Açıklıyoruz;Kara Delik Nedir?

Evrenimizin bu son derece yoğun ve görünmez sakinleri nasıl oluşuyor?

(Bu, bir sanatçının Cygnus x1 adlı kara deliğin neye benzeyebileceğine dair bir yorumudur. Büyük bir yıldız kendi üzerine patladıktan sonra oluştu. Bu kara deliğin yoğun yerçekimi yakındaki bir mavi yıldızdan kütle çekiyor.)

Bir kara delik gerçekten bir delik değildir Tam tersi. Bir kara delik, birbirine çok sıkı bir şekilde paketlenmiş muazzam miktarda kütle içeren bir alandır. Ve her zaman daha fazla kütle çekebilecek kapasiteye sahiptir. Bu nesnelerin çok fazla kütlesi vardır -ve dolayısıyla hiçbirşey onlardan kaçamaz,ışık bile.Bu onları evrendeki en aşırı nesnelerden biri yapar.

Ve onlar sadece büyük değil,aynı zamanda yoğun.Yoğunluk, kütlenin bir alana ne kadar sıkı bir şekilde paketlendiğinin bir ölçüsüdürNewYork şehrinin büyüklüğünde bir kara delik düşününGüneşimiz kadar kütle ve yerçekimi olurdu.  

Güneşin en az 10 katı büyük bir yıldız tükeniyor ve çöküyor.Bu Yıldız küçülür, küçülür ve küçülür. Sonunda, küçük bir karanlık nokta oluşturur. Bu yıldız kütleli bir kara delik olarak bilinir. onu yapan yıldızdan çok daha küçük olan bu karadelik hala aynı kütle ve yerçekimine sahip.Galaksimiz Samanyolu'nun 100 milyon kara deliği olabilir. Gökbilimciler onu saniye yeni bir form keşfediyorlar. Güneş gibi küçük ve orta büyüklükteki yıldızların kara delikler oluşturmayacaklarına dikkat edin. Yakıtları bittiğinde, beyaz cüceler denilen küçük, gezegen boyutlu nesneler haline gelirler.


Hiçbir şey bir kara delikten kaçamaz görünür ışık, x-ışınları, kızılötesi ışık, veya başka herhangi bir radyasyon biçimi.Kara delikler görünmezdir. Böylece gökbilimciler çevrelerini nasıl etkilediklerini öğrenmek için bu cisimleri “gözlemlemek” zorunda  kaldılar.Örneğin, kara delikler genellikle teleskoplar tarafından görülebilen güçlü, parlak gaz ve radyasyon jetleri oluştururlar. Fizikçiler, jetten sorumlu kara deliğin boyutunu tahmin etmek için bu jetin boyutunu kullanabilirler.Jonelle Walsh, College Station'daki Texas Üniversitesi'ndeki bir astronomdur. Gökbilimciler her zaman daha fazla kara delik bulmaya ve gözlemlemeye devam ediyor. Birkaç yıl önce, Walsh, bir derginin röportajında: Bu gözlemler, kara deliklerin yıldızlarla, galaksilerle ve gökada kümeleriyle olan karmaşık ilişkilerini çözmeye yardımcı olabilir. Bir gün, araştırmanın “bizi evrendeki her şeyin birlikte nasıl çalıştığını ve nasıl büyüdüklerini anlamaya doğru yönlendireceğini” dile getiriyor.

[zombify_post]

Telefonunuzu Veya Dizüstü Bilgisayarınızı Haftalar Boyunca Şarj Etmek Zorunda Olmadığınızı Düşünün

Florür iyonlarına dayalı yeni bir pil konsepti batarya ömrünü uzatabilir.

Science dergisinde yer alan yeni bir çalışmada, Caltech’in Nasa için yönettiği Caltech ve Jet Propulsion Laboratory (JPL), ayrıca Honda Araştırma Enstitüsü ve Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı gibi çeşitli kurumlarda bulunan kimyagerler, flor elementinin negatif yüklü formu ve florüre dayalı şarj edilebilen piller üretmenin yeni bir yolunu buldu.

Caltech’in Victor ve Elizbeth Atkins Kimya Profesörü ve 2005 yılı Nobel Kimya Ödülü kazanan Robert Grubbs “Florürlü piller daha yüksek bir enerji yoğunluğuna sahip olabilir, bu da bugün kullanılan pillerden 8 kata kadar daha uzun süre dayanabilecekleri anlamına gelir.” diyor. “Ancak florür, özellikle de çok aşındırıcı ve reaktif olduğu için çalışmak zor olabilir.” diye de ekliyor.

1970’lerde araştırmacılar, katı bileşenler kullanarak şarj edilebilir florürlü piller yapmaya çalıştı ancak katı haldeki piller sadece yüksek sıcaklıklarda çalışır ve günlük kullanım için pratik değildir. Yeni çalışmada araştırmacılar, florürlü pillerin sıvı bileşenler kullanarak nasıl çalışacaklarını belirlediklerini ve sıvı pillerin oda sıcaklığında kolayca çalışabildiklerini ortaya koydu.

JPL’de kimyager ve yeni çalışmanın yaratıcısı Simon Jones “Hala geliştirmenin ilk aşamalarındayız ancak bu oda sıcaklığında çalışan ilk şarj edilebilir florür bataryadır.” diyor.

Piller, negatif ve pozitif elektrotlar arasında yüklü atomları (veya iyonları) kapatarak elektrik akımlarını çalıştırır. Bu elektrotlar arasında gidip gelme işlemi sıvılar söz konusu olduğunda oda sıcaklığında daha kolay ilerler. Lityum-İyon pillerde lityum, sıvı bir çözelti veya elektrolit yardımı ile elektrotlar arasına yerleştirilir.

Caltech’teki kimya profesörü ve ortak araştırmacı Thomas Miller, “Bir pili şarj etmek, bir topu bir tepeye itmek ve sonra tekrar tekrar geri gelmesine izin vermek gibidir. Enerjiyi depolamak ve kullanmak arasında ileri geri gidin.” diyor.

Lityum iyonları pozitif (katyon) olurken yeni çalışmada kullanılan florür iyonları negatif (anyon) yüklüdür. Pillerdeki anyonlarla çalışmanın hem zorlukları hem de avantajları vardır.
Florürlü pillerin katı hal yerine sıvı halde çalışmasını sağlayan anahtar noktanın bis(2,2,2-trifloroetil) veya BTFE olarak da adlandırılan elektrolit bir sıvı olduğu ortaya çıktı. Bu çözücü, florür iyonunu sabit tutmaya yardımcı olur böylece elektronları pil içinde ileri geri taşıyabilir. Jones şu anda Kuzey Carolina Üniversitesi Chapel Hill’de okuyan ve aynı zamanda stajyeri olan Victoria Daves’in BTFE’yi ilk deneyen kişi olduğunu söyledi. Jones’un başarılı olacaklarına dair çok fazla umudu olmamasına rağmen ekip yine de denemeye karar verdi ve çok iyi çalıştığını görünce de büyük bir şaşkınlığa uğradı.

  Bu noktada Jones, çözümün neden işe yaradığını anlamak için Miller’e döndü. Miller ve çalışma grubu, reaksiyonun bilgisayar simülasyonlarını yürüttüler ve BTFE’nin hangi yönlerinin florürü stabilize ettiğini belirlediler. Bunun sonucunda ekip, BTFE çözümünü ayarlayabildi ve performansını arttırmak için katkı maddelerini değiştirdi.

Jones, “Uzun ömürlü piller yapmanın yeni bir yolunu açıyoruz” diyor. “Florür, pillerde bir geri dönüş yapıyor.”

Kaynak

Focusing on the negative is good when it comes to batteries https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181206141209.htm

[zombify_post]

Güneş Enerjisinin Pek Bilinmeyen Uygulamaları

Günümüze kadar gelen süreçte güneş enerjisinden elektrik eldesinde iki ana yöntem kullanılmıştır. Birincisi fotovoltaik pillerle (güneş panelleri) güneş enerjisi direkt olarak elektrik enerjisine çevrilmiştir. İkincisi güneş enerjisinden elde edilen ısı enerjisinin rankin çevrimi ile elektriğe çevrilmesidir. Fotovoltaik pillerin kullanıldığı sistem son 30 yılda ciddi gelişmeler göstermesine rağmen maliyetlerdeki artış nedeniyle farklı yöntemlerin aranmasına sebep olmuştur. Aslında pek de yeni olmayan bu sistemlerin en çok kullanılanları parabolik oluk kollektörler ve merkezi alıcılı sistemlerdir.


Güneş Havuzları          

Yaklaşık 5-6 m derinliğinde su ile dolu olan bu havuzların zemini siyah renklidir ve güneş ışığını soğurarak içindeki suyun ısınmasını sağlar. Bu havuzlarda ortalama 90°C sıcaklıkta su elde edilebilir. Havuzdaki ısının dağılımını kontrol edebilmek için tuz konsantrasyonu kullanılır. Tuz konsantrasyonu üst kısımdan alt kısma doğru artış gösterir. Böylece havuzun yüzeyinde soğuk su bulunmasına karşın alt kısmındaki suyun sıcaklığı doymuş tuz konsantrasyonu sayesinde daha yüksektir. 

Havuzdaki ısıtılmış su doğrudan ısı kaynağı olarak kullanılabileceği gibi (Başka bir sıvıyı veya maddeyi ısıtmak vb.) elde edilen sıcak su termodinamik bir dolaşıma gönderilip elektrik üretiminde de kullanılabilir. Güneş havuzları uygulaması en çok İsrail’de yapılmıştır ve 150 kW ile 5 MW gücünde iki sistem bulunmaktadır.


Parabolik Çanak Sistemler

Güneşi kuzey-güney ve doğu-batı olmak üzere iki farklı eksende takip edebilirler. Üzerine düşen güneş ışığını çukur ayna prensibine göre odağında yoğunlaştırarak termal enerji eldesinde kullanılırlar. Elde edilen termal enerji uygun bir sıvı ile taşınabileceği gibi aynanın odak noktasına monte edilen bir sıcak hava motoru (stirling motor) sayesinde elektrik enerjisine de dönüştürülebilir. Parabolik çanak sistemlerde güneş enerjisinden sıcak hava motoru ile elektrik üretiminde ortalama %30 gibi bir verim sağlanabilmektedir.


Parabolik Oluk Kollektörler

Oluk şeklinde olup güneş ışığını doğrusal bir şekilde yoğunlaştırırlar. Güneşi kuzey-güney ya da doğu-batı şeklinde sadece tek yörüngede, üzerlerindeki sensörler sayesinde takip edebilirler. Böylece gün içinde güneş ışığından olabildiği kadar faydalanabilirler. Kollektörler ışığı doğrusal şekilde yoğunlaştırdığı için kollektörlerin odak noktasından siyah renkli absorban bir boru geçirilir ve güneş ışığı boru içindeki sıvı sayesinde ısı olarak toplanır. Bu tip kollektörlerde genellikle ısı toplayıcı sıvı olarak termal yağlar kullanılır. Yoğunlaştırma yaptığı için bu sistemlerde sıcaklık 300-400°C’yekadar çıkabilmektedir. Elde edilen sıvının buharı rankine çevrimi ile elektrik üretiminde kullanılabilir. Bu tip sistemlerde güneş enerjisinin yanı sıra kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtlar da kullanılarak elektrik üretimi için hibrit bir sistem oluşturulabilir ve bunun birçok örneği de vardır. Parabolik oluk kollektörlerde elektrik enerjisi üretiminde %14 gibi bir verim sağlanmakta ve Amerika’da parabolik oluk kollektörlerin kullanıldığı birçok santral vardır. Bu santrallerden en çok bilineni 354 MW gücündeki Kramer Junction güneş enerjisi santralidir.


Merkezi Alıcılı Sistemler

Genellikle merkezde bulunan ve alıcı olarak adlandırılan bir kule şeklindeki yapının etrafına yerleştirilen aynalardan oluşurlar. Heliostat (düz ayna) denilen bu aynalar tek tek odaklama yaparak üzerlerine düşen güneş ışığını alıcıdaki ısı eşanjörünün üzerinde toplarlar. Böylece ısı eşanjöründeki borulardan geçen sıvının ısınması sağlanır. Isıtılmış sıvı rankine makineye pompalanarak elektrik üretiminde kullanılır. Bu sistemlerde akışkan sıcaklığı 800°C’ye kadar çıkabilmekte ve elektrik enerjisi üretiminde %15’lik verim sağlanmaktadır. İspanya’da bu sistemin çok sayıda örneği bulunmaktadır.


Sonuç olarak güneş enerjisinin kullanımında birçok uygulama vardır. Bunlardan bir başkası da yakın zamanda sosyal medyada duyulan Çinin yapay ay adını verdiği ilginç bir proje. Bu projeye göre güneş ışığının olmadığı saatlerde kendi şehirlerini aydınlatmak için ayna şeklinde bir uydu göndermeyi planlıyorlar. İlk uydu 2020’de gönderilecek ve dünyadan 500 km uzaklıkta yörüngeye yerleştirilecek. Eğer ilk girişim başarılı olursa sisteme iki uydu daha eklenecek. Çin’den çok daha önce Rusya bu tarz birkaç uyduyu yörüngeye oturtmaya çalışmış ancak uydular atmosfere girerek yanmıştır. Bu talihsizliklerden sonra da denemeleri durdurmuşlardır.

KAYNAKLAR

[1]    Mehmet Aydın SOYDAŞ, “Güneş Enerjili Ön Isıtmalı Rankine Güç Santralinin Modellenmesi ve Bilgisayar Programının Oluşturulması”, İzmir, 2011.

[2]    Ganime Tuğba ERCOŞKUN, Ali KESKİN, Metin GÜRÜ, Duran ALTIPARMAK, “Çift Oluklu Parabolik Oluk Tipi Güneş Kollektörünün Tasarımı, İmalatı, ve Performansının İncelenmesi”, Gazi Üniv. Müh. Mim. Fak. Der, 2013.

[zombify_post]

Açıklayalım; Nötron Yıldızları Nedir?

Çok hızlı, çok sıcak, çok küçük ve bir o kadar da ağır…

Nötron yıldızları uzaydaki en garip nesnelerden biridir. Kendi etrafında saniyede iki-üç kez dönebilirler. Büyük kütlelidir ancak bu kütle çok küçük  bir hacme sığmıştır. Peki nedir bu nötron yıldızları?

Nötron yıldızlarının nasıl oluştuğunu anlayabilmek için herhangi bir yıldızın mekanizmasına göz atmak çok faydalı olacaktır. Yıldızlar çoğunlukla hidrojenlerden oluşur ve bu hidrojenler yoğun sıcaklık altında çarpışarak helyum atomlarını oluştururlar. Helyumlar da birleşerek karbon atomlarına dönüşür. Yıldızların kütleçekim kuvvetine yenik düşüp içe çökmemeside bu reaksiyonlar sayesindedir. Füzyon tepkimesi sonucunda radyasyon basıncı denilen bir kuvvet ortaya çıkar. Bu kuvvet, yıldızın kendi kütleçekim kuvvetine karşı çıkar ve buşekilde yıldızın dengede kalmasına olanak sağlar.

Bu reaksiyonlar devam ederken yıldızın içi soğan kabuğu gibi katman katman hidrojen, helyum, karbon gibi elementlerle dolar. En son demir atomları oluşur. Yıldızın çekirdeğinin sıcaklığıdemir atomlarını birleştirecek kadar sıcak değildir. Daha fazla füzyon tepkimesi gerçekleşemediğinden radyasyon basıncı düşmeye başlar. Kütleçekim kuvveti hakimiyeti kurduğundan yıldız içe doğru çökmeye başlar. Sonunda dış katmanları bir süpernova patlaması ile uzayın derinliklerine saçılır. Eğer patlayan yıldızımız 1,5 – 2,5 güneş kütlesi arasında ise çekirdeği bir nötron yıldızına dönüşür. Bilinen nötron yıldızlarının yaklaşık %5’i ikili yıldız sistemlerinin üyeleridir. Bu sistemlerdeki nötron yıldızlarının eşleri normal yıldızlar, beyaz cüceler ya da başka nötron yıldızları olabilir.  Nötron yıldızı, atomik nükleer kuvvetlerin kütleçekimine yenilmesi sonucu proton ve elektronların birleşmesi ile nötrona dönüşmesidir.

Nötron yıldızları böyle oluşuyor. Peki neye benziyor ve özellikleri neler? Öncelikle nötron yıldızları çok yoğun maddelerdir. Bir filin kütlesine sahip bir çay kaşığı olduğunu düşünün. Nötronlar da 1,5 güneş kütlesi civarında sahip olup, yarıçapı 10 kilometre civarında olan kürelerdir. Dış katmanı birbirine neredeyse yapışık olan demir atomları ve dışında bir elektron denizinden oluşur. İçe doğru hareket ettikçe proton ve elektronlar azalır. Yüzey sıcaklıkları 100 milyon Kelvin’e kadar çıkabiliyor.

Peki neden bu kadar hızlı dönüyor? Bunun cevabı aslında liseden tanıdığımız bir eski dostumuz sayesindedir: Açısal Momentum ve Korunumu…

Evet liseden olan dostumuz olan bu formül aslında bize birçok şey anlatıyor. Yıldız süpernova patlaması yaparken kütlesinin çok az bir kısmını dışarı atar. Ancak yarıçapı 10 kilometreye kadar düşeceğinden dolayı açısal momentumun korunması için hızının artması gerekir. Bundan dolayı kendi etrafında, saniyede defalarca kez kez dönebilecek hıza erişebiliyor. Bu kadar hızlı dönmesi tabi ona çok garip özellikler de kazandırabiliyor. Dünyamızın geoit şeklinde olduğu gibi, nötron yıldızları da geoit şekle sahiptir. Ancak, Dünyamızın aksine kutuplardan daha basıktır. Pulsar dediğimiz yıldızlar da bir tür nötron yıldızıdır.Etrafında çok hızlı dönerken etrafa radyo dalgaları ve  X-ışınları yayarlar.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=jI3HYI27RbQ?wmode=opaque&w=640&h=360]Pulsarın Sesi

Geceleyin gökyüzüne çok karanlık bir yerde bakarsanız, bazı noktaların hızla yanıp söndüğünü görürsünüz. Onlar nötron yıldızları olabilir, tabii uçak değillerse. Manyetik alanları Dünyamızdan 1 milyon kat daha güçlüdür. Kütleçekim kuvveti o kadar büyüktür ki 1 metreden serbest bırakılan bir cisim yüzeye 1 mikrosaniyede çarpar. Bir gün gidip gözlemlemek isterseniz çok yaklaşmamakta fayda var.

İLERİ OKUMA

http://science.sciencemag.org/content/304/5670/536

http://adsabs.harvard.edu/abs/1987ans..book…..L

[zombify_post]

NASA’nın InSight Uzay Aracı Mars’a Güvenli Bir Şekilde İniş Yaptı!

InSight uzay aracı Mars’ın iç yüzeyi hakkında çalışmalar yapan ilk araç olacak!

NASA’nın InSight uzay aracı Kızıl Gezegen’in iç yüzeyi hakkında çalışmalar yapmak için 26 Kasım’da Mars’a iniş yaptı.

Görev kontrolünde canlı yayın yapan ve California’daki NASA’nın Jet Propulsion Laboratuvarı’nda Uzay Araçları Mühendisi olan Christine Szalai “İniş doğrulandı, InSight Mars yüzeyine iniş yaptı!” dedikten sonra InSight’tan, her ne kadar kamerası tozlu olduğu için görüntü net olmasa da ilk fotoğraf geldi.

İk Görünüş: InSight aracının Mars’ta çektiği ilk fotoğraf. Kamera lensini koruyan kapak henüz kaldırılmadığı için çoğu fotoğraf tozla kaplı fakat fotoğraftan aracın ayağı az da olsa görülebiliyor.InSight (Interior Exploration using Seismis Investigetions, Geodesy and Heat Transport) NASA’nın Mars’a indirdiği 8. Başarılı uzay aracıdır. InSight Mars’ın ekvatoruna yakın Elysium Planitia adındaki geniş ve düze bir yere TSİ 23.00’da iniş yaptı. İniş haberi, InSight ile beraber gezen ve ondan aldığı bilgileri dünyaya ulaştıran MarCO adındaki uydulardan geldi.

Bir Mars senesi sonra (yaklaşık 2 Dünya yılı) InSight sismometre kullanarak Marsquake”leri (Mars’taki depremleri (earthquake))ve gezegenden gelen diğer sismik dalgaları dinleyecek. Aynı zamanda Mars’ın yüzeyini 5 metre delerek Mars’ın iç sıcaklık değişimini ve jeolojik aktifliğini inceleyecek.

27 Kasım Güncellemesi:

InSight solar panellerini açıp baterileri şarj etmeye başladı. Önümüzdeki birkaç gün içinde araç robotik kollarını uzatacak ve yüzeyin fotoğraflarını çekecek.Robotik kollara bağlı olan kameranın (Intrument Deployment Camera, IDC) 26 Kasım’da çektiği ilk fotoğrafta uzay gemisinin gövdesi, kapalı robotik kolu ve geniş ve düz olan Elysium Planita görünüyor.

Evim Evim Güzel Evim!: InSight Intrument Deploying Camera’nın kapanmış robotik kola konumlanmış ve geniş ve düz yeni evimiz Mars’taki Elysium Planita’dan görüntü.Kaynak: NASA’s InSight lander has touched down safely on Mars

İleri Okuma: NASA InSight Lander Arrives on Martian Surface to Learn What Lies Beneath

[zombify_post]

Evden Uzak Yaşam Arayışı

Yaşam,hayat,canlılık… Bu üç kelime insanoğlu tarafından yüzyıllardır araştırma konusu olmuştur,birçok alana ayırmışlardır,bilim dalları oluşturmuşlardır…

Yaşam,hayat,canlılık… Bu üç kelime insanoğlu tarafından yüzyıllardır araştırma konusu olmuştur,birçok alana ayırmışlardır,bilim dalları oluşturmuşlardır ve belki de en büyük ilgi alanı “Yaşam sadece Dünya ya ,bizim evimize mi özgüdür?” üzerine oluşturulmuştur.

Bir okyanusa,bir denize,bir akarsuya,bir göle veya bir su topluluğuna ihtiyaç duymanıza gerek yoktur bir yerde yaşamın olabilceğine imkan vermek için,bir su molekülü,en küçük bir organik molekül bazen yeterlidir.

Günümüzde birçok bilim kuruluşu bu yönde çalışmalar yönetmektedir bunlardan birkaçı :NASA,SpaceX,SETI… Bu yazıda en önemli 2 Dünya dışı yaşam çalışmalarına ve kanıtlarına değineceğim.

Bunlardan ilki , toplum tarafından kulak aşinalığının çok olduğu Mars.Mars birçok bilim insanının göz bebeğidir çünkü Satürn,Plato gibi yaşam olasılığı olma ihtimali olan diğer gezegenlere göre araştırması ve gözlemlemesi Dünyaya diğerlerinden daha yakın olmasından dolayı daha kolaydır.Nasa ,Mars’a(Kızıl Gezegene) 2012 yılının Ağustos ayında Curiosity adında bir keşif robotu yolladı  ve en son yolladığı bilgilere göre 3,5 milyar yıldır bulunan Gale kraterinde organik madde tespit etti,bu organik maddenin,eski bir yaşam formunun besin kaynağı olabileceğini belirtiler.Buna ek olarak mevsimsel metan artışı gözlemlendi ki bu da Mars yüzeyinde ,öncesinde mikroorganizmaların yaşamış olabileceği veya hala yaşamakta olduğunu destekleyen bir bulgudur.Nasa, Mars üzerine araştırma yapan tek kuruluş değil,İtalyan Uzay Ajansı kısa bir süre önce Marsda buzulların altında 20km çapında bir göl olduğunu tespit ettiler benzer bir çalışma Antartikada da gerçekleştirilmiş ve bakterilere ulaşılmıştı.

İkinci önemli olan çalışma ise Satürn üzerine gerçekleştiriliyor. 15 Ekim 1997 tarihinde Nasa tarafından yollanan Cassini bize Satürünün br uydusu olan Enseladus’ta kompleks karbon bazlı moleküllerin bulunduğu bilgisini verdi ve bu kompleks karbon bazlı moleküllere öncesinde Dünya üzerinde ve bazı meteorlarda rastlanmıştı.

Cassinin yaptığı araştırmayı bildiren Dr. Frank Postberg bu keşifler hakkında bunları dile getirdi: 

“Böylesi moleküller ilk defa dünya dışında sudan oluşan bir gezegende görülüyor.Dünyada bu moleküller biyolojik olarak yaratılıyor ama Enseladus’takilerin başka şekilde ortaya çıkmış olma ihtimali de var.Bu moleküller hayatın var olması için bir şart. Fakat şu anda bunların biyolojik olarak mı yaratıldığını, uyduda prebiyotik bir kimyasal süreç veya yaşam olup olmadığını söyleyemeyiz.” Bir yerde yaşam olabilmesi için gerekli olan maddeler su,enerji kaynağı,karbon,hidrojen,nitrojen,fosfor ve sülfür… Her ne kadar Enseladus’ta fosfor ve sülfür olmasada diğer maddelere sahip.

Bu iki büyük çalışma yüzyıllardır insanoğlunun merak ettiği soruyu yanıtlamaya çalışan binlerce araştırmadan ikisiydi,her ne kadar anlık olarak kesinlikle Dünya dışında hayat var diyemiyor olsak bile her bir yeni araştırma bizim daha çok destekleyici bulgular elde edinmemize yardımcı oluyor.

[zombify_post]

Beyaz Cüce İkili Yıldız Sistemi

1600 ışık yılı uzaklıkta, J0860 olarak kabul edilen ikili yıldız sisteminin içinde, birbirlerinin yörüngesini her 321 saniyede dönen 2 yoğun beyaz cüce yıldızı bulunur. Chandra X-Ray Rasathanesi’nden edilen bilgilere göre astronomlar, bu yıldızların şaşırtıcı derecede küçük olan yörünge periyotlarını gittikçe daha da küçülttüklerine inanmaktadırlar. Bu yüzden, iki yıldız olay ufkunda birleşir.

kedi içeren bir resim  Yüksek güvenilirlikle oluşturulmuş açıklama

Uzman görüşüyle J0860’ın göze çarpan ölüm sarmalı (ing. death spiral), beyaz cücelerin kütleçekim dalgalarını oluşturması sayesinde yörünge enerjilerini kaybedecek olmalarını öngören Einstein’ın Genel Görelilik Kuramının bir sonucudur. Aslında J0860, gelecekteki uzay bazlı kütleçekim dalgası aygıtlar tarafından doğrudan tespit edilebilen kütleçekim dalgası kaynaklarının en parlağı olabilir.

Referans:

https://www.nasa.gov/multimedia/imagegallery/image_feature_793.html

[zombify_post]

Elektrik Üreten Bakteriler Gelecekteki Uzay Araştırmalarına Güç Kazandırabilir Mi?

Bakteriler de, elektrik gücünü elektronları mesafelere aktarmak için yüzeylerden teller gibi uzanan yapılar üreterek kullanabilirler.

İnsan, elektriğin gücünü kullanan tek canlı değildir. Bazı bakteriler de bunu, elektronları mesafelere aktarmak için yüzeylerinden teller gibi uzanan yapılar üreterek kullanabilirler. Şimdi, NASA’nın Kaliforniya Silikon Vadisi'ndeki Ames Araştırma Merkezi’ndeki bilim insanları bu özel mikroplardan faydalanıp faydalanmayacaklarını görebilmek adına bu fenomeni araştırıyorlar. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) başlanan deneyle araştırmacılar, bu mikropların uzayda da Dünya’daki gibi çalışıp çalışmadığını öğrenecekler.

Söz konusu Shewanella oneidensis MR-1 denilen bakterinin, ender yeteneklerinin farkına varabilmek için, kendi etrafında hareketli elektronların yaşamla ilgisini anlamak zorundasınız. Elektronların bir molekülden diğerine transferi bütün organizmalar için gereklidir. Çünkü bu, organizmaların hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları enerjinin üretilmesine izin verir. İnsanların oksijene bağımlı olmalarının bir nedeni de hücre içindeki enerji üreten zincir reaksiyonunun elektronların oksijen molekülüne transfer edilerek gerçekleşmesidir. Bu, Shewanella dahil olmak üzere oksijen solunumu yapan tüm organizmalarda aynı şekilde gerçekleşir. Ancak bu mikroorganizmayı özel kılan şey, aynı zamanda çevredeki oksijen seviyesi düşük olduğunda devreye giren bir yedekleme sistemi bulundurmasıdır. Shewanella sakin kalır ve demir, manganez gibi metaller kullanarak enerji üretimine devam eder.

John Hogan ve Michael Dougherty’nin öncülük ettiği Ames’in Uzay Biyobilimleri bölümünden bir takım, Shewanella’nın electron-shuffling yapabilme becerisini daha iyi anlamak için çalışıyorlar. Biyofilm oluşturması bir yöntem olabilir. Bir biyofilmde, birçok bakteri birbirine yapışarak ince bir yüzey boyunca bir film oluşturur. Biyofilmlerin bilinen örnekleri, diş doktorlarının dişlerinizden temizlediği plaklar ve banyonuzdaki sabun kalıntılarıdır.

Shewanella, genellikle kayalar gibi metal içeren yüzeylerde biyofilm oluşturur. Bakteriler, dış yüzeylerinden uzattıkları bakteriyel nanoteller olarak da bilinen çok ince uzantıları kullanarak kayadaki metal molekülleri ile doğrudan temas edebilirler. Bunlar 10 nanometre civarında, yani insan saç telinden yaklaşık 10,000 kat daha ince olan inanılmaz incelikte uzantılardır. Tıpkı elektrik kordonunun telefonunuzu şarj etmek için soketten elektrik taşıması gibi, bakteri açısından da elektronları uzak mesafelere taşır. Bilim insanları bu organizmaların elektronları komünitenin diğer üyelerine iletmek için bu nanotelleri kullanarak birbirleriyle iletişime geçtiklerini düşünüyor.

Bu dikkat çekici yetenekler araştırmacılara onları nasıl kullanabildiklerini görebilmeleri için ilham verdi. İnsanlar güneş sisteminin uzak mesafelerine gidebilme girişimindeyken astronot ekipleri daha uzun süreler boyunca kendi kaynaklarını üretebilmenin yollarına ihtiyaç duyacaklar. Shewanella gibi bakteriler için potansiyel uygulamalar uzayda ve dünyada mikrobiyal yakıt hücreleri kullanımı gibi bir teknolojinin gelişimini de kapsar. Örneğin atık su arıtımında bu yakıt hücreleri, Shewanella gibi mikroorganizmaları, kullanılan suda organik atık tüketirken ürettikleri elektriği de arıtma sisteminin kendisine yardımcı olmak için kullanırlar.

İlk olarak Ames ekibi, yerçekimi azaltılmış ortamda Shewanella’nın nasıl değişebileceğini incelemek için uzay istasyonuna SpaceX’in 15. Resupply Cargo göreviyle Micro-12 adlı bir deneyi başlattı. Bu deneyle elektronları dünyadakiyle aynı hızda transfer edip edemeyeceğini ve biyofilm oluşumunun etkilenip etkilenemeyeceğini kontrol edecekler. Toplanan veriler ile NASA’nın bu organizmaların ne kadar gelişmesi gerektiğini ve bunları gelecekte nasıl kullanabileceğimizi öğrenmesine yardımcı olacak ve gelecekte yaşam-destek sistemleri ile güneş sisteminde uzun süreli insan görevleri için temel oluşturacaktır.

Kaynak ve ileri okuma: https://www.nasa.gov/feature/ames/could-electricity-producing-bacteria-help-power-future-space-missions

[zombify_post]