Çinli Bilim İnsanları İlk Kez Genetiği Değiştirilmiş Primatlar Klonladı

Çinli bilim insanları genetik olarak değiştirilmiş primatlar klonlayarak tarihe bir imza attı.

Bir yıl önce, bilim insanları ilk primatı bir çekirdek transfer tekniği ile klonlayarak atılımlar yapmıştılar, şimdi bir adım daha ileri gittiler.

En son araştırma, Şanghay'daki Çin Bilimler Akademisi Nörobilim Enstitüsü'nde doğan beş bebek makakını içeriyordu. Tüm primatlar, donör maymunun derisinden alınan fibroblasttan türetilen aynı genlere sahiptir. Ayrıca, CRISPR/Cas9 ile (CRISPR-Cas9 genetikçilerin ve tıp araştırmacılarının, genomun çeşitli kısımlarına ekleme, çıkarma ya da DNA dizilimininde değişim yapmalarına olanak tanıyan özgün bir teknolojidir.) gen düzenleme teknolojisi kullanılarak vericide değiştirilen bir genin bir kopyasını taşıdılar. Gen genellikle memelilerde belirli biyolojik ritimleri yöneten düzenleyici bir protein taşır. Genin değiştirilmiş versiyonunda bu protein üretilmez. Sonuç olarak bebek makaklarının gece uykusu ve daha fazla hareket de dahil olmak üzere sirkadiyen bozuklukları (özetle vücut saatidir) göstermesidir. Maymunlar şizofreni benzeri davranışları gösterir. Test konuları da şizofreni benzeri davranışlarla birlikte anksiyete ve depresyon belirtileri gösteriyor.Nörobilimci Hung-Chun Chang,"sirkadiyen ritim bozukluğu, uyku bozuklukları, diyabet, kanser ve nörodejeneratif hastalıklar da dahil olmak üzere birçok insan hastalığına yol açabilir" diyor.

Araştırma haberleri, insan embriyolarını düzenleyen He Jiankui'yi çevreleyen tartışmalardan sonra, bebeklerin HIV'E karşı bağışıklık sağlaması için bilimsel topluluklarda bazı rahatsızlıklara neden olmaktadır.CRISPR teknolojisinin kullanımı, denemelerinin duyurusunu takiben inceleniyor. 

Dr. He, iddia edilen etik olmayan araştırmalar için ciddi bir ceza ile karşı karşıya kalacağını belirten Çinli yetkililer tarafından soruşturma altında.

Makak araştırmasının yapıldığı CAS'taki Nörobilim Enstitüsü, hayvan araştırmaları için sıkı uluslararası kurallar çerçevesinde faaliyet gösterdiklerini belirtmek için hızlı davrandılar.

Her iki çalışmada da Nörobilim Enstitüsünü yönlendiren ve projeyi denetlemeye yardımcı olan ortak yazar Mu-Ming Poo,"Bu çalışma, birçok laboratuvarın koordineli çabalarını gerektiriyordu ve CAS tarafından çok vurgulanan verimli ekip çalışmasının açık bir örneği olarak hizmet ediyor.Bu araştırma, şu anda dünya çapında biyomedikal araştırmalarda kullanılan makak maymunlarının miktarını azaltmaya yardımcı olacak"diyor ve Poo devam ediyor "Genetik arkaplan müdahalesi olmadan, hastalık fenotipleri taşıyan çok daha az sayıda klonlanmış maymun, terapötiklerin etkinliğinin klinik öncesi testleri için yeterli olabilir.” 

Diğerleri ise aynı fikirde değil. Laboratuar, geçen yıl ilk klonlama sonuçlarını yayınladığında, birçok kişi, hayvanların çektiği acının nihai sonuçlara değip değmediğini sorguladı.

İngiliz gazeteci Chas Newkey-Burden geçtiğimiz Ocak ayında The Independent Gazetesi'nde "Klonlama işleminden sonra maymun rahatsız edici koşullarda yaşamaya başladı ve birkaç gün sonra öldü.Yetkililer bize bu bebeklerin isimlerini söylemiyor.”dedi.

Avustralyalı araştırmacı ve hayvan refahı, etik ve hukuk uzmanı Avustralya'daki Griffith Üniversitesi'nden Deborah Cao, hayvan modellerinin beklediğimiz kadar kolay bir şekilde insan biyolojisine çevrilmediğini hatırlatıyor.

Cawe Newsweek'e “Bu tür deneylerde kullanılan maymun sayısını azaltmanın en iyi yolu bu tür hayvan deneylerini durdurmaktır” dedi.

"İnsanlar için insanlık dışı primat hastalık modelleri geliştirmek yerine, insanlar için insan hastalığı modelleri geliştirmeliler."

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=8RhF1J2UE6M?wmode=opaque&w=640&h=360]

Kaynak: Genetically Altered Primates Cloned for the First Time https://interestingengineering.com/genetically-altered-primates-cloned-for-the-first-time

[zombify_post]

Abby Hafer: “Cinsellik hakkında bildiğiniz her şey hatalı.”

Abby Hafer, 10 Haziran 2017 tarihinde Charleston’daki Amerikan Hümanist Derneği’nin 76. Yıl Konferansı’nda verdiği konuşmanın bir bölümününden uyarlanmıştır

Dini metinler "Başta Adem ve Havva vardı" diye başlar, ama doğrusu "Başta sadece Havva vardı."  olmalı. İlk canlılar kendilerini bölerek çoğalıyorlardı, yani hepsi bir nevi Havva idi. Nesiller boyu Havva'lar, Ester'ler, Esmeralda'lar geldi geçti. Her şey de gayet güzeldi. 

Sonra bu dişilerden biri biraz evrim geçirdi ve erkekler ortaya çıktı. Erkekler sayesinde genler daha iyi karışarak evrim sürecinin hızlanması sağlandı.

Şimdi cinsellikle lgili hatalı bilgileri düzeltelim. 

1-"Erkekler kadınlardan her zaman daha güçlüdür."  Yanlış. Bakın bir dülger balığı, aslında üç dülger balığı, bir dişi ve iki erkek. Erkekler şu ufak çıkıntılar

2-"Her canlının dişi ve erkek bireyleri ayrıdır." Yanlış! Pek çok hermafrodit hayvan var, mesela salyangozlar.

3-"Doğada eşcinsellik yok."  Yanlış! Pek çok hayvanda eşcinsellik (seks veya yavru yetiştirme amaçlı) mevcut. Yaban keçileri, albatros kuşları, balinalar…

4-"Erkekler erkek, kadınlar kadındır." Yanlış. Pek çok balık türü hayata bir cinsiyetle başlar, yaşamlarının ileri döneminde cinsiyet değiştirirler. Mesela Orfozlarda, erkek ölünce en büyük dişi cinsiyet değiştirir ve erkek olur.

Hogfish balıklarında durum daha da acayip. Bu balık türü harem şeklinde yaşarlar. Ancak erkek balığın haremindeki dişilerin sayısı çok artarsa dişilerden biri erkeğe döner ve harem ikiye ayrılır. Harem bir nedenle küçülürse başındaki erkek tekrar dişi olur ve başka hareme katılırlar.

Cinsellikte doğallık safsatası kadınları ya da eşcinsellieri ezmek, onları ötekileştirmek için kullanılan bir yöntem. Birinize herhangi biri "ama bu doğada yok" dediğinde, doğada seksin ne kadar renkli ve farklı olduğunu  ve söylediklerinin tamamen uyduruk  olduğunu anımsatın.

Herhangi bir cinsiyetin diğerine herhangi bir üstünlüğü yok. Bu gezegen ve içinde yaşayan her canlı korumaya ve korunmaya muhtaç. Bir doğaüstü gücün emrine ihtiyaç olmadan dünyadaki her yaşamın tek başına değerli ve önemli olduğunu anımsamalıyız.

Kaynak: https://thehumanist.com/magazine/july-august-2017/features/everything-know-sex-wrong

[zombify_post]

İnsanların Doğal Yaşama Olan Etkisine Bir de Bu Açıdan Bakın

Yabani türler gece yaşamını tercih etmeye başladı…

Yaban hayatıyla karşılaşmak tipik olarak insanlar için eğlenceli ve canlandırıcı bir deneyim olabilir, ancak karşılaştığımız birçok hayvan için daha az heyecan verici ve daha korkutucu. Araştırmalar, artık birçok memeli türün geceleri daha hareketli oldukları bir döngüye geçmeye başladıklarını işaret ediyor. Ve bunu insan toplumlarıyla temastan kaçınmak için yapıyorlar.

Dünya çapında 62 türün incelendiği araştırma California Berkeley Üniversitesi'nde yürütüldü. İnsan popülasyonlarına yanıt olarak memelilerin günlük aktivitesinin zamanlamasında küresel değişimleri araştırdılar. Veriler, uzaktan tetiklenen kameralar, GPS ve radyo sinyalleri ve alanda doğrudan gözleme dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılarak toplandı. Araştırmacılara göre, bu değişim zincirleme etki yaparak diğer türleri de bu seçime uymaya zorlayabilir. Çevre biyoloğu ve takım üyesi Kaitlyn Gaynor şöyle söylüyor; "Hayvanlar, insanların doğrudan bir tehdit oluşturup oluşturmadığına bakmaksızın, her türlü insan aktivitesine güçlü bir şekilde karşılık verdi, bu da bizim varlığımızın,onların kendi doğal davranış kalıplarını bozmak için yeterli olduğunu gösteriyor. Ayrıca daha karanlık saatlerin memelilere yiyecek bulmak veya aileleri kurmak için daha da zorlaştırabilecektir. İnsan faaliyetlerinin bir sonucu olarak doğal yaşam popülasyonlarında ve doğal yaşam alanlarında meydana gelen büyük kayıplar zaten belgelendi. Ancak hayvanların davranışlarını başka şekillerde de etkiliyoruz ve bunları tespit etmek, miktarlarını belirlemek daha zor."

[zombify_post]

Zürafalar Desenlerini Annelerinden Miras Alıyor

Hayvanların kürklerindeki lekeler bizlere bu uzun boylu hayvanların hayatlarını ne kadar iyi sürdürebileceğini de gösteriyor.

Yeni bir çalışma, Afrika’nın en uzun canlılarını süsleyen benekli motiflerin annelerinden aktarıldığını gösteriyor.2 Ekim’de raporlanan araştırmalarda, yavru zürafaların lekelerinin, yuvarlaklık ve noktaların sınırlarının düzgünlüğü açısından annelerininkiyle benzer olduğu tespit edildi. Araştırmacılar, bu lekelerin büyüklüğünün ve şeklinin bir zürafanın vahşi hayatta kalma şansını da etkileyebileceğini söylüyor.

Zürafalar – kaplanlar, zebralar ve jaguarlar gibi – vücut sıcaklığının düzenlenmesine yardımcı olan ve diğer hayvanlara aynı türün parçası olduklarına dair sinyaller veren lekelere sahiptirler. Bu lekeler aynı zamanda hayvanların vücut şekillerini optik olarak kırarak yırtıcılardan saklamak için kamuflajda önemli bir rol oynar.

Vahşi Doğa Enstitüsünde temel bilim insanı olan Penn Eyaleti'ndeki kantitatif bir vahşi yaşam biyoloğu olan Derek Lee, meraklıların “Zürafalar neden desenlere sahip?” ve “Yavrular bu desenli lekeleri kalıtsal yolla miras mı alıyorlar?” gibi sorularına cevapları olmadığından verilerini bu sorulara yönelik kullanarak yanıt aradıklarını söylüyor.

Bilim adamları daha önce hayvanların lekelerinin ve çizgilerinin kalıplarının rastgele verildiğini ya da çevresel faktörlerden etkilendiğini ileri sürmüşlerdir. Bir kalıtsal bağlantıdan şüphelenen Lee ve meslektaşları, 2012'den 2016'ya kadar Tanzanya'daki 31 adet anne ve bebek zürafa setinin fotoğraflarını dört yıl boyunca çektiler. Ardından, görüntü analizi yazılımı araştırmacıların, her bir çiftin içindeki kalıpları, şekil, boyut ve renk dahil olmak üzere 11 özelliğe göre karşılaştırmasına yardımcı oldu. 

Farkı Bulun

Anne zürafalarının lekeleri, yavrularının lekeleriyle uyuşuyor. Bilim adamları, bu örüntülerin şekli, boyutu ve rengi ile ilgili belirli özelliklerin kalıtsal miras olduğunu düşünüyor.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/10/100118_jl_giraffespot_inline_730.png

Özellikle iki özellik, lekelerin yuvarlaklığı ve sınırlarının düzgünlüğü, anneler ve yavruları arasında çarpıcı bir şekilde benzerdi – ki bu ekip, spot desenlerin miras kaldığını gösteren bir işaret olarak yorumladı.

Ekip ayrıca, gençlerin lekelerinin hayvanların yırtıcı hayvanlardan kaçmak için çevrelerine nasıl uyum sağlamasına izin verdiğini de görmek istiyordu. Böylece araştırmacılar, çalışma havuzunu 258 buzağıya genişleterek, çalışmanın dört yılı boyunca her biri yılda altı kez fotoğraf çekmeye çalışıyorlardı. Her başarılı fotoğraf bir “yeniden yakalama” senaryosunu temsil etti. Ekip daha sonra grup içinde hayatta kalma olasılığını tahmin etmek için istatistiksel analizler yaparak verileri çalıştırdı. Bilim adamlarının bildirdiğine göre, daha büyük, düzensiz şekilli lekeleri olan yavru zürafaların, yaşamın ilk mevsimi boyunca hayatta kalma şansının en yüksek olduğu ortaya çıktı.

Harvard Üniversitesi'nden evrimci biyolog Hopi Hoekstra, bu lekelerin olmasının hayatta kalmak için önemli olmadığını fakat lekelerin farklı şekillerinin asıl şans olduğunu söylüyor. “Biraz alçakgönüllü, ama bence önemli bir ayrım.”

Lee, araştırmaların sadece yüzeyini çizdiklerini belirterek, diğer araştırmacıların zürafaların genetik materyalini analiz ederek bu bulguları doğrulamaları gerekeceğini söylüyor. 

Alıntı

D. Lee et al. Seeing spots: quantifying mother-offspring similarity and assessing fitness consequences of coat pattern traits in a wild population of giraffes (Giraffa camelopardalis). PeerJ. Published online October 2, 2018. doi: 10.7717/peerj.5690.

               Daha Fazla Bilgi İçin

T.H. Saey. All patterns great and small. Science News. Vol. 178, July 17, 2010, p. 28.

T.H. Saey. How the cheetah loses its spots. Science News Online, September 21, 2012.

T.H. Saey. Pigment pas de deux puts stripes on zebrafish. Science News. Vol. 185, February 22, 2014, p. 9.

T.H. Saey. Tweaking the pattern equations. Science News Online, December 21, 2015.

Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/giraffes-inherit-their-spots-their-mothers

[zombify_post]

Obezite Hafızaya ve Öğrenmeye Nasıl Zarar Verebilir?

Obezite bağışıklık hücrelerini, sinir hücrelerinin sinaps denilen bağlantı yaptıkları bölgeyi “kemirmeye” teşvik ediyor olabilir.

     Araştırmacıların 10 Eylül’de Journal of Neuroscience dergisinde yayınladıkları makaleye göre obez farelerin bağışıklık hücreleri, beyinlerindeki öğrenme ve hafızada önemli olan sinir hücrelerinin sinaps yıkımına uğratıyor. Sinaps yıkımını durduran ilaçlar beyni, bağışıklık hücrelerinin saldırılarına karşı korumak için yararlı olabileceğine işaret ediyor.

     Fareler de insanlar gibi çok yağ tükettiklerinde hızlıca kilo alır. 12 hafta boyunca yüksek yağlı diyet ile beslenen farelerin ağırlığı sıradan yemle beslenen farelere göre %40 artış gösterdi. Princeton Üniversitesi’ndeki nörolog Elizabeth Gould ve ekip arkadaşları bu obez farelerin beyin gücünün azaldığını fark etti. Obez fareler, normal ağırlıktaki farelere göre labirentten çıkmada ve objelerin yerini hatırlamada daha yeteneksiz oldu.

     Sinir hücrelerinde sinyal alıcılar mikroskobik topuzlara sahip olan dendritik dikenlerdir. Normal boyutlu farelerle kıyaslandığında obez farelerin hipokampüsünün (beynin öğrenme ve hafıza için önemli olan bölümü) daha az dendritik dikenleri olduğu görülmüştür. 

     Dendtrik omurga tahribatı, mikroglia adı verilen bağışıklık hücrelerinden kaynaklanır. Normal ağırlıktaki farelerle karşılaştırılığında obez farelerdeki sinir hücrelerinin sinapslarında gizlenmiş daha fazla aktif sayıda mikroglia hücreleri olduğu fark edildi. Araştırmacılar obez farelerde dendtritik dikenleri koruyup mikrogliaya müdahale ettiğinde farelerin düşünce testleri üzerindeki performansı gelişti. 

     Mikroglianın verdiği hasarı durdurmanın yollarını bulmak, dünya çapında tahmini 650 milyon obez insan için tehlike olan obezite ile ilişkili beyin sorunlarına karşı koruyabilir. Obez insanlarda Alzheimer gibi demans hastalıkların görülme riski daha yüksek ve bazı araştırmacılar mikroglianın genel olarak bu beyin hastalıklarında suçlu olabileceğinden şüpheleniyor.

     Kayıp Sinyaller

     Farenin hipokampüsünden -beynin öğrenme ve hafıza için önemli bölümü- bir sinir hücresi, dendritik dikenler olarak adlandırılan küçük mesaj alan yumrulara sahiptir. Normal ağırlıktaki farede daha fazla dendritik diken varken (oklar, üstteki) obez farede daha az dendritik diken vardır (alttaki).

normal ağırlıktaki farenin dendritik dikenleri (üst), obez farenin dendritik dikenleri (alt)

İleri Okuma: How obesity may harm memory and learning? https://www.sciencenews.org/article/how-obesity-may-harm-memory-and-learning

[zombify_post]

Panama Maymunları “Taş Devri”ne Girdi!

Araştırmacılar Panama’da bulunan türlerden biri olan beyaz yüzlü kapuçin maymunlarının Taş Devri’ne girdiğini keşfettiler.

Araştırmacılar Panama’da bulunan türlerden biri olan beyaz yüzlü kapuçin maymunlarının Taş Devri’ne girdiğini keşfettiler. Maymunlar, bizden sonraki 4 tür primatın daha yaptığı gibi taşları alet olarak kullanarak fındık ve kabuklu hayvanları kırmaya başladılar.

New Scientist’te belirtilene göre grup, Panama’nın kıyı şeridinde ve Coiba National Park’a dahil olan Jicarón Adası’nda yaşıyor. Parkı oluşturan üç adada da bahsi geçen kapuçin maymunları bulunmakta fakat sadece Jicarón’daki maymunlar bu aletleri kullanmaya başladılar yani, diğer maymunlar henüz bu seviyeye ulaşabilmiş değiller. Jicarón’da ise, adanın belirli bir bölgesinde bulunan erkek maymunlar bu aletleri kullanmaya başladılar. Çalışma ile ilgili ayrıntılı bilgiye BioArXiv’den ulaşmanız mümkün.

Max Planck Enstitüsü Ornitoloji bölümünden, makalenin baş yazarı Brendan Barrett New Scientist’e  “Bu davranışın coğrafik olarak yerleşmiş görünmesine çok şaşırdık” diyor.

Bu davranışın parktaki maymunlarda görülüp ilk raporlandığı tarih aslında 2004’e, makalenin bir diğer yazarı Alicia Ibáñez’in bahsi geçen maymunların taşı alet olarak kullandıklarını fark ettiği zamana dayanıyor. Araştırmacılar bu bulguya 2017 Mart’ta tekrar dönüp üç adaya da maymunların hareketlerini gözlemleyebilmek için kameralar yerleştirdi.

Ekip erkek maymunların yengeçleri, salyangozları ve Hindistan cevizlerini kırdıklarını gözlemledi. Bununla birlikte bu davranışın adadaki diğer maymun grupları arasında neden yayılmamış olduğu açıklığa kavuşabilmiş değil.

Ekip, Taş Devri’ne girmenin primatlar açısından beklenen bir gidişat olmasından ziyade şansın bir parçası olduğunu düşünüyor. Mesela, diğerlerinden daha zeki bir birey aletleri kullanmaya başlamış ve diğerleri onu taklit etmiş olabilir. Sınırlı beslenme seçeneklerine karşı aletler, hayatta kalma şansını arttırabilir.

Ekip, neler olduğunun aydınlatılması konusunda bu konuda yapılan çalışmalar ve gözlemlerin artmasını umuyor.

Beyaz yüzlü kapuçinler Taş Devri’ne giren ikinci Amerikalı türdür. Güney Amerika’da bulunan diğer kapuçin grubu taş aletlerin kullanımını 700 yıl kadar yapmış olabilir. Diğer iki tür ise Tayland makakları ve Batı Afrika’daki şempanzelerdir.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

http://www.iflscience.com/plants-and-animals/a-group-of-panama-monkeys-have-entered-the-stone-age/

https://www.biorxiv.org/content/early/2018/06/20/351619

[zombify_post]

Bukalemunlar Nasıl Renk Değiştiriyor?

Belgesellerde bukalemunları avlarından kaçmak için renk değiştirirken görmüşsünüzdür. Peki nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü?

Bukalemunların renk değiştirdiği herkes tarafından bilinen bir gerçek. Örnek olarak, renkten renge giren leopar bukalemun, derisindeki küçük kristaller sayesinde en renkli sürüngenler arasında yer almayı başarıyor.

İsviçre’deki Cenevre Üniversitesi’nde geçtiğimiz hafta yapılan bir araştırmaya göre, leopar bukalemunun derisinde sadece bir değil, iki kat kristalli hücre bulunuyor. Hücreleri germe ve gevşetmesi sayesinde yansıyan ışığın rengini değiştiren bukalemun, bu sayede hızlı bir şekilde renk değiştirebiliyor.

PHOTOGRAPH BY CHRISTIAN ZIEGLER, NATIONAL GEOGRAPHIC CREATIVE

Kristaller, hayvanın gevşeme halinde olduğu gibi birbirine yakın durduğunda, mavi ışığı yansıtıyor. Bukalemun derisindeki sarı pigmentlerle bir araya gelen bu ışık, hayvanın yeşil görünmesine yol açıyor. Hücreleri gerip kristalleri birbirinden uzaklaştırmak ise, sarı-kırmızı arasında renkler ortaya çıkarıyor.

Deri yüzeyinin yakınında bulunan iridofor ismindeki hücre katmanı erkek bukalemunlarda bulunuyor ve eş bulma amacıyla renkli gösteriler yapmada kullanılıyor.

Doğada bir şeyi renkli hale getirmek için iki farklı yöntem var; pigment kullanmak ya da ışığı yansıtan kristal yapı matrislerine sahip olmak. Fotonik kristaller adı verilen bu ışık yansıtıcılar kelebeklerin, böceklerin, balık pullarının ve kuşların tüylerinde görülen renkli parıltının nedeni. Aynı zamanda büyük kamuflaj ustaları kafadanbacaklılara denizler altındaki ortamlarında görünmez olma olanağı da veriyor. Pigmentler solabiliyor ama yapısal renk, alttaki kristaller yok olana kadar parlaklığını koruyor.

[zombify_post]

Arılar da “Sıfır” Kavramını Anlıyorlar!

   İnsanların sıfırdan oluşturduğu icatları, modern matematik ve bilim için çok önemliydi fakat biz, bir sayıyı “hiçbir şey” olarak düşünmeyen tek tür değiliz. Papağanlar ve maymunlar da sıfır kavramını anlıyorlar ve şimdi bu kulubüne arılar da katıldı.

     Bal arıları, bilidiniği üzere bazı sayısal becerilere sahiptir (dörde kadar sayabilme kapasitesi gibi) ve bu beceriler çevrelerindeki yer işaretlerini takip ederken kullanışlı oabilir. Araştırmacılar arıların bu becerilerinin sıfıra ulaşıp ulaşamayacağını görmek için iki sayıdan küçük olanı tamamlamak amacıyla on arı yetiştirdiler. Böceklere, bir dizi denemede beyaz arka plan üzerinde birkaç siyah şekil sergileyen iki farklı resim gösterildi. Arılar daha az sayıdaki şekle uçtuğunda lezzetli şeker suları verildi ama daha büyük sayıya doğru uçtuklarında acı kınayla cezalandırıldılar. 

     Arılar doğru seçimi tutarlı bir şekilde yapmayı öğrendiklerinde, araştırmacılar onlara yeni bir seçenek sundular: hiçbir şekil içermeyen beyaz bir arka plan. Arılar daha önce hiç boş bir resim görmemiş olsalar da yazarlar bugün Science‘ta arıların, iki veya üç şekilden oluşan resim yerine %64 oranında hiçbir şekil içermeyen beyaz bir arka planı seçtiğini rapor ettiler. Bu bulgu, böceklerin “sıfır”ı iki ve üçten daha az olduğunu anladığını gösteriyor. İşin ilginç kısmı: onlar sadece boş resim için gitmiyorlardı çünkü başka grup arılar bu testte sıfırdan olmayan görüntüyü seçmek için daha büyük sayıyı seçmek üzere eğitilmişlerdi.

     Daha sonraki deneylerde araştırmacılar arıların “sıfır” anlayışının daha da karmaşık olduğunu buldular. Örneğin: arılar bir ile sıfır arasındaki ayrımı yapabildiler ki bu sıfır kulübünün diğer bireyleri için meydan okuma niteliğinde! Böyle gelişmiş sayısal yetenekler, hayvanlara yırtıcı hayvanların ve gıda kaynaklarının takibini yapma yeteneği gibi evrimsel bir avantaj sağlayabilir. Bunu kenara yazın:  Eğer böcekler sıfırı kavrayabiliyorlarsa o zaman bu yetenek, hayvan krallığında düşünülenden daha yaygın olabilir. 

Kaynak: http://www.sciencemag.org/news/2018/06/bees-understand-concept-zero?utm_source=newsfromscience&utm_medium=twitter&utm_campaign=beezero-19822

[zombify_post]