladık ki bu da yöntemin, mikro-yerçekiminin omurga üzerindeki etkilerinin geçerli bir temsili olduğu anlamına geliyor. Dünya’da ayakta durduğunuzda omurganız yerçekimi yüzünden basıklaşıyor ve gece uyuduğunuzda tekrar yükten kurtuluyor. Bu normal bir döngüsel süreç.

Ağırlıksız uçuşta Skinsuit“Sırüstü yatmanın, suyun ve diğer moleküllerin omurlar arasındaki disklere girmesine yardımcı olduğu düşünülüyor. Bu yüzden sabahları kalktığınızda boyunuz, gün içindekinden 1,5 cm daha uzun oluyor. Yerçekimi diskleri ezerek sıvı kaybına yol açıyor. Uzaydaysa yerçekimi kaynaklı bir yük yok. O yüzden omurganızdaki diskler şişmeyi sürdürüyor, omurganızın doğal kavisi azalıyor ve artık yerçekimine direnmek zorunda kalmayan destek adaleleri ve bağdokular zayıflıyor.”

Üniversite ve ESA’nın Avrupa Astronot Merkezine bağlı Uzay Tıbbı Ofisi işbirliği yaparak vucüdü omuzlardan ayaklara doğru sıkıştırmak üzere tasarlanmış spandeks temelli bir kıyafet olan Skinsuit’i tasarladı. Bu daha önce ABD’de Massachusetts Teknoloji Enstitüsünün yaptığı bir giysiyi esas alsa da, giyilebilirliği artırmak için birtakım değişikliklere gidilmiş. Bu geliştirmeler sayesinde ESA astronotları Andreas Mogensen ve Thomas Pesquet, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki görevleri sırasında Skinsuit’i test ediyorlar. Skinsuit’in evrimi

“İlk tasarımlar gerçekten çok rahatsızdı.Yerçekimsel yükün %80 kadarını sağlıyor, o yüzden de en fazla bir kaç saat giyilebiliyordu” diyor Philip. “Skinsuit’in 6. Sürümüyse gayet rahat; kimseye rahatsızlık vermeden saatlerde giyilebiliyor, normal aktivite ya da uykuda kullanılabiliyor. 6. Sürüm Ay’ın yerçekiminden biraz fazlasını yani %20 yük sağlıyor. Bu da omurganızın alışık olduğu türden kuvvetleri sağlamaya yetiyor.”

Dünya’da su yatağına yatan, Skinsuit giyen ve giymeyen öğrenciler üzerinde omurganın maruz kaldığı etkileri öğrenmek için MR taraması yapıldı. “Sonuçlar henüz yayınlanmadı ama görünen o ki 6. sürüm Skinsuit, omurga uzamasıyla mücadelede etkili” diyor Philip.”Dahası, bu işe dahil temel fizyolojik süreçler ve omurgaya yük uygulamanın herkes üzerindeki etkisi konularında fazla bilgi ediniyoruz.”

Kaynak: https://phys.org/news/2018-02-waterbeds-simulate-weightlessness-skinsuits-combat.html

[zombify_post]

Şaşırtan Kimyasal Kokteyl: Satürn’ün “Halka Yağmuru”

Cassini verilerinin yeni analizi, büyük kemerlerin kökenlerine ışık tutabilir.

Bu tür çalışmalar, bilim adamlarının sadece Satürn’ü değil, aynı zamanda evrendeki diğer yıldızları çevreleyebilecek halka taşıyan gezegenleri daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.

illustration of Cassini near Saturn's ringsSatürn’ün halkalarından gezegenin atmosferine düşen “halka yağmuru”, bilim adamlarının düşündüğünden çok daha yoğun, kirli bir sağanağa sahip.

Gökbilimciler, onlarca yıldır Satürn’ün halkalarının, gezegeni su buzu ile parçaladıklarından şüpheleniyorlar, ancak NASA’nın Cassini uzay gemisinden alınan son gözlemlerin bazıları, bu gök gürültülü sağanakların ilk detaylı görüşlerini sağlıyorlar. 

Araştırmacılar, halka yağmuru organik madde ve diğer moleküller ile kontamine olduğunu ve Satürn’ün saniyede binlerce kilogram, sanki çekiçle delindiğini söylüyorlar. Üstelik yağmurun şaşırtıcı miktarını ve kalitesini anlamak Satürn’ün halkalarının kökenlerini ve evrimini açıklığa kavuşturmaya yardımcı olabilir.

Kokteyl Bilmecesi

Araştırmacılar, uzay aracının son birkaç yörüngesi sırasında Cassini’nin İyon Nötr Kütle Spektrometresi tarafından toplanan verileri, Satürn ile D halkası olarak bilinen en içteki halka arasındaki boşluğa ulaştığında analiz etti. Satürn’ün halka sisteminden atmosfere dönüşen malzemenin sadece yüzde 24’ü sudan meydana gelirken, geri kalanı ise metan, karbon monoksit, dinitrojen, amonyak, karbon dioksit ve organik nanopartiküllerin parçalarından oluşuyordu.

Halka yağmurunun yağış yüzdesine göre kimyasal içeriği.

Çalışmaya katılamayan NASA’nın Pasadena’daki Jet Propulsion Laboratuvarı’ndan Cassini’nin proje bilimcisi Linda Spilker, Halka Yağmuru’nun farklı kimyasal bileşiminin “büyük bir sürpriz” olduğunu, çünkü Satürn’ün halka sisteminin uzaktan gözlemlere göre neredeyse tamamen buzdan olduğunu söylüyor ve halka yağmurunun neden sudan yoksun olduğundan emin değiller.

NASA’nın Moffett Field’daki Ames Araştırma Merkezi’ndeki gezegen bilim adamı Jeff Cuzzi Satürn’ün halkalarının içine sıkışmış bir radyasyon kuşağının sorumlu olabileceğini öne sürdü. 

Cassini’nin hayat sonu gözlemleri, başka bir çalışmada açıklanan bu enerjik proton grubunun ilk çekim görüşlerini de sağladı. Cuzzi’nin tahmini ise kemerin yüksek enerjili radyasyonunun, organik bileşikler gibi daha ağır malzemeleri ardında bırakarak, D halkasında Satürn’e çok yakın olan suyun çoğunu püskürtebileceği yönündeydi.

San Antonio’daki Southwest Araştırma Enstitüsü’nün gezegen bilimcisi ve halka yağmur çalışmalarının bir uzmanı olan Hunter Waite’ye göre, her ne sebeple olursa olsun, halka yağmurunun kendine özgü bileşimi, Satürn atmosferinin karbon ve nitrojen içeriğini anlamamızı yeniden şekillendirebilir ve Satürn’ün varsayılan kimyasal yapısı, düşen malzemenin yarattığı gaz devi gerçek kompozisyonunu maskeleyen “sadece bir kaplama” olabilir.

Halka yağmurunun kimyasına ek olarak, Cassini gözlemleri de bu malzemenin Satürn’ün atmosferine ne kadar hızlı geldiğini ortaya koydu: saniyede 4.800 ila 45.000 kilogram.

Cuzzi, ise “Bu sadece gezegene akan muazzam miktarda kütle” olarak bahsederken Satürn’ün halkalarının muhtemelen gezegenin tarihi boyunca bu yağış oranını sürdürmediğini söylüyor. Çünkü eğer böyle olsaydı, cılız küçük D halkası çoktan aşınmalıydı. Ancak bir kuyrukluyıldız ya da başka bir uzay parçası, Satürn’ün halka sistemini son zamanlarda yakalayıp alışılageldik yörüngesinden tanecikler kopmasına ve Satürn’ün yer çekimlerine karşı daha savunmasız hale gelmesine sebep olmuş olabilir.https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/10/100318_MT-saturn_inline_370.jpgSatürn’ün C ve D halkaları

Southwest Araştırma Enstitüsü’nde bir kozmo-kimyacı ve halka yağmur çalışması üzerine bir ortak yazar olan Kelly Miller, şimdiki şiddetli yağmurun, Satürn’ün halka yağmurunun normal oranı olması ihtimaline karşıysa, belki de D halkası sürekli Satürn’ün dış halkalarından gelen malzemeyi sifonluyor olabileceğini öne sürüyor..

Spilker, Satürn’ün halkalarıyla olan ilişkisinin kesin doğasına “hala bir bulmaca” diyor. Ancak, gezegenin atmosferi ve halkaları arasında neler olup bittiğine dair daha ayrıntılı teorik simülasyonlar yapmak ve bu teorileri Cassini’nin topladığı verilere karşı test etmek, resmin doldurulmasına yardımcı olabilir.

Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/saturn-ring-rain-surprising-cocktail-chemicals

Alıntılar

J.H. Waite Jr. et al. Chemical interactions between Saturn’s atmosphere and its rings. Science. Vol. 361, October 5, 2018, p. 51. doi:10.1126/science.aat2382.

E. Roussos et al. A radiation belt of energetic protons located between Saturn and its rings. Science. Vol. 361, October 5, 2018, p. 47. doi:10.1126/science.aat1962.

Daha Fazla Bilgi İçin

L. Grossman. 5 things we’ve learned about Saturn since Cassini died. Science News. Vol. 193, April 14, 2018, p. 6.

L. Grossman. R.I.P. Cassini. Science News Online, September 15, 2017.

L. Grossman. As Cassini’s tour of Saturn draws to a close, a look back at postcards from the probe. Science News. Vol. 192, September 2, 2017, p. 16.

[zombify_post]

Evden Uzak Yaşam Arayışı

Yaşam,hayat,canlılık… Bu üç kelime insanoğlu tarafından yüzyıllardır araştırma konusu olmuştur,birçok alana ayırmışlardır,bilim dalları oluşturmuşlardır…

Yaşam,hayat,canlılık… Bu üç kelime insanoğlu tarafından yüzyıllardır araştırma konusu olmuştur,birçok alana ayırmışlardır,bilim dalları oluşturmuşlardır ve belki de en büyük ilgi alanı “Yaşam sadece Dünya ya ,bizim evimize mi özgüdür?” üzerine oluşturulmuştur.

Bir okyanusa,bir denize,bir akarsuya,bir göle veya bir su topluluğuna ihtiyaç duymanıza gerek yoktur bir yerde yaşamın olabilceğine imkan vermek için,bir su molekülü,en küçük bir organik molekül bazen yeterlidir.

Günümüzde birçok bilim kuruluşu bu yönde çalışmalar yönetmektedir bunlardan birkaçı :NASA,SpaceX,SETI… Bu yazıda en önemli 2 Dünya dışı yaşam çalışmalarına ve kanıtlarına değineceğim.

Bunlardan ilki , toplum tarafından kulak aşinalığının çok olduğu Mars.Mars birçok bilim insanının göz bebeğidir çünkü Satürn,Plato gibi yaşam olasılığı olma ihtimali olan diğer gezegenlere göre araştırması ve gözlemlemesi Dünyaya diğerlerinden daha yakın olmasından dolayı daha kolaydır.Nasa ,Mars’a(Kızıl Gezegene) 2012 yılının Ağustos ayında Curiosity adında bir keşif robotu yolladı  ve en son yolladığı bilgilere göre 3,5 milyar yıldır bulunan Gale kraterinde organik madde tespit etti,bu organik maddenin,eski bir yaşam formunun besin kaynağı olabileceğini belirtiler.Buna ek olarak mevsimsel metan artışı gözlemlendi ki bu da Mars yüzeyinde ,öncesinde mikroorganizmaların yaşamış olabileceği veya hala yaşamakta olduğunu destekleyen bir bulgudur.Nasa, Mars üzerine araştırma yapan tek kuruluş değil,İtalyan Uzay Ajansı kısa bir süre önce Marsda buzulların altında 20km çapında bir göl olduğunu tespit ettiler benzer bir çalışma Antartikada da gerçekleştirilmiş ve bakterilere ulaşılmıştı.

İkinci önemli olan çalışma ise Satürn üzerine gerçekleştiriliyor. 15 Ekim 1997 tarihinde Nasa tarafından yollanan Cassini bize Satürünün br uydusu olan Enseladus’ta kompleks karbon bazlı moleküllerin bulunduğu bilgisini verdi ve bu kompleks karbon bazlı moleküllere öncesinde Dünya üzerinde ve bazı meteorlarda rastlanmıştı.

Cassinin yaptığı araştırmayı bildiren Dr. Frank Postberg bu keşifler hakkında bunları dile getirdi: 

“Böylesi moleküller ilk defa dünya dışında sudan oluşan bir gezegende görülüyor.Dünyada bu moleküller biyolojik olarak yaratılıyor ama Enseladus’takilerin başka şekilde ortaya çıkmış olma ihtimali de var.Bu moleküller hayatın var olması için bir şart. Fakat şu anda bunların biyolojik olarak mı yaratıldığını, uyduda prebiyotik bir kimyasal süreç veya yaşam olup olmadığını söyleyemeyiz.” Bir yerde yaşam olabilmesi için gerekli olan maddeler su,enerji kaynağı,karbon,hidrojen,nitrojen,fosfor ve sülfür… Her ne kadar Enseladus’ta fosfor ve sülfür olmasada diğer maddelere sahip.

Bu iki büyük çalışma yüzyıllardır insanoğlunun merak ettiği soruyu yanıtlamaya çalışan binlerce araştırmadan ikisiydi,her ne kadar anlık olarak kesinlikle Dünya dışında hayat var diyemiyor olsak bile her bir yeni araştırma bizim daha çok destekleyici bulgular elde edinmemize yardımcı oluyor.

[zombify_post]

NASA Mars’ta Organik Maddeler Bulduğunu Bildirdi

Mars’ta bulunan organik maddeler biyolojik kalıntıların kanıtı mı?

2012 yılından bu yana NASA’nın Mars yüzeyinden veri toplayan Curiosity keşif aracı Gale Krateri’nden alınan numunelerde organik maddelere rastladı. 

Gale Krateri’nin iki ayrı kısmında bulunan 3 milyar yıllık kiltaşından örnekler alındı. Alınan örneklerin içinde tiyofen, 2- ve 3-metiltiyofen, metantiyol ve dimetilsülfit yer aldığı keşfedildi.

Bu önemli keşfin yanında Curiosity, Mars’ın atmosferindeki metan düzeyinin mevsimsel değişimini inceledi ve atmosferdeki mevsimsel metan artışlarının da doğrulandığı bildirildi.

Geçtiğimiz yıllarda metan Mars atmosferinde büyük bulutlar halinde saptanmıştı. Yeni verilere göre, Gale Krateri’ndeki düşük metan düzeyleri, yaz aylarında zirveye ulaşırken, her Mars yılı kışın azalıyor.

Karbon içeren  metan (CH4) gazının keşfi çok önemliydi. Çünkü Dünya’daki tüm metan moleküllerinin yüzde 95’i, biyolojik kaynakların ürünü olarak meydana geliyor. Ancak bu durum, Mars’ta aktif bir biyolojik sürecin var olduğu anlamına gelmiyor. Biyolojik olmayan kaynakların başında olivin adı verilen bir kayaya dayanan bir çeşit kimyasal tepkime geliyor. 

Olivin tabakası, serpantinleşme adı verilen bir süreçte su ve karbondioksit ile tepkime oluşturarak, sürekli bir metan akışı sızdırıyor olabilir.

NASA’nın Mars Keşif Programının baş bilim insanı olan Michael Meyer, “Bunlar Mars üzerindeki yaşamın işaretleri mi? Henüz bilmiyoruz fakat bu sonuçlar, bize doğru yolda olduğumuzu söylüyor.” diyor.

Kaynak

İleri okuma:

Yayımlanan makale

[zombify_post]

Astronomlar Tarafından Özel Olarak Cevaplanmış, Dünya ve Uzayla İlgili 5 İlginç Soru

“Bir astronoma sor” adlı bilim sitesi köşesinde, düzenli olarak okuyucuların gönderdiği dünya ve uzay ile ilgili sorular cevaplanıyor.

İnsanlık olarak her geçen gün gezegenimizle ve evrenle alakalı bilgilerimizi artırmaya devam ediyoruz. Bu gelişmemizin temelinde de bitmek bilmeyen merakımız yatıyor. İşte bilim insanı olmasa bile evrenle ilgili aklına sorular takılanların, direkt olarak astronomlardan cevap aldıkları bir internet sitesi de, bu merakımızı giderme amacı güdüyor. Cornell Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü o sitenin okuyucularından gelmiş 5 ilginç soruyu ve cevaplarını derledik.

1. Süperkütleli bir kara delik gezegenimize yaklaşırsa ne olur?

Bu tip kara deliklerinin kütlesinin bir milyon Güneş kütlesine denk geldiğine düşünürsek, bize bin ışık yılı yakınlığa geldiğinde Güneş Sistemi’mizin Samanyolu etrafındaki yörüngesinde bazı değişimler gerçekleştiğini fark etmeye başlarız. Aradaki mesafe iyice küçüldüğünde ve mesafe birkaç yüz ışık yılına indiğinde ise, Güneş Sistemi içerisindeki tüm gezegenlerin yörüngelerinin değiştiğini görürüz. Dünya da bu değişimden etkilenir ve kısa bir süre içinde ya tamamen donarız, ya da buharlaşıp yok oluruz. Bunu belirleyen şey ise yörünge değişimi sonrasında Güneş’e yaklaşmamız veya uzaklaşmamız olur. Devamında ise ya Güneş’e kafa dalışı yapıp yok oluruz, ya da Güneş Sistemi’nden fırlatılıp yeni kara deliğin etrafında bir yörüngeye otururuz. Üçüncü ihtimal ise direkt olarak kara deliğin içine doğru çekilmemiz. Bu üçüncü durum gerçekleşirse, kara deliğe yaklaşırken spagetti etkisiyle paramparça oluruz.

2. Dünya’nın merkezine yaklaştığınızda kilonuzda nasıl bir değişim meydana gelir?

Sanılanın aksine, giderek azalır. Dünya’dan uzaklaştıkça ağırlığınızın giderek azaldığı bilinen bir gerçek, bu nedenle tam tersi bir durum olduğunda ve merkeze doğru yaklaştıkça, ağırlığın artması bekleniyor. Ancak ağırlığı belirleyen tek şey kütlenin merkezine olan uzaklık değil; merkezle aranızdaki maddelerin kütleleri de etkili. Bu durumla tam merkez noktasına geldiğinizde, uzaklığınız sıfır olduğundan, bulunduğunuz mesafenin çapı da sıfır oluyor ve bu nedenle merkezle aranızda hiçbir kütle kalmıyor. Bu da yer çekimi etkisinin sıfırlanmasına neden oluyor. Bu yüzden ağırlığınız da yok oluyor.

3. Yıldız satın almak mümkün mü?

Bu ilginç sorunun cevabı ise “hayır”. Yıldız satın alamıyor ve isimlendiremiyorsunuz. Yıldızlara isim verme yetkisi olan tek kuruluş Uluslararası Astronomi Birliği. Fakat günümüzde yıldız sattığını iddia eden dolandırıcı şirketler ve bunlara inanarak parasını kaybeden insanlar var. Hatta bu insanlar, uzay araştırmaları yapan kurumlarla iletişimi geçip bir yıldız satın aldıklarını ancak nerede bulacaklarını bilmediklerini söyleyerek gökyüzündeki yerinin tarif edilmesini istiyorlar. 

4. Beyaz delik nedir?

Kara deliği çoğu insan bilir, ancak beyaz delik diye bir şeyi duyan pek olmamıştır. Kara deliğin zıttı olan beyaz deliklerde, maddeler içeri girmiyor; aksine dışarı atılıyor. Ayrıca kara deliklerden dışarı madde çıkamadığı gibi, beyaz deliklerden de içeri madde giremiyor. Fakat çoğu bilim insanı, beyaz deliklerin fiziksel açıdan imkansız olduğunu ve bu nedenle var olamayacağını düşünüyor.

5. Evren neyin içinde genişliyor?

Evrenle ilgili can alıcı sorulardan biri bu. Evrenimiz her an genişliyorsa, genişlediği alanlarda ne var? Neyin içinde genişliyor? Evrenin sınırlarından dışarıya bir adım atsaydık, birazdan genişleyeceği bu alanda neler görürdük?

Dave Rothstein bu soruya “Evrenin genişlemesi sandığımız şey, aslında galaksiler arasındaki boşlukların her taraftan çekiliyormuşçasına esnemesinden ibaret. Evrenimiz sonsuz büyüklükte olduğu için de, dokusu esnediğinde de sonsuz büyüklükte olmaya devam ediyor; bu yüzden de boyutu aslında hiç değişmiyor, bu nedenle aslında genişlemiyor. Ancak eğer evrenimiz sonsuz büyüklükte değilse, o zaman içine genişlediğimiz bir bölgenin olması olası. Ancak bunu gözlemleme şansımız olmadığından, bilimsel olarak cevaplamamız da imkansız.”

[zombify_post]