Nanoteknolojiye yakından bakalım

Nanoteknolojiye Yakından Bakalım

Nanoteknoloji, son zamanlarda birçok uzman tarafından ‘geleceğin endüstri devrimi’ olarak kabul edilmektedir.

Son zamanlarda birçok uzman tarafından geleceğin endüstri devrimi olarak nitelendirilen nanoteknoloji maddenin atomik, moleküler ayrıca süpermoleküler seviyede kontrolüdür. Nanoteknoloji, bugün moleküler nanoteknoloji olarak bahsedilen en eski ve yaygın tanımı, tam olarak makroölçek ürünlerinin imalatı için atomların ve moleküllerin kontrolünün belirli bir amacını ifade etmektedir. 

Nerelerde Kullanılır? 

Aslında nanoteknoloji sınırlı bir alana koymak çok da kolay değildir. Kullanım alanı fizikten tıpa kadar oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Matematik (modelleme), fizik (teorik öngörü), kimya (seçici depolama), biyoloji (biyosensör), eczacılık, tıp (yapay kemik), bilgisayar(kuantum bilgisayar), elektrik(nano elektronik), malzeme bilimi ( hafif ve kuvvetli malzeme), optik,tekstil gibi daha birçok alanda kullanılmaktadır. 

Nanoteknoloji ile üretilen bazı ürünler şunlardır : Güneş kremleri, kendi kendini temizleyen cam, antibakteriyel bandaj, nanorobotlar, kendini temizleyen boya.

Nanoteknolojinin Geleceği 

Nanoteknoloji, hızlı ve güçlü gelecek gelişmelere sahip olması beklenen ve gelişmekte olan bir bilimdir. Önümüzdeki yıllarda AB’de ekonomik büyüme ve iş yaratılmasına önemli ölçüde katkıda bulunacağı tahmin edilmektedir.

Bilim adamlarına göre, nanoteknolojinin dört farklı nesile sahip olduğu tahmin edilmektedir. Şu anda ilk veya belki ikinci nesil nanomalzemeleri yaşıyoruz.

İlk nesil, “pasif nanostructures”  kullanılarak elde edilen özelliklerin geliştirilmesi ile malzeme bilimi ile ilgilidir. Bu, plastikleri güçlendirmek için kaplamalar ve/veya karbon nanotüplerin kullanımı şeklinde olabilir.

İkinci nesil, belirli bir hedef hücrede veya organda bir ilaç sağlamak için biyoaktif olarak aktif nanostrüktürleri kullanır. Bu, nanopartikülü belirli proteinlerle kaplayarak yapılabilir.

Peki Nanomalzeme Nedir?

Bilim insanları, oy birliğiyle nanomalzemelerin kesin bir tanımını bulamadılar fakat nanometrelerde ölçülen küçük boyutlarıyla karakterize olduklarını kabul ettiler. Bir nanometre bir milyon milimetredir ve bu ölçü bir insan saçının çapından yaklaşık 100.000 kat daha küçüktür.

Nanoboyutlu parçacıklar doğada bulunmaktadır ve karbon, gümüş  gibi çeşitli ürünlerden oluşturulabilir. Ancak nanomateryallerin tanım gereği yaklaşık 100 nanometreden daha az olan bir boyuta sahip olması gerekir. Çoğu nanoscale malzeme çıplak gözle ve hatta klasik laboratuvar mikroskopları ile görülebilir.

Böyle küçük bir ölçekte tasarlanmış malzemeler genellikle optik, manyetik, elektrik ve diğer özellikleri alabilir mühendislik nanomalzemeler  olarak adlandırılır. Bu ortaya çıkan özellikler, elektronik, tıp ve diğer alanlarda büyük etkiler potansiyeline sahiptir. Mesela,nanoteknoloji, kanser hücreleri gibi vücuttaki belirli organları veya hücreleri hedefleyebilen ve tedavinin etkinliğini artırabilen ilaçları tasarlamak için kullanılabilir.

Nanomalzemeler, çimento, kumaş ve diğer malzemelere onları daha güçlü ve daha hafif hale getirmek için de eklenebilir.

Boyutları, onları elektronikte son derece kullanışlı hale getirir ve toksinleri bağlamak ve nötralize etmek için çevresel iyileştirmede veya temizlemede de kullanılabilirler. Ancak, mühendislik nanomalzemeleri büyük yararlar sağlarken, insan sağlığı ve çevre üzerindeki potansiyel etkileri hakkında çok az şey biliyoruz. Örneğin gümüş gibi tanınmış malzemeler bile nanoboyutta tasarlandığında bir tehlike oluşturabilir.

Nanoboyutlu parçacıklar inhalasyon ve yutulma yoluyla ve cilt yoluyla insan vücuduna girebilir. Karbondan yapılmış fibröz nanomalzemelerin, asbest benzeri şekillerde akciğerlerde iltihaplanmaya neden olduğu gösterilmiştir .

Nanomalzemeler için’ güvenli tasarım ‘ kavramının gelişimi şu anda bilim insanları tarafından araştırılmaktadır. Temel öncül: piyasaya sürüldükten sonra nanomalzemelerin güvenliğini test etmek yerine güvenlik değerlendirmesi de bir nanomateryalin gelişiminin tasarım ve yenilik aşamasına dahil edilmelidir. Bunun amacı, şirketlerin süreç ve/veya ürün gelişimlerinde daha uygun maliyetli bir risk yönetimi sağlamaktır.

[zombify_post]

Genetiği Değiştirilmiş İnsan Artık Gerçek Oldu

Rekombinant teknoloji ile HIV virüsüne karşı dirençli embriyolar oluşturuldu.

Etik ve ahlaki tartışma konularının başında gelen, bir çok genetik hastalığın yok olacağı bir çözüm olarak düşünülen “genetiği değiştirilmiş insan” projesi geçtiğimiz günlerde gerçekleştirildi. 

Çinli bilim adamı He Jiankui, İnsan Genom Düzenleme İkinci Ulusal Zirvesi’nde geçtiğimiz günlerde tartışmalara yol açan genetiği değiştirilmiş insan bebekleri üzerine konuştu. Araştırmanın arkasındaki bilim insanı He Jiankui, yıllardır gizli yürüttüğü çalışmayı kamuoyu ile paylaştı.

Jiankui’ye göre, embriyolarda yapılan manipülasyon bebeklere AIDS hastalığına yol açan HIV virüsüne karşı bağışıklık kazandıracak. Embriyoların bazı HIV türlerine dirençli hale getirilmesi için CRISPR tekniği ile CCR5 adlı bir geni devre dışı bıraktı.  

Bilim ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Şu Nanping, “Medyaya yansıyan genetiği değiştirilmiş bebeklerle ilgili hadise ülkemizin ilgili yasaları ve düzenlemerini pervasızca ihlal etmiştir” dedi. İddiaların “şok edici ve kabul edilemez” olduğunu söyleyen Bakan Yardımcısı, yaşanan durumunun bilimsel çevrelerin bağlı olduğu ahlaki ve etik değerleri bozduğunu belirtti.

Kaynak

[zombify_post]

NASA’nın InSight Uzay Aracı Mars’a Güvenli Bir Şekilde İniş Yaptı!

InSight uzay aracı Mars’ın iç yüzeyi hakkında çalışmalar yapan ilk araç olacak!

NASA’nın InSight uzay aracı Kızıl Gezegen’in iç yüzeyi hakkında çalışmalar yapmak için 26 Kasım’da Mars’a iniş yaptı.

Görev kontrolünde canlı yayın yapan ve California’daki NASA’nın Jet Propulsion Laboratuvarı’nda Uzay Araçları Mühendisi olan Christine Szalai “İniş doğrulandı, InSight Mars yüzeyine iniş yaptı!” dedikten sonra InSight’tan, her ne kadar kamerası tozlu olduğu için görüntü net olmasa da ilk fotoğraf geldi.

İk Görünüş: InSight aracının Mars’ta çektiği ilk fotoğraf. Kamera lensini koruyan kapak henüz kaldırılmadığı için çoğu fotoğraf tozla kaplı fakat fotoğraftan aracın ayağı az da olsa görülebiliyor.InSight (Interior Exploration using Seismis Investigetions, Geodesy and Heat Transport) NASA’nın Mars’a indirdiği 8. Başarılı uzay aracıdır. InSight Mars’ın ekvatoruna yakın Elysium Planitia adındaki geniş ve düze bir yere TSİ 23.00’da iniş yaptı. İniş haberi, InSight ile beraber gezen ve ondan aldığı bilgileri dünyaya ulaştıran MarCO adındaki uydulardan geldi.

Bir Mars senesi sonra (yaklaşık 2 Dünya yılı) InSight sismometre kullanarak Marsquake”leri (Mars’taki depremleri (earthquake))ve gezegenden gelen diğer sismik dalgaları dinleyecek. Aynı zamanda Mars’ın yüzeyini 5 metre delerek Mars’ın iç sıcaklık değişimini ve jeolojik aktifliğini inceleyecek.

27 Kasım Güncellemesi:

InSight solar panellerini açıp baterileri şarj etmeye başladı. Önümüzdeki birkaç gün içinde araç robotik kollarını uzatacak ve yüzeyin fotoğraflarını çekecek.Robotik kollara bağlı olan kameranın (Intrument Deployment Camera, IDC) 26 Kasım’da çektiği ilk fotoğrafta uzay gemisinin gövdesi, kapalı robotik kolu ve geniş ve düz olan Elysium Planita görünüyor.

Evim Evim Güzel Evim!: InSight Intrument Deploying Camera’nın kapanmış robotik kola konumlanmış ve geniş ve düz yeni evimiz Mars’taki Elysium Planita’dan görüntü.Kaynak: NASA’s InSight lander has touched down safely on Mars

İleri Okuma: NASA InSight Lander Arrives on Martian Surface to Learn What Lies Beneath

[zombify_post]

Uzun Süreli Uzay Gezilerine Hazırlık İçin Özel Kıyafetler Üretilmeye Başlandı

Uzayda çekilen sırt ağrılarıyla mücadelede su yatağı ve özel kıyafet kullanımı, büyük önem taşıyor.

Ağırlıksız ortamda astronotların boyu uzuyor, bu da hem uzay kıyafetlerine sığmalarını zorlaştırıyor hem de sırt ağrılarına yol açıyor. Astronotlar iniş sonrasında da disk kaymasına meyilli oluyor. İngiltere’deki King’s College  London’dan araştırmacılar mikroyerçekimini simüle etmek için yepyeni bir yönteme başvurarak tek parça, dar bir kıyafet (bir skinsuit) deniyorlar. Yarıya kadar doldurulmuş bir su yatağına magnezyum tuzları ekliyorlar. Bunu yaparken de yüksek tuz içeriğinden ötürü insanların batmadığı Lut Gölü’nden ilham almışlar.

Su yatağı ağırlıksızlığı simüle ediyor.

“Yüksek tuz içeriği batmazlığı artırıyor” diye açıklıyor araştırma ekibinin lideri David A. Green. “Deneklerimiz, yatak yarıya kadar dolu olduğu halde batmayıp yüzeyde kalıyor. Ayrıca kalçalar gibi ağır vücut kısımları kendi kütleleriyle doğru orantılı olarak battıkça vücudun geneli tümüyle gevşemiş ve yatak konumda kalıyor.”

Araştırmacı Philip Carvil ise şöyle ekliyor:”Uzun süreli deneylerimizde yörüngede karşılaşılan türden boy uzamalarına rastladık ki bu da yöntemin, mikro-yerçekiminin omurga üzerindeki etkilerinin geçerli bir temsili olduğu anlamına geliyor. Dünya’da ayakta durduğunuzda omurganız yerçekimi yüzünden basıklaşıyor ve gece uyuduğunuzda tekrar yükten kurtuluyor. Bu normal bir döngüsel süreç.

Ağırlıksız uçuşta Skinsuit“Sırüstü yatmanın, suyun ve diğer moleküllerin omurlar arasındaki disklere girmesine yardımcı olduğu düşünülüyor. Bu yüzden sabahları kalktığınızda boyunuz, gün içindekinden 1,5 cm daha uzun oluyor. Yerçekimi diskleri ezerek sıvı kaybına yol açıyor. Uzaydaysa yerçekimi kaynaklı bir yük yok. O yüzden omurganızdaki diskler şişmeyi sürdürüyor, omurganızın doğal kavisi azalıyor ve artık yerçekimine direnmek zorunda kalmayan destek adaleleri ve bağdokular zayıflıyor.”

Üniversite ve ESA’nın Avrupa Astronot Merkezine bağlı Uzay Tıbbı Ofisi işbirliği yaparak vucüdü omuzlardan ayaklara doğru sıkıştırmak üzere tasarlanmış spandeks temelli bir kıyafet olan Skinsuit’i tasarladı. Bu daha önce ABD’de Massachusetts Teknoloji Enstitüsünün yaptığı bir giysiyi esas alsa da, giyilebilirliği artırmak için birtakım değişikliklere gidilmiş. Bu geliştirmeler sayesinde ESA astronotları Andreas Mogensen ve Thomas Pesquet, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki görevleri sırasında Skinsuit’i test ediyorlar. Skinsuit’in evrimi

“İlk tasarımlar gerçekten çok rahatsızdı.Yerçekimsel yükün %80 kadarını sağlıyor, o yüzden de en fazla bir kaç saat giyilebiliyordu” diyor Philip. “Skinsuit’in 6. Sürümüyse gayet rahat; kimseye rahatsızlık vermeden saatlerde giyilebiliyor, normal aktivite ya da uykuda kullanılabiliyor. 6. Sürüm Ay’ın yerçekiminden biraz fazlasını yani %20 yük sağlıyor. Bu da omurganızın alışık olduğu türden kuvvetleri sağlamaya yetiyor.”

Dünya’da su yatağına yatan, Skinsuit giyen ve giymeyen öğrenciler üzerinde omurganın maruz kaldığı etkileri öğrenmek için MR taraması yapıldı. “Sonuçlar henüz yayınlanmadı ama görünen o ki 6. sürüm Skinsuit, omurga uzamasıyla mücadelede etkili” diyor Philip.”Dahası, bu işe dahil temel fizyolojik süreçler ve omurgaya yük uygulamanın herkes üzerindeki etkisi konularında fazla bilgi ediniyoruz.”

Kaynak: https://phys.org/news/2018-02-waterbeds-simulate-weightlessness-skinsuits-combat.html

[zombify_post]

Belleğin Çalışma Kapasitesini Arttıran Yazı Tipi Geliştirildi!

RMIT’nin bilim insanları okuduğumuz kelimelerde küçük değişiklikler yaparak hafızamızı güçlendirebileceğimizi iddia ediyorlar. Peki, bu doğru mu dersiniz?

Farklı disiplinlerden bilim insanları tasarladıkları ve geliştirdikleri,  "Sans Forgetica" denen yazı tipini test ettiler.

Dünyada ilk kez bir yazı tipinin insanların daha fazla bilgi edinebilmesine ve çalışma notlarının daha fazla akıllarında kalabilmesi için özel olarak tasarlandığı düşünülüyor. Üstelik ücretsiz olarak ulaşmanız mümkün! (Buradan ulaşabilirsiniz.) 

Sans Forgetica, psikologların ve tipografik tasarım uzmanları tarafından, psikolojik teorilerle birlikte yazılı bilgilerin korunmasını geliştirmek için tasasarım ilkeleri kullanılarak geliştirildi. 

Here’s a look at some Sans Forgetica alphabet, punctuation and symbols. Picture: RMIT

RMIT'de tipografi öğretmeni ve aynı zamanda Letterbox'ın kurucusu olan Stephen Banham, psikoloji ile tipografiyi birleştirerek RMIT'nin Davranışsal İş Laboratuvarı'nın (Behavioural Business Lab) uzmanları ile çalışmanın mükemmel bir iş olduğunu söylüyor.

"Düşünmenin çaprazlığı, temelde diğer tüm yazı tiplerinden daha farklı bir yazı tipi yaratmaya yol açmıştır. RMIT için çalıştığımız bir şey olan teorinin pratiğe uygun bir şekilde dökülmesini de açıkça ortaya koyuyor." diyor Banham.

RMIT Behavioural Business Lab'in başkanı ve davranışsal ekonomist Dr. Jo Peryman, bu yazı tipinin öğrencilerin sınavlara çalışmaları için müthiş bir alet olduğunu söylüyor.

"Spesifik tasarım teorisinin ve psikolojinin özgül prensiplerinin ilk kez bir yazı tipi tasarlamak için kullanıldığunu düşünüyoruz"

Here is an example of Sans Forgetica which I hope you will never forget.

Bu font, daha derin bilişsel işleme sürecini teşvik etmek için hafızayı güçlendirmeye yol açan, biraz daha efor sarfederek yapılan öğrenme sürecini yani "isteğe göre zorluk" denilen bir öğrenme prensibini kullanmak için geliştirildi. 

Üniversitede pazarlama dersi (Tasarım Düşüncesi ve Deneysel Metodlar) veren ve aynı zamanda RMIT Behavioural Business Lab'in kurucu üyelerinden Dr. Janneke Blijevens tipik yazı tiplerine artık alıştığımızı söylüyor.

"Okuyucular genellikle onlara göz atar ve belleklerinde hiçbir iz oluşmaz" diyor Blijevens.

Bununla birlikte bir yazı tipi ne kadar farklı olursa, beynin bilgiyi işlemesi ve hafızada tutması o kadar zorlaşır.

"Sans Forgetica, hafızada tutmanın yaratılması için yeterli engelin eklendiği o tatlı noktada duruyor"

Sans Forgetica, geleneksel tipografinin ve normal olarak bununla ilişkilendirilen tasarım prensiplerinin büyük bir kısmını altüst eden çeşitli "ayırt edici özelliklere" sahip.

The evolution from a standard lower case letter ‘a’ to a Sans Forgetica lower case letter 'a'. Picture: RMIT

Bu çeşitli farklılıkların sebebi okuyucuların bir kelime üzerinde uzunca kalmasına bağlı olarak beynin bilgiyi alma kapasitesini arttırmak için daha derin bilişsel sürece girme süresini arttırmasıdır.

RMIT tarafından yürütülen, bir dizi engele sahip yazı tiplerinin en iyi akılda tutmaya neden olan yerlerin test edildiği bir çevrimiçi deneye yaklaşık 400 tane Avusturyalı üniversite öğrencisi katıldı. Sans Forgetica'nın, okumayı zorlaştıran hafıza desteği olmaksızın tasarım ilkeleri için yeterli olduğu görüldü.

RMIT, Sans Forgetica konsepti ve yazı tipinin yaratılması için strateji ve yaratıcılık kurumu olan Naked Communications ile birlikte çalıştı.

Temel olarak Sans Forgetica öğrenciler için tasarlanmış olsa da genç veya yaşlı okuyuculara, hatta çeşitli beyin hasarları ya da Alzheimer'dan muzdarip hastalara yardımcı olmak için kolaylıkla kullanılabilir.

Kaynak:

[zombify_post]

Dünyanın En Gelişmiş Pediatri Hasta Robotu: HAL

Tıbbi eğitim egzersizleri günden güne daha gerçekçi hale geliyor. Şirketler tıbbi alanda eğitim gören öğrencilerin pratik yapabilmeleri için robotlar geliştirdi.

En son yapılan tıbbi robotlardan birine HAL dendi. Bu robot beş yaşındaki bir çocuk görüntüsüne sahip ve bazı sorulara yanıt verebiliyor, gözleri ile bir parmağı takip edebiliyor ve en ilginç olanı ise kanama yapıyor. Hatta nabzı bile var. Bu onu tıp profesörlerinin yıllardır kullandıkları sahte olanlarından çok farklı kılıyor.

https://www.biyobilim.ytukimtek.org/wp-content/uploads/2018/10/hal-4.jpg

HAL, tıp okulları için ilk sentetik insan iskeletini üreten bir şirket olan Gaumard Scientific tarafından inşa edildi. Şirketin teknoloji sistemi bu gözyaşları ile ağlayan, annesine bağıran, birçok hastalık benzetimini yapabilen robot sayesinde uzun yol aldı.

Gönüllü bir insan kullanmadan gerçek bir insan tedavisi yapıyor gibi HAL’ i kullanmanın öğrencilerin bilgileri daha iyi kavramasına yardımcı olması öngörülüyor.

HAL’ in diğer fonksiyonları; kardiyak arrest( kalp durması), anafilaktik şok, kan şekeri, kan oksijen seviyesi ve karbondioksit seviyelerine sahip olma. Ayrıca stajyer öğrencisi gözlerine ışık tuttuğu zaman göz bebekleri genişliyor. Uyanıkken uyuşuk, öfkeli, hayran, meraklı ,endişeli gibi farklı duygusal durum için ayarlanabiliyor.

https://www.biyobilim.ytukimtek.org/wp-content/uploads/2018/10/hal-2-1.jpg
Robot Pal

HAL, şu anda kullanımda olan birkaç tıbbi robotlardan biri. Gaumard web sitesinde prematüre bir bebek ve doğum yapabilen gerçekçi bir robot mevcut.

Tıbbi bir idareci olan Marc Berg ” Birçok hemşire gördüm ve HAL’ i gördüklerinde hareket etmesine bile çok şaşırdılar. Bu bence yirmi yıldır kullandığın arabanı yeni bir marka araba ile değiştirdiğinde başlarda olan şaşkınlığın ile benzer bir durum” dedi.

Kaynak :

[zombify_post]

Genetik Mühendisliği Türler Arası Bakterilerle İletişim Kurmayı Başardı

Etkileyici genetik sinyal iletim sistemi, belirli fonksiyonları gerçekleştirmek için programlanmış “sentetik mikrobiyomlar ” geliştirilmesine bir adım daha yaklaştı.

ACS Synthetic Biology dergisinde yayımlanan makaleye göre, Wyss Enstitüsü, Harvard Üniversitesi ve Harvard Medical School’da bir grup araştırmacı, farklı bakteri türleri arasında genetik sinyal iletimini tetiklemeyi başardı.

Bu yeni gelişmede, araştırmacılar bir laboratuar faresinin bağırsağındaki bazı çevresel tetikleyicilerin yardımıyla E. coli’ye bilgi iletmek için Salmonella Typhimurium bakterisini bağlamak için bir yol oluşturmayı başardılar. Bilim adamları uzun zamandır mikropların genleri ile uğraşmaktaydılar, ancak ilk defa bir bakteri türünün farklı suşları arasında iletişim için genleri kullanmayı başarmışlar.

Wyss Araştırma ekibinin baş üyesi Suhyun Kim, “Mühendislik ürünü bağırsak bakterileri aracılığıyla insan sağlığını iyileştirmek için bakterinin nasıl iletişim kurduğunu bulmamız gerekiyor.” dedi.

İlk yazar Suhyun Kim, sinyal veren S. Typhimurium bakterisini ve cevap veren E. coli bakterisini içeren bir plağı tutuyor. Yanıt olarak mavi bir renk görüyoruz. Kaynak: Wyss Harvard

Araştırma grubu, “Çekirdek Algılama” adı verilen bazı bakteri türlerinde bulunan ve doğal olarak ortaya çıkan yeteneklerden yararlanmışlar. Çekirdek algılama, sinyal molekülleri kullanarak bir bakteri kolonisinin davranışını koordine etmek için gen ifadeleri için yollar oluşturuyor.

ATC ismiyle hareket eden tetikleyici molekül, cevaplayıcı suşa bir algılama yolu oluşturmak için sinyal verici suşdaki luxI geni uyarmıştır. Bu değişim, cevaplayıcı E. Coli’deki etkileşimi saklayan Cro proteinini üretiyor.

İletimin başarısı, sıçanların boşaltım ürünlerini araştırmak suretiyle doğrulandı.

Kaynak

Yayımlanan Makale

[zombify_post]

3D Yazıcı İle Prototip Biyonik Göz Yapıldı

Minnesota Üniversitesi’ndeki araştırmacılar 3D yazıcı ile türünün ilk örneği olan prototip, bir yarım küre üzerinde görüntü algılama dizisi bastı.

Advanced Materials dergisinde yayınlanan habere göre , 3D yazıcı yardımı ile yarım küre şeklinde olan ışık reseptörü tasarlandı. Bu keşif, görme bozukluğu olan veya görme yetisini tamamen kaybetmiş insanlar için büyük umut olması bekleniyor. Ekip, son 4-5 yıl içinde biyonik kulak, yapay organlar, elektronik kumaş, elektronik el ve elektronik uzuvlar tasarlamıştı. 

Çalışmanın ortak yazarı ve Minnesota Üniversitesi’nden Makine Mühendisliği profesörü Michael McAlpine, “Biyonik gözler genellikle bilim kurgu olarak düşünülürdü, ancak şimdi 3D mültimateryal yazıcı kullanarak buna her zamankinden daha yakınız.” diyor.

Peki nasıl bir yol izlediler?

Araştırmacılar, kıvrımlı bir yüzey üzerinde baskı elektroniklerinin zorluğunu nasıl aşabileceklerini göstermek için yarım küre şeklindeki cam kubbeyle başladılar. Özel olarak yapılmış 3D yazıcılarını kullanarak, gümüş parçacıklı temel mürekkepl ile başladılar. Dağıtılan mürekkep kavisli yüzeyden aşağı dökülmek yerine olduğu yerde kaldı ve kurudu. Araştırmacılar daha sonra, ışığı elektriğe dönüştüren fotodiyotları basmak için yarı iletken polimer malzemeleri kullandılar. Bu tüm süreç yaklaşık olarak bir saat sürüyor.

McAlpine, sürecin en şaşırtıcı kısmının, ışığı tamamen 3D baskılı yarı iletkenler ile elde ettiği elektriğe dönüştürmede yüzde 25 verimlilik olduğunu söyledi.

Yeni Hedefleri…

McAlpine bir sonraki adımın daha fazla ışık reseptörüne sahip ve daha verimli yeni bir prototip yaratmak olduğunu söylüyor. Ayrıca gerçek bir göze implante edilebilen yumuşak yarım küre bir malzemeye baskı yapmanın bir yolunu bulmak istediklerini belirtti.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=U2_zhpXZkS0?wmode=opaque&w=640&h=360]
Kaynak

Yayımlanan Makale

[zombify_post]

NASA Mars’ta Organik Maddeler Bulduğunu Bildirdi

Mars’ta bulunan organik maddeler biyolojik kalıntıların kanıtı mı?

2012 yılından bu yana NASA’nın Mars yüzeyinden veri toplayan Curiosity keşif aracı Gale Krateri’nden alınan numunelerde organik maddelere rastladı. 

Gale Krateri’nin iki ayrı kısmında bulunan 3 milyar yıllık kiltaşından örnekler alındı. Alınan örneklerin içinde tiyofen, 2- ve 3-metiltiyofen, metantiyol ve dimetilsülfit yer aldığı keşfedildi.

Bu önemli keşfin yanında Curiosity, Mars’ın atmosferindeki metan düzeyinin mevsimsel değişimini inceledi ve atmosferdeki mevsimsel metan artışlarının da doğrulandığı bildirildi.

Geçtiğimiz yıllarda metan Mars atmosferinde büyük bulutlar halinde saptanmıştı. Yeni verilere göre, Gale Krateri’ndeki düşük metan düzeyleri, yaz aylarında zirveye ulaşırken, her Mars yılı kışın azalıyor.

Karbon içeren  metan (CH4) gazının keşfi çok önemliydi. Çünkü Dünya’daki tüm metan moleküllerinin yüzde 95’i, biyolojik kaynakların ürünü olarak meydana geliyor. Ancak bu durum, Mars’ta aktif bir biyolojik sürecin var olduğu anlamına gelmiyor. Biyolojik olmayan kaynakların başında olivin adı verilen bir kayaya dayanan bir çeşit kimyasal tepkime geliyor. 

Olivin tabakası, serpantinleşme adı verilen bir süreçte su ve karbondioksit ile tepkime oluşturarak, sürekli bir metan akışı sızdırıyor olabilir.

NASA’nın Mars Keşif Programının baş bilim insanı olan Michael Meyer, “Bunlar Mars üzerindeki yaşamın işaretleri mi? Henüz bilmiyoruz fakat bu sonuçlar, bize doğru yolda olduğumuzu söylüyor.” diyor.

Kaynak

İleri okuma:

Yayımlanan makale

[zombify_post]

Japon Bilim İnsanları Fare Kaslarının Kullanıldığı Robot Geliştirdi

Tokyo Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından canlı fare iskeleti, kas dokuları, metal ve plastik bir çerçevenin kullanıldığı bir biyo-hibrid robot geliştirdi. 

Makale Science Robotics dergisinde yayımlandı. Makaleye göre robot, insan parmağını taklit edebiliyor. Verilen elektrik şiddetine göre parmak 90 dereceye kadar bükülme sağlayabiliyor. Bu bükülme, biyo-hibrit robotun nesneleri bir noktadan bir diğerine taşmasına olanak sağlıyor. 

Eksikleri de yok değil tabiki. Robot şimdilik sadece suda çalışabiliyor ve oluşturulan kas dokusunun ömrü de en fazla 1 hafta. Bu kısıtlı çalışma şartlarına rağmen araştırma büyük ümitler vadediyor. 

Kaynak

[zombify_post]