Kanserli Hücreleri Öldürebilen Mıknatıslar

Araştırmacılar kanserli hücrelerin kendi kendilerini imha edebilmeleri için mıknatıs kullanmanın işe yarayabileceğini keşfettiler.

Metal türlerini bir mesafeden taşımak için mıknatıslar kullanılır. Bilim adamları yakın zamanda bir hücrenin ölümünü tetiklemek için mıknatıs kullanılan bir teknoloji geliştirdi.

Mıknatıslar eşyaları buzdolabımızda tutar ve ya pusulaların içinde yolumuzu bulmamıza yardımcı olurlar. Şimdi araştırmacılar, kanserli hücreleri öldürmek için mıknatısları uzaktan kumanda gibi kullanmanın bir yolunu buldular. Bu teknoloji, her yıl 7 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan kanser gibi hastalıklar için yeni tedavilere işaret olabilir.Güney Kore'deki Yonsei Üniversitesi'ndeki bilim insanları, hücrelerde “ölüm anahtarını” çeviren ve kendilerini yok etmelerine neden olan yeni teknolojiyi geliştirdi. Araştırmacılar, Nature Materials dergisinde kanser hücrelerini öldürmek için yöntemlerini nasıl kullandıklarını açıkladı.

Her hücrenin dış yüzeyi, her biri kimyasal bir kilit gibi işlev gören birçok alıcı içerir. Uygun kimyasal bir reseptörün içine girdiğinde, bu kimyasal reseptörün belirli bir etkisinin kilidini açan bir anahtar gibi hareket eder. Bir anlamda, bu reseptörler dış dünyanın hücrelerin içiyle iletişim kurmasını sağlar.

Ölüm reseptörü-4 olarak bilinen bu reseptörlerden birinin aktifleştirilmesi, hücreye ölmesini söyleyen bir sinyal verecektir. Yonsei ekibi için püf noktası bu alıcının nasıl etkinleştirileceğini bulmaktı.Hücreler nano partiküllere döndüler. Bu minik parçalar, insan gözüyle görülemeyecek kadar küçüktür (ve hücrelerin kendisinden çok daha küçük). Araştırmacılar, metal parçacıklarını ölüm reseptörünü bulabilen ve yapışabilecek proteinlere bağladılar.

Testlerde, araştırmacılar demir-protein kombinasyonlarını kolon kanseri hücreleri içeren bir laboratuvar çanağına eklediler. Ekip umduğu gibi, protein nanoparçacıkları hücrelere yapıştırdı. Sonra bilim adamları nanoparçacıkları çekmek için mıknatıslar kullandılar ve ölüm alıcısının anahtarını çevirdiler. Bir anda hücreler ölmeye başladı. Bu manyetik tedavinin 24 saat sonrasında, kanser hücrelerinin yarısından fazlası öldü.

Biyomühendis Andrew MacKay Science News'e tıpta manyetik nanoparçacıklar için büyük bir fırsat olduğunu belirtti  Bu araştırma üzerinde çalışmayan MacKay, Güney Kaliforniya Üniversitesi'nden.Bu manyetik tedavinin sağlıklı hücreleri hastalıklı hücrelerden ayırt edebileceğini bilmek için çok erken. Bu önemlidir, çünkü sağlıklı hücrelerin yüzeyi de hassas ölüm reseptörlerini içerir. Bu yüzden bu potansiyel tedavinin başarısı, bilim adamlarının nanoparçacıkları sadece hastalıktan sorumlu hücrelere bağlamak için tasarlayıp tasarlayamadıklarına bağlı olacaktır.

[zombify_post]

Nanoteknolojiye yakından bakalım

Nanoteknolojiye Yakından Bakalım

Nanoteknoloji, son zamanlarda birçok uzman tarafından ‘geleceğin endüstri devrimi’ olarak kabul edilmektedir.

Son zamanlarda birçok uzman tarafından geleceğin endüstri devrimi olarak nitelendirilen nanoteknoloji maddenin atomik, moleküler ayrıca süpermoleküler seviyede kontrolüdür. Nanoteknoloji, bugün moleküler nanoteknoloji olarak bahsedilen en eski ve yaygın tanımı, tam olarak makroölçek ürünlerinin imalatı için atomların ve moleküllerin kontrolünün belirli bir amacını ifade etmektedir. 

Nerelerde Kullanılır? 

Aslında nanoteknoloji sınırlı bir alana koymak çok da kolay değildir. Kullanım alanı fizikten tıpa kadar oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Matematik (modelleme), fizik (teorik öngörü), kimya (seçici depolama), biyoloji (biyosensör), eczacılık, tıp (yapay kemik), bilgisayar(kuantum bilgisayar), elektrik(nano elektronik), malzeme bilimi ( hafif ve kuvvetli malzeme), optik,tekstil gibi daha birçok alanda kullanılmaktadır. 

Nanoteknoloji ile üretilen bazı ürünler şunlardır : Güneş kremleri, kendi kendini temizleyen cam, antibakteriyel bandaj, nanorobotlar, kendini temizleyen boya.

Nanoteknolojinin Geleceği 

Nanoteknoloji, hızlı ve güçlü gelecek gelişmelere sahip olması beklenen ve gelişmekte olan bir bilimdir. Önümüzdeki yıllarda AB’de ekonomik büyüme ve iş yaratılmasına önemli ölçüde katkıda bulunacağı tahmin edilmektedir.

Bilim adamlarına göre, nanoteknolojinin dört farklı nesile sahip olduğu tahmin edilmektedir. Şu anda ilk veya belki ikinci nesil nanomalzemeleri yaşıyoruz.

İlk nesil, “pasif nanostructures”  kullanılarak elde edilen özelliklerin geliştirilmesi ile malzeme bilimi ile ilgilidir. Bu, plastikleri güçlendirmek için kaplamalar ve/veya karbon nanotüplerin kullanımı şeklinde olabilir.

İkinci nesil, belirli bir hedef hücrede veya organda bir ilaç sağlamak için biyoaktif olarak aktif nanostrüktürleri kullanır. Bu, nanopartikülü belirli proteinlerle kaplayarak yapılabilir.

Peki Nanomalzeme Nedir?

Bilim insanları, oy birliğiyle nanomalzemelerin kesin bir tanımını bulamadılar fakat nanometrelerde ölçülen küçük boyutlarıyla karakterize olduklarını kabul ettiler. Bir nanometre bir milyon milimetredir ve bu ölçü bir insan saçının çapından yaklaşık 100.000 kat daha küçüktür.

Nanoboyutlu parçacıklar doğada bulunmaktadır ve karbon, gümüş  gibi çeşitli ürünlerden oluşturulabilir. Ancak nanomateryallerin tanım gereği yaklaşık 100 nanometreden daha az olan bir boyuta sahip olması gerekir. Çoğu nanoscale malzeme çıplak gözle ve hatta klasik laboratuvar mikroskopları ile görülebilir.

Böyle küçük bir ölçekte tasarlanmış malzemeler genellikle optik, manyetik, elektrik ve diğer özellikleri alabilir mühendislik nanomalzemeler  olarak adlandırılır. Bu ortaya çıkan özellikler, elektronik, tıp ve diğer alanlarda büyük etkiler potansiyeline sahiptir. Mesela,nanoteknoloji, kanser hücreleri gibi vücuttaki belirli organları veya hücreleri hedefleyebilen ve tedavinin etkinliğini artırabilen ilaçları tasarlamak için kullanılabilir.

Nanomalzemeler, çimento, kumaş ve diğer malzemelere onları daha güçlü ve daha hafif hale getirmek için de eklenebilir.

Boyutları, onları elektronikte son derece kullanışlı hale getirir ve toksinleri bağlamak ve nötralize etmek için çevresel iyileştirmede veya temizlemede de kullanılabilirler. Ancak, mühendislik nanomalzemeleri büyük yararlar sağlarken, insan sağlığı ve çevre üzerindeki potansiyel etkileri hakkında çok az şey biliyoruz. Örneğin gümüş gibi tanınmış malzemeler bile nanoboyutta tasarlandığında bir tehlike oluşturabilir.

Nanoboyutlu parçacıklar inhalasyon ve yutulma yoluyla ve cilt yoluyla insan vücuduna girebilir. Karbondan yapılmış fibröz nanomalzemelerin, asbest benzeri şekillerde akciğerlerde iltihaplanmaya neden olduğu gösterilmiştir .

Nanomalzemeler için’ güvenli tasarım ‘ kavramının gelişimi şu anda bilim insanları tarafından araştırılmaktadır. Temel öncül: piyasaya sürüldükten sonra nanomalzemelerin güvenliğini test etmek yerine güvenlik değerlendirmesi de bir nanomateryalin gelişiminin tasarım ve yenilik aşamasına dahil edilmelidir. Bunun amacı, şirketlerin süreç ve/veya ürün gelişimlerinde daha uygun maliyetli bir risk yönetimi sağlamaktır.

[zombify_post]

Genetiği Değiştirilmiş İnsan Artık Gerçek Oldu

Rekombinant teknoloji ile HIV virüsüne karşı dirençli embriyolar oluşturuldu.

Etik ve ahlaki tartışma konularının başında gelen, bir çok genetik hastalığın yok olacağı bir çözüm olarak düşünülen “genetiği değiştirilmiş insan” projesi geçtiğimiz günlerde gerçekleştirildi. 

Çinli bilim adamı He Jiankui, İnsan Genom Düzenleme İkinci Ulusal Zirvesi’nde geçtiğimiz günlerde tartışmalara yol açan genetiği değiştirilmiş insan bebekleri üzerine konuştu. Araştırmanın arkasındaki bilim insanı He Jiankui, yıllardır gizli yürüttüğü çalışmayı kamuoyu ile paylaştı.

Jiankui’ye göre, embriyolarda yapılan manipülasyon bebeklere AIDS hastalığına yol açan HIV virüsüne karşı bağışıklık kazandıracak. Embriyoların bazı HIV türlerine dirençli hale getirilmesi için CRISPR tekniği ile CCR5 adlı bir geni devre dışı bıraktı.  

Bilim ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Şu Nanping, “Medyaya yansıyan genetiği değiştirilmiş bebeklerle ilgili hadise ülkemizin ilgili yasaları ve düzenlemerini pervasızca ihlal etmiştir” dedi. İddiaların “şok edici ve kabul edilemez” olduğunu söyleyen Bakan Yardımcısı, yaşanan durumunun bilimsel çevrelerin bağlı olduğu ahlaki ve etik değerleri bozduğunu belirtti.

Kaynak

[zombify_post]

NASA’nın InSight Uzay Aracı Mars’a Güvenli Bir Şekilde İniş Yaptı!

InSight uzay aracı Mars’ın iç yüzeyi hakkında çalışmalar yapan ilk araç olacak!

NASA’nın InSight uzay aracı Kızıl Gezegen’in iç yüzeyi hakkında çalışmalar yapmak için 26 Kasım’da Mars’a iniş yaptı.

Görev kontrolünde canlı yayın yapan ve California’daki NASA’nın Jet Propulsion Laboratuvarı’nda Uzay Araçları Mühendisi olan Christine Szalai “İniş doğrulandı, InSight Mars yüzeyine iniş yaptı!” dedikten sonra InSight’tan, her ne kadar kamerası tozlu olduğu için görüntü net olmasa da ilk fotoğraf geldi.

İk Görünüş: InSight aracının Mars’ta çektiği ilk fotoğraf. Kamera lensini koruyan kapak henüz kaldırılmadığı için çoğu fotoğraf tozla kaplı fakat fotoğraftan aracın ayağı az da olsa görülebiliyor.InSight (Interior Exploration using Seismis Investigetions, Geodesy and Heat Transport) NASA’nın Mars’a indirdiği 8. Başarılı uzay aracıdır. InSight Mars’ın ekvatoruna yakın Elysium Planitia adındaki geniş ve düze bir yere TSİ 23.00’da iniş yaptı. İniş haberi, InSight ile beraber gezen ve ondan aldığı bilgileri dünyaya ulaştıran MarCO adındaki uydulardan geldi.

Bir Mars senesi sonra (yaklaşık 2 Dünya yılı) InSight sismometre kullanarak Marsquake”leri (Mars’taki depremleri (earthquake))ve gezegenden gelen diğer sismik dalgaları dinleyecek. Aynı zamanda Mars’ın yüzeyini 5 metre delerek Mars’ın iç sıcaklık değişimini ve jeolojik aktifliğini inceleyecek.

27 Kasım Güncellemesi:

InSight solar panellerini açıp baterileri şarj etmeye başladı. Önümüzdeki birkaç gün içinde araç robotik kollarını uzatacak ve yüzeyin fotoğraflarını çekecek.Robotik kollara bağlı olan kameranın (Intrument Deployment Camera, IDC) 26 Kasım’da çektiği ilk fotoğrafta uzay gemisinin gövdesi, kapalı robotik kolu ve geniş ve düz olan Elysium Planita görünüyor.

Evim Evim Güzel Evim!: InSight Intrument Deploying Camera’nın kapanmış robotik kola konumlanmış ve geniş ve düz yeni evimiz Mars’taki Elysium Planita’dan görüntü.Kaynak: NASA’s InSight lander has touched down safely on Mars

İleri Okuma: NASA InSight Lander Arrives on Martian Surface to Learn What Lies Beneath

[zombify_post]

Bu 3 Boyutlu yazıcı, organ nakli bekleyen hastalar için yeni bir umut oluşturabilir.

İsveçli bir girişim olan Cellink firması, basit bir 3D yazıcı ve geliştirdikleri özel bir jel kullanarak cilt, kulak, karaciğer hücreleri yapmak için bir yol buldu.

Itedale Namro Redwan liderliğindeki araştırmacılar, sentetik ve doğal polimerlerin doğru kombinasyonunun, ECM (extracellular matrix / hücre dışı matriks) temelli malzemelerle harmanlanmış, yeni organlar inşa edip her türlü hücreyi yeniden üretebilecekleri mükemmel bir ortam olarak sağlayabileceğini buldular.

Bu özel jeli ve bir dizi fibroblast kullanarak, insan derisini basmayı başardı ve aynı zamanda hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğumuz insülin üreten beta hücrelerinin yanı sıra karaciğer dokuları üretmek üzerine çalışıyorlar. 

Ayrıca, kanser replikasyonu gibi alanlarda da ilk adımlarını atmış bulunan girişim “Farklı tedavileri test etmek ve her bir hasta için hangisinin en iyi olduğuna karar vermek için düzinelerce kanser modeli basabiliriz.” diye ekledi.

Cellink, bir kulağı 20 dakika gibi bir sürede basabilecekleri, son derece hassas ve hızlı bir 3 boyutlu yazıcı kullanıyor. 

Geliştirdikleri jel, viskoz ve jelatinli bir yapıda olma, ağlara inşa edilebilir olma ve inanılmaz bir çekme dayanımı seviyesine sahipi olma gibi çok özel niteliklere sahip. Bir doku veya organ üretmek için basılan kalıp üzerine hastanın organından alınmış birkaç hücre, jel yapıya ekleniyor ve birkaç gün dinlenme ve üremesi için bekletiliyor.

Kaynak

Cellink

 Bir burun nasıl yapılıyor hiç görmüş müydünüz?

[zombify_post]

Kanser Tedavisi Neden Bulunamıyor?

Hiç düşündünüz mü, Dünya’da kanser konusunda bunca zamandır yapılan araştırmalara rağmen hiç mi çözüm bulamadılar?

Aslında insan bağışıklık sistemi kanseri yenecek, kanserin çoğalmasına bile izin vermeyecek proteinler üretiyor. Peki o zaman neden hala insanlar kanserden yaşama tutunamıyorlar ya da yıllarca savaş vermek zorunda kalıyorlar. Bu yazımda tam da bu konu üzerine araştırdıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum, hadi başlayalım.

İşte size soru NAGALASE nedir?

NAGALASE: ‘’ Hücre dışı matris-bozucu bir enzim, açılımı Alphan – acetylgalactosaminidase ‘’. Açıklık getirelim ‘’ NAGALASE bir enzim. Bütün kanserli hücreleri, HİV, HEPATİT B, HEPATİT C, İNFLUENZA, HERPES gibi virüsler tarafından üretilen ve bedende amino eksikliğine, bazı proteinleri baskılamaya neden olduğu için bağışıklık sisteminin görevini yapamamasına, fonksiyonalitesini yitirmesine neden olan çok tehlikeli bir protein enzimi bu! Yani uzun lafın kısası tehlikeli virüslerin ürettiği ve vücudun bağışıklık sistemini bozan bir enzim. Peki ya virüs nedir? ‘’ Yerleşecekleri hücre olmadan çoğalamayan organizmalar’’.

HİV: Vücuda yerleştikten 10-15 sene aralığında AİDS hastalığına neden olan, bağışıklık sistemini etkisiz hale getiren bir virüs.

HEPATİT B: Vücudun 6 ay içinde antikor üretemediği durumlarda karaciğere yerleşerek karaciğeri kanseri(%60 oranında) ve siroz gibi hastalıklara neden olan bir virüs.

HEPATİT C: HCV – Karaciğer dokusundan beslenerek çoğalan öldürücü bir virüs. İlaç ile tedavi konusunda uzman Prof.Dr.İbrahim Astarcıoğlu.

Bağışıklık sistemi, virüsler tarafından tahribata uğramış, mutasyona girmiş hücreleri anında tespit edip imha ediyor ve bunu bağışıklık sisteminin hammaddesi olan bir enzimle yapıyor: GcMAF.

GcMAF: Gc Protein( GC makrofaj activating factor) bağışıklık sistemine yardım eden bir enzim. Her insanın kendisinin ürettiği ve vücudun içindeki deforme olmuş, kanserli hücreler gibi mutasyona uğramış hücreleri tespit edip yiyen bir protein.

Fakat kansere tedavi bulunup tespit edildiği takdirde neden hala insan bu hastalık yüzünden ölüyorlar? Çünkü kanser sektörü, artık gezegenin en büyük ve etkili sektörlerinden biri haline gelmiş durumda. Böyle giderse petrol ile yarışacak hale gelecek. Ne kadar çok hasta o kadar kar!

Soru şu: GcMAF vücudun doğallıkla üretebildiği bir enzimken neden hala kanser oluyoruz? Nagalase enzimi yüzünden.

Bir soru daha: Nagalase bu kadar tehlikeli enzimken ve beden üretmiyorsa bu enzim vücudumuza nereden giriyor?

Bu çok önemli bir soru. Hatırlarsanız gündem  Dr.Bradstreet adında bir doktor ve arkadaşları yüzünden çalkalanıyordu, şu lafta intihar eden ama gerçekte kalbinden vurularak öldürülen. Dr.Bradstreet Nagalase enzimini vücutta ilk teşhis edenlerden biri. Dr.Bradstreet Nagalase’yi vücutta teşhis ettiği için değil, vücuda nereden girdiğini teşhis ettiği için öldürüldü. Çünkü NAGALASE vücuda, ÇOCUKLARA yapılan bazı Aşıların içinde sokuluyor(Menenjit aşısı gibi) ve birçok tabletlerde, ilaçlarda örneğin grip ilacı gibi.

42 milyar 237 milyon $ bir aşıdan elde edilen yıllık gelir.

173 milyar $ kanserden yılda kazanılan miktar.

Aydınlandınız değil mi? Gerisini ARAŞTIRINIZ.

Kaynak: Aeden – Azra Kohen Sarızeybek

Merknewsroom.com

National Cances İnstitute

[zombify_post]

Bu Vitamin Rüyalarınızı Hatırlamanıza Yardımcı Oluyor

Bir deney sonucunda, B6 vitamininin rüyalarımızı hatırlamamıza yardım edebileceği ortaya çıktı.

Gece beyinde oluşan bazı bulguları tutmak isteyen insanlar için kullanışlı bir ipucu olmanın yanı sıra bu keşif travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) tedavisinde doğru bir basamak olabilir.

Geçtiğimiz günlerde bilim insanları tarafından bir rüya kontrol makinesi icat edildiği duyuruldu. Öte yandan, Adelaide Üniversitesi’nden Dr. Denholm Aspy, benzer bir şeyi tamamıyla yasal bir hap kullanarak ve bazı beyin egzersizleriyle kişilerin kolaylıkla yapabileceğini iddia ediyor. Aspy, 100 gönüllü üzerinde test yaptı ve 240 miligramlık bir B6 vitamini tableti ile bir B vitamini kompleksi içeren bir tableti kullandığı çalışmada, bir grup gönüllüye de uykudan önce alınacak  plesebo içeren hapları denedi. B6 vitamini kullanan gönüllü grubunundiğer grup üyelerinden %64 gibi daha fazla bir oranla rüya hatırlamada başarılı oldukları Perceptual and Motor Skills ‘e Aspy tarafından rapor edildi. B vitamini kompleksi içen gönüllülerde herhangi bir rüya hatırlama gelişmesi görülmedi.

rüya.jpg

B6 vitamininin rüyaların hatırlanmasını neden arttıracağına dair iki teori öne sürülmüştü.  İlki uyanıklığın artmasına ve daha sık uyanmaya sebep olabileceğiydi. Ancak, testler esnasında plesebo haplar alan kişilerle B6 vitaminini alan kişilerde benzer kalitede uyku deneyimi olduğu anlaşıldığından dolayı bu teori reddedildi. Daha muhtemel alternatif ise B6’nın triptofanı seratonine dönüştürmesi sayesinde uykunun başlangıcında derin ve rüyasız bir uyku deneyimi ortaya çıkarmasıdır. Aspy  “Muhtemelen uykunun en başında rüya görülmediği ve son aşamada yoğun bir şekilde rüya görüldüğü için bu rüyalar hatırlanabiliyor” açıklamasında bulundu.

Rüyaları hatırlamak bazen eğlenceli olabilir ama Aspy bunu büyük bir şeyler için bir adım olarak görüyor.’ Ne kadar çok rüya görürseniz ,size her seferinde daha fazla tanıdık gelirler ve bundan dolayı rüyada olduğunuzun farkına daha kolayca varabilirsiniz’.

Rüyada olduğunuzun farkında olmak eğlenceli bir hale dönüşebilir.Bu durum için Aspy ‘Bunu yapabilen kişilerin  kabusların üstesinden gelme, fobilerle başa çıkma,problem çözme ,motor becerileri arttırma hatta fiziksel travma rehabilitasyonuna yardımcı olması mümkündür’.

Aspy, yatmadan önce B6 vitamini yönünden zengin gıdaların alınması veya B6 vitamini içeren tabletlerin içilmesi sonucunda yürütülen çalışma için daha fazla gönüllüyle yeni bir test uygulanmayı planlıyor…

Kaynak

[zombify_post]

Genetik Mühendisliği Türler Arası Bakterilerle İletişim Kurmayı Başardı

Etkileyici genetik sinyal iletim sistemi, belirli fonksiyonları gerçekleştirmek için programlanmış “sentetik mikrobiyomlar ” geliştirilmesine bir adım daha yaklaştı.

ACS Synthetic Biology dergisinde yayımlanan makaleye göre, Wyss Enstitüsü, Harvard Üniversitesi ve Harvard Medical School’da bir grup araştırmacı, farklı bakteri türleri arasında genetik sinyal iletimini tetiklemeyi başardı.

Bu yeni gelişmede, araştırmacılar bir laboratuar faresinin bağırsağındaki bazı çevresel tetikleyicilerin yardımıyla E. coli’ye bilgi iletmek için Salmonella Typhimurium bakterisini bağlamak için bir yol oluşturmayı başardılar. Bilim adamları uzun zamandır mikropların genleri ile uğraşmaktaydılar, ancak ilk defa bir bakteri türünün farklı suşları arasında iletişim için genleri kullanmayı başarmışlar.

Wyss Araştırma ekibinin baş üyesi Suhyun Kim, “Mühendislik ürünü bağırsak bakterileri aracılığıyla insan sağlığını iyileştirmek için bakterinin nasıl iletişim kurduğunu bulmamız gerekiyor.” dedi.

İlk yazar Suhyun Kim, sinyal veren S. Typhimurium bakterisini ve cevap veren E. coli bakterisini içeren bir plağı tutuyor. Yanıt olarak mavi bir renk görüyoruz. Kaynak: Wyss Harvard

Araştırma grubu, “Çekirdek Algılama” adı verilen bazı bakteri türlerinde bulunan ve doğal olarak ortaya çıkan yeteneklerden yararlanmışlar. Çekirdek algılama, sinyal molekülleri kullanarak bir bakteri kolonisinin davranışını koordine etmek için gen ifadeleri için yollar oluşturuyor.

ATC ismiyle hareket eden tetikleyici molekül, cevaplayıcı suşa bir algılama yolu oluşturmak için sinyal verici suşdaki luxI geni uyarmıştır. Bu değişim, cevaplayıcı E. Coli’deki etkileşimi saklayan Cro proteinini üretiyor.

İletimin başarısı, sıçanların boşaltım ürünlerini araştırmak suretiyle doğrulandı.

Kaynak

Yayımlanan Makale

[zombify_post]

3D Yazıcı İle Prototip Biyonik Göz Yapıldı

Minnesota Üniversitesi’ndeki araştırmacılar 3D yazıcı ile türünün ilk örneği olan prototip, bir yarım küre üzerinde görüntü algılama dizisi bastı.

Advanced Materials dergisinde yayınlanan habere göre , 3D yazıcı yardımı ile yarım küre şeklinde olan ışık reseptörü tasarlandı. Bu keşif, görme bozukluğu olan veya görme yetisini tamamen kaybetmiş insanlar için büyük umut olması bekleniyor. Ekip, son 4-5 yıl içinde biyonik kulak, yapay organlar, elektronik kumaş, elektronik el ve elektronik uzuvlar tasarlamıştı. 

Çalışmanın ortak yazarı ve Minnesota Üniversitesi’nden Makine Mühendisliği profesörü Michael McAlpine, “Biyonik gözler genellikle bilim kurgu olarak düşünülürdü, ancak şimdi 3D mültimateryal yazıcı kullanarak buna her zamankinden daha yakınız.” diyor.

Peki nasıl bir yol izlediler?

Araştırmacılar, kıvrımlı bir yüzey üzerinde baskı elektroniklerinin zorluğunu nasıl aşabileceklerini göstermek için yarım küre şeklindeki cam kubbeyle başladılar. Özel olarak yapılmış 3D yazıcılarını kullanarak, gümüş parçacıklı temel mürekkepl ile başladılar. Dağıtılan mürekkep kavisli yüzeyden aşağı dökülmek yerine olduğu yerde kaldı ve kurudu. Araştırmacılar daha sonra, ışığı elektriğe dönüştüren fotodiyotları basmak için yarı iletken polimer malzemeleri kullandılar. Bu tüm süreç yaklaşık olarak bir saat sürüyor.

McAlpine, sürecin en şaşırtıcı kısmının, ışığı tamamen 3D baskılı yarı iletkenler ile elde ettiği elektriğe dönüştürmede yüzde 25 verimlilik olduğunu söyledi.

Yeni Hedefleri…

McAlpine bir sonraki adımın daha fazla ışık reseptörüne sahip ve daha verimli yeni bir prototip yaratmak olduğunu söylüyor. Ayrıca gerçek bir göze implante edilebilen yumuşak yarım küre bir malzemeye baskı yapmanın bir yolunu bulmak istediklerini belirtti.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=U2_zhpXZkS0?wmode=opaque&w=640&h=360]
Kaynak

Yayımlanan Makale

[zombify_post]

Dünyanın En Küçük Elektronik Bileşeni: Tek Atomlu Transistör

Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü’nden Fizik Profesörü Thomas Schimmel ve ekibi, var olan en küçük transistör olan tek atomlu bir transistör geliştirdi.

Yeni geliştirilen bu kuantum elektroniği bileşeni, tek bir atomun kontrollü yeniden konumlandırılmasıyla elektrik akımını değiştirebilmesini sağlamaktadır. Tek atomlu transistör, oda sıcaklığında çalışır ve çok az enerji tüketir, bu da bilgi teknolojisi için tamamen yeni perspektifler açmaktadır. Endüstrileşmiş ülkelerde, bilgi teknolojisi şu anda toplam güç tüketiminde % 10'un üzerinde bir paya sahiptir. Transistör, bilgi işlem merkezlerinde, bilgisayarlarda, akıllı telefonlarda veya çamaşır makinesinden uçağa birçok uygulama için gömülü sistemlerde dijital veri işlemenin merkezi unsurudur.

Piyasada satılan düşük maliyetli bir USB bellek bile birkaç milyar transistör içerir. Gelecekte, Profesör Thomas Schimmel ve ekibinin geliştirdiği tek atomlu transistör, bilgi teknolojisindeki enerji verimliliğini önemli ölçüde artırabilir. Schimmel, "Bu kuantum elektroniği elemanı, geleneksel silikon teknolojilerininkinden daha az enerjiyi harcamayı mümkün kılıyor" ifadelerini kullandı. Tek atomlu elektroniğin öncüsü sayılan Profesör Schimmel, bu yılın başlarında KIT ve ETH Zürih tarafından ortaklaşa kurulan Tek Atom Elektroniği ve Fotonik Merkezi'nin Eş-Direktörü olarak atandı. 

Dünyanın en küçük transistörü, tek bir atomun kontrollü tersine hareketiyle akım geçirir. Konvansiyonel kuantum elektroniği bileşenlerinin aksine, tek atomlu transistör sadece mutlak sıfır, yani -273 ° C civarında çok düşük sıcaklıklarda çalışmakla kalmaz, aynı zamanda oda sıcaklığında da çalışır. Bu özellikler, gelecekteki uygulamalar için büyük bir avantajdır. Tek atomlu transistör, tamamen yeni bir teknik yaklaşıma dayanmaktadır. Transistör sadece metalden oluşur ve yarı iletkenler kullanılmaz. Buda aşırı düşük elektrik voltajlarına ve dolayısıyla çok düşük bir enerji tüketimine neden olur.

Kaynak: Webtekno

[zombify_post]