Kanserli Hücreleri Öldürebilen Mıknatıslar

Araştırmacılar kanserli hücrelerin kendi kendilerini imha edebilmeleri için mıknatıs kullanmanın işe yarayabileceğini keşfettiler.

Metal türlerini bir mesafeden taşımak için mıknatıslar kullanılır. Bilim adamları yakın zamanda bir hücrenin ölümünü tetiklemek için mıknatıs kullanılan bir teknoloji geliştirdi.

Mıknatıslar eşyaları buzdolabımızda tutar ve ya pusulaların içinde yolumuzu bulmamıza yardımcı olurlar. Şimdi araştırmacılar, kanserli hücreleri öldürmek için mıknatısları uzaktan kumanda gibi kullanmanın bir yolunu buldular. Bu teknoloji, her yıl 7 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan kanser gibi hastalıklar için yeni tedavilere işaret olabilir.Güney Kore'deki Yonsei Üniversitesi'ndeki bilim insanları, hücrelerde “ölüm anahtarını” çeviren ve kendilerini yok etmelerine neden olan yeni teknolojiyi geliştirdi. Araştırmacılar, Nature Materials dergisinde kanser hücrelerini öldürmek için yöntemlerini nasıl kullandıklarını açıkladı.

Her hücrenin dış yüzeyi, her biri kimyasal bir kilit gibi işlev gören birçok alıcı içerir. Uygun kimyasal bir reseptörün içine girdiğinde, bu kimyasal reseptörün belirli bir etkisinin kilidini açan bir anahtar gibi hareket eder. Bir anlamda, bu reseptörler dış dünyanın hücrelerin içiyle iletişim kurmasını sağlar.

Ölüm reseptörü-4 olarak bilinen bu reseptörlerden birinin aktifleştirilmesi, hücreye ölmesini söyleyen bir sinyal verecektir. Yonsei ekibi için püf noktası bu alıcının nasıl etkinleştirileceğini bulmaktı.Hücreler nano partiküllere döndüler. Bu minik parçalar, insan gözüyle görülemeyecek kadar küçüktür (ve hücrelerin kendisinden çok daha küçük). Araştırmacılar, metal parçacıklarını ölüm reseptörünü bulabilen ve yapışabilecek proteinlere bağladılar.

Testlerde, araştırmacılar demir-protein kombinasyonlarını kolon kanseri hücreleri içeren bir laboratuvar çanağına eklediler. Ekip umduğu gibi, protein nanoparçacıkları hücrelere yapıştırdı. Sonra bilim adamları nanoparçacıkları çekmek için mıknatıslar kullandılar ve ölüm alıcısının anahtarını çevirdiler. Bir anda hücreler ölmeye başladı. Bu manyetik tedavinin 24 saat sonrasında, kanser hücrelerinin yarısından fazlası öldü.

Biyomühendis Andrew MacKay Science News'e tıpta manyetik nanoparçacıklar için büyük bir fırsat olduğunu belirtti  Bu araştırma üzerinde çalışmayan MacKay, Güney Kaliforniya Üniversitesi'nden.Bu manyetik tedavinin sağlıklı hücreleri hastalıklı hücrelerden ayırt edebileceğini bilmek için çok erken. Bu önemlidir, çünkü sağlıklı hücrelerin yüzeyi de hassas ölüm reseptörlerini içerir. Bu yüzden bu potansiyel tedavinin başarısı, bilim adamlarının nanoparçacıkları sadece hastalıktan sorumlu hücrelere bağlamak için tasarlayıp tasarlayamadıklarına bağlı olacaktır.

[zombify_post]

AÇIKLAYALIM; PANİK ATAK VE ANKSİYETE

Günümüzün popüler hastalığı panik atak ve anksiyete

Her stres,korku veya panik anında kişinin  “benim anksiyetem var, benim panik atağım var” gibi cümlelerini duyarız. Peki gerçekten bu yaşadıkları panik atak veya anksiyete midir? Eğer öyleyse panik atak ve anksiyete arasındaki fark nedir?Anskiyete ile panik atakları değerlendirdiğimizde, temelde iki önemli fark ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, tetikleyen durumlar, ikincisi ise, atağın süresi ile alakalıdır.

Panik ataklar genellikle yüksek stresli veya aşırı endişe ile ani korku ile ilişkilidir. Semptomların bazıları, hızlı bir kalp atışı, nefes darlığı ve baş dönmesi de dahil olmak belirtilerdir. Herkes panik atak ve anksiyete yaşayabilir, insan vücuduna bağlanmış duygusal ve koruyucu tepkilerin bir parçasıdır.  Hangi deneyimi yaşarsanız yaşayın, tanımlarını, semptomlarını ve tedavilerini anlamak önemlidir.

Klinik Farklılıklar

Profesyoneller, DSM-5 olarak bilinen “Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, 5. baskı”nda bulunan tanımlara dayanmaktadır. Her ne kadar anksiyete ve panik atak zaman zaman aynı gelse de, bu el kitabında belirtilen ince farklılıklar her birinin tanımlanmasına yardımcı olmaktadır.

DSM-5, panik bozukluğu olarak bilinen durumla ilişkilendirilen ayırt edici özellikleri tanımlamak için panik atak terimini kullanır. Ancak, diğer psikiyatrik bozukluklarda panik ataklar görülebilir ve eğer bir rahatsızlığınız yoksa panik atak geçirmeniz mümkündür.

DSM-5’te “anksiyete” terimi tanımlanmamıştır. Aksine, “anksiyete”, kaygı bozuklukları, obsesif-kompulsif bozukluklar;travma ve stresle ilgili rahatsızlıklar başlıkları altında tanımlanan çeşitli hastalıkların temel bir özelliğini tanımlamak için kullanılır. Bu üç başlık altındaki en yaygın hastalıklardan bazıları şunlardır:

Panik atak

Panik atak yoğun ve ani bir korku, tedirginlik  hissidir. Belirtiler genellikle o kadar aşırıdır ki, gününüzde ciddi bir bozulmaya neden olurlar. Panik ataklar genellikle bariz ve ani bir tetikleyici olmadan aniden çıkar. Bazı durumlarda “beklenir” çünkü korku bir fobi gibi bilinen bir stresörden kaynaklıdır.

Panik atak semptomları 10 dakika içinde zirve yapar ve sonra azalır. Bununla birlikte, bazı ataklar daha uzun sürebilir veya art arda gerçekleşebilir, bu da  atakların ne zaman bitip başlayacağını belirlemeyi zorlaştırır. Bir atağın ardından, günün geri kalanında stresli, endişeli, dışlanmış veya “kilitlenmiş” hissetmek olasıdır.

DSM-5’e göre, panik atak aşağıdaki belirtilerden dördü veya daha fazlası ile karakterize edilir:

lKalp çarpıntısı veya hızlandırılmış kalp atışı

lAşırı terleme

lTitreme

lNefes darlığı, nefes almada zorluk veya boğulma hissi

lGöğüs ağrısı 

lMide bulantısı veya karın ağrısı

lBaş dönmesi

lGerçeksizlik(derealizasyon) veya kendisinden kopukluk (duyarsızlaşma) duyguları

lKontrolünü kaybetme veya delirme korkusu

lÖlüm korkusu

lUyuşma veya karıncalanma hissi (parestezi)

lTitreme 

 Buna karşılık, “anksiyete”, genellikle gerçek veya algılanmış olsun belirli bir süre içinde yoğunlaşır ve bazı potansiyel tehlikeler ile yüksek oranda ilişkilidir. Bir şeyin öngörüsü yükselirse ve yüksek miktarda stres, onun ezici hale geldiği bir seviyeye ulaşırsa, bir “saldırı” gibi hissedebilir.

Anksiyete belirtileri şunlardır:

1.Kas gerginliği

2.Uyku düzensizliği

3.Konsantrasyon zorluğu

4.Yorgunluk

5.Huzursuzluk

6.Sinirlilik

7.Artan irkilme tepkisi

8.Artan kalp atış hızı

9.Nefes darlığı

10.Baş dönmesi

Anksiyete belirtilerinin bir kısmı panik ataklarla ilişkili olanlara benzer olsa da şu farklılar vardır:

lAnksiyete, genellikle stresli veya tehdit edici olarak algılanan bir şeyle ilgilidir. Panik ataklar her zaman stresleyiciler tarafından engellenmez ve en sık olarak birden bire oluşur.

lAnksiyete hafif, orta veya şiddetli olabilir. Örneğin, günlük aktivitelerinize devam ederken, zihninizin arkasında anksiyete yaşanıyor olabilir. Diğer yandan panik ataklar çoğunlukla ciddi, yıkıcı semptomlar içerir.

lPanik atak sırasında, vücudun özerk savaş mekanizması devreye girer. Fiziksel belirtiler genellikle anksiyete belirtilerinden daha yoğundur.

lAnksiyete kademeli olarak artarken, panik ataklar genellikle aniden ortaya çıkar.

lPanik ataklar tipik olarak başka bir atağa bağlı endişeleri veya korkuları tetikler. Bunun davranışınız üzerinde bir etkisi olabilir ve bu da bir saldırı riski altında olduğunu düşündüğünüz yerlerden veya durumlardan kaçınmanıza yol açabilir.

Tedavi

Panik, anksiyete veya her ikisiyle de uğraşıyor olsanız da, etkili bir tedavi mevcuttur. En yaygın tedavi seçeneklerinden bazıları, terapi, reçeteli ilaçlar ve kendi kendine yardım stratejileridir. Bu yöntemlerden birini veya herhangi bir kombinasyonunu denemeye karar verebilirsiniz.

Terapi, semptomlarınızı yönetme, geçmiş acılarla çalışma, gelecek için yolunuzu belirleme ve daha olumlu bir görünüme olanak sağlayacak daha net bir bakış açısı kazanmanıza yardımcı olabilir.

İlaçlar, en ciddi semptomları azaltmanıza yardımcı olabilir. Diğer stratejiler üzerinde çalışırken semptomları kontrol etmek için sadece kısa bir süre gerekebilir.

Solunum egzersizleri ve duyarsızlaştırma gibi kendi kendine yardım teknikleri, semptom yönetimi ile kendi hızınızda çalışmanıza izin vermede faydalı olabilir.

KAYNAK:1-https://www.verywellmind.com/anxiety-attacks-versus-panic-attacks-2584396

                2-https://www.healthline.com/health/panic-attack-vs-anxiety-attack#diagnosis

         3- https://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160607_anksiyete_endise_panik_atak

[zombify_post]

Niçin Bazı Çocuklar Diğerlerinden Daha Çok Strep Boğaz Ağrısına Yakalanır ?

Tekrarlayan enfeksiyona sahip olan çocukların bademcik dokusu daha küçük anahtar bağışıklık yapılarına sahiptir.

Çocuklar için tekrar tekrar strep boğaz ağrısı hastalığına yakalanmak acı vericidir. Aynı zamanda bu durum doktorlar tarafından çok az anlaşılan bir problemdir.Yakın zamandan çocukların bademciklerini inceleyen bir araştırma, tekrarlayan strep enfeksiyonu olan çocukların, bademciklerinde antikor gelişimi için sağlıklı çocuklardan daha küçük bağışıklık yapılarına sahip olduğunu belirtti. 

Ekip 6 Şubat tarihli Science Translational Medicine’ da sık sık gerçekleşen boğaz ağrısı, enfeksiyona neden olan bakteriler tarafından dağıtılan ve vücudun bağışıklık tepkisini bozan bir proteine karşı daha duyarlı olduğunu belirtti.

Her yıl dünya çapında, genellikle boğaz ağrısı ve ateş üreten yaklaşık 600 milyon strep boğaz vakası vardır. Doktorlar hastalığa, özellikle strep enfeksiyonundan kaynaklanan romatizmal ateş ve kalp problemleri geliştirme riski en yüksek olan çocuklarda antibiyotik tedavisi uygular. Fakat bazı çocuklar tedavi görseler bile art arda yine strep boğaz enfeksiyonuna yakalanır. 

Çalışmada, Kaliforniya’daki La Jolla İmmunoloji Enstitüsü’nden immünolog Shane Crotty ve meslektaşları, boğazın arkasında bulunan ve 5-18 yaşları arasında kaldırılan bağışıklık dokusu olan bademcikleri inceledi. Çocuklardan bazılarının tekrarlayan strep enfeksiyonları nedeniyle bademciklerini aldılar. Diğerlerinin bağdemcikleri, büyütülmüş bademciklerin neden olduğu uyku apnesini çözmek için alındı.

Ekip, mikroskop altında doku bölümlerine baktı ve tekrarlayan strepli çocukların germinal merkezler olarak adlandırılan daha küçük bağışıklık yapılarına sahip olduğunu ve merkezlerin belirli bir tür bağışıklık hücresi, bir tür T hücresi olduğunu buldu. Bu T hücreleri, B hücreleri olarak bilinen diğer immün hücrelere, vücudun bir enfeksiyonla savaşmasına yardımcı olan antikorlar üretir.

Tekrarlayan strepli çocuklarda, patojenlere karşı immün yanıtı engelleyen, A grubu Streptokok adı verilen bakteriler tarafından kullanılan bir proteine karşı daha az antikor vardı. Crotty “Bu çocukları enfeksiyonlara daha duyarlı hale getirebilir.” diyor

Chicago Ann & Robert H. Lurie Çocuk Hastanesi bulaşıcı hastalık konusunda uzmanlaşmış ve çalışmaya dahil olmayan çocuk doktoru Stanford Shulman ,bazen tekrarlayan strep enfeksiyonu geçirmiş olarak sınıflandırılan çocukların, aslında bakterilerin bademciklerinde gizli kaldığı, ancak semptomlara neden olmadığı anlamına gelen grup A Streptokok taşıyıcıları olduğunu söylüyor. Shulman, “Bu gibi durumlarda, viral bir enfeksiyondan kaynaklanan bir boğaz hala bir testte strep olarak ortaya çıkacaktır. Okul çağındaki çocukların yaklaşık yüzde 20’sinin A grubu Streptokokun kronik taşıyıcıları olduğu tahmin edilmektedir.Çalışma raporlarının, strepe karşı görülen hatalı bağışıklık tepkisinin, bazı çocukların aktif strep enfeksiyonlarından ziyade bakterilerin taşıyıcısı olmaları nedeniyle olabileceği muhtemeldir. Gelecekteki çalışmalarda, hangi çocukların tekrarlayan enfeksiyonları olduğunu ve hangi çocukların strep taşıyıcıları olduğunu belirlemek yararlı olacaktır” diyor.

Kaynak: Science News

[zombify_post]

Gıda Kaynaklı Zehirlenmeleri Engelleyebilecek Yenilik

Ambalajında parlayabilen sensörlere sahip gıdalar,tüketicinin hastalanmasına yol açan bakterilerden kaçınmasına yardımcı oluyor.

       Ambalajdaki sensörler sizi bozulmuş (bakteri üretmiş)yiyecekleri tüketmemenize karşı uyarır. Plastik sensörlü ambalajlar gıdaları zehirli hale getirecek  bakterileri tespit edebilir.

      Carlos Filipe, Kanada’daki McMaster Üniversitesi’nde kimya mühendisidir. Carlos Filipe ve ekibi yeni sensörler geliştirdi. Sensörleri yapmak için, araştırmacılar E. Coli bakterisi varlığında parlayan molekülleri esnek bir film ile kapladılar. E.coli bakterileri genellikle zararsızdır. Ancak bu bakterilerin bazı türleri insanları ciddi şekilde hasta edebilir.Bu bakterilere maruz kalmanın temel kaynağı ise yiyeceklerdir.

Escherichia coli bakterisi      Üretilen bu yeni sensör, E. coli bakterilerinin ürettiği moleküllerin çevresinde parlıyor. Yani sensör bakterinin orada olup olmadığını bilmek için bakteriyle doğrudan temas etmek zorunda değil. Bu sensörler ışık yayarak kendilerini belli ederler. Bu parıltı normal ışık altında görünmez. Bunu tespit etmek için bir ultraviyole lamba veya floresan tarayıcı altında bakılmalıdır. Üretilen sensörler posta pulu boyutunda ,araştırmacılar bu plastik sensörleri ilk kez E. coli içeren  et ve elma suyu üzerinde test ettiler. Sensörler parlak bir şekilde aydınlandı. Ancak sensörler, bozulmamış gıda örnekleri üzerinde denendiğinde parlamadılar.

     Farklı bilim insanları,  parlayan floresansı tespit etmek için akıllı telefonlarda çalışabilen uygulamalar geliştirdiler.Carlos Filipe, insanların gıda paketlerini  açmadan önce evde gıdaları kontrol etmek için bu uygulamayı kullanabileceklerini söylüyor . Gıda sensörü parlıyorsa, yiyeceklerin güvensiz olduğunu anlayabilirlerdi.Böylelikle müşteriler ürünleri satın almadan önce çok kısa süren bu gıda kontrolünü  yaparak bozulmuş gıdaları satın almaktan kaçınabilirler.

Salmonella Bakterisi

McMaster Üniversitesi Salmonella bakterisi için de benzer bir sensör üretebileceğini söylüyor.Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, Salmonella ve E. coli gibi bakterilerin bulunduğu gıdalardan kaynaklı hastalıklar her yıl dünya çapında 420.000 kişiyi öldürüyor.Ancak dahili mikrop monitörlü gıda ambalajı, insanları kusurlu gıdalara karşı  uyarabilir, böylelikle gıda kaynaklı ölümler azalır.

KAYNAK: Bad food? New sensors will show with a glow  https://www.sciencenewsforstudents.org/article/bad-food-new-sensors-will-show-glow

[zombify_post]

Bilim İnsanları Kanseri Başlamadan Durduran Hücresel Bir Süreç Buldu

Kanserin büyümesinde etkili olduğu düşünülen ‘hücresel geri dönüşüm’ süreci aslında önlenebilir.

Tıpkı ayakkabı bağcıklarında bulunan plastik uçların bağcıkları koruduğu gibi telomer adı verilen moleküler uçlar da kromozomların uçlarını korur ve hücreler, sürekli olarak DNA’larını bölüp çoğalttıklarında kaynaşmalarını önler. Ancak plastik uçları kaybetmek bağcıkların birbirine karışmasına yol açarken, telomer kaybı kansere neden olmaktadır.

Telomerlerin kanserle olan ilişkisini inceleyen Salk Enstitüsü bilim insanları şaşırtıcı bir şey keşfetti: Genellikle hayatta kalma mekanizması olarak düşünülen ‘otofaji’ adı verilen hücresel geri dönüşüm süreci, aslında hücrelerin ölümünü teşvik ediyor ve böylece kanserin başlamasını önlüyor.

23 Ocak 2019’da Nature Dergisi’nde ortaya çıkan çalışma, otofajiyi tamamen yeni bir tümör baskılayıcı yol olarak ortaya çıkarıyor ve kanseri durdurmak amacıyla süreci engellemeye yönelik tedavilerin bunu daha erken bir zamanda ve istem dışı destekleyebileceğini öne sürüyor.

Salk Moleküler ve Hücre Biyolojisi Laboratuvarı profesörü ve makalenin kıdemli yazarı Jan Karlseder, “Bu sonuçlar büyük bir sürpriz oldu.” diyor. “Hücrelerin kontrolden çıkmasını ve kanserli hale gelmesini önleyen birçok kontrol noktası var, ancak otofajinin onlardan biri olmasını beklemiyorduk.”

Her seferinde hücreler büyümek ve bölünmek için DNA’larını çoğalttıklarında, telomerleri biraz daha kısalır. Telomerler, kromozomları artık aktif bir şeklide koruyamayacakları kadar kısaldıklarında, hücreler kalıcı olarak bölünmeyi durduracak bir sinyal alır. Ancak kansere neden olan virüsler veya diğer faktörler nedeniyle zaman zaman hücreler mesajı alamaz ve bölünmeye devam eder. Tehlikeli derecede kısa veya eksik telomerlerle hücreler, korunmasız kromozomların kaynaşıp işlev göremediği, bazı kanserlerin ayırt edici özelliği olan disfonksiyonel (kriz) adı verilen bir duruma girer.

Karlseder’in ekibi krizi daha iyi anlamak istedi çünkü kriz prekanseröz (tedavi edilmezse kansere dönecek doku) hücrelerin, tam gelişmiş kansere devam etmesini önleyen yaygın hücre ölümüyle sonuçlanır ve bu yararlı hücre ölümünün altındaki mekanizma tam olarak anlaşılamamıştır. 

Karlseder laboratuvarında doktora sonrası araştırmacı ve makalenin ilk yazarı olan Joe Nassour, “Birçok araştırmacı, krizde hücre ölümünün otofaji ile birlikte programlanmış iki hücre türü ölümünden biri olan apoptozis yoluyla gerçekleştiğini varsayıyor.” diyor. “Ama kimse bunun gerçekte böyle olup olmadığını anlamak için deneyler yapmadı.”

Karlseder ve Nassour, kriz ve tipik olarak ortaya çıkan hücre ölümünü araştırmak için normal olarak büyüyen hücreleri, krize zorladıkları hücrelerle karşılaştırdıkları bir dizi deney yapma amacıyla sağlıklı insan hücrelerini kullandılar. 

Krizde meydana gelen başlıca ölümden hangi tür hücre ölümünün sorumlu olduğunu öğrenebilmek için hem apoptozis hem de otofajinin morfolojik ve biyokimyasal belirteçlerini incelediler. Her iki mekanizma da normal olarak büyüyen hücrelerdeki az miktarda ölen hücreden sorumlu olmasına rağmen, otofaji, daha fazla hücrenin öldüğü kriz grubundaki baskın hücre ölümü mekanizmasıydı.

Araştırmacılar, daha sonra kriz hücrelerindeki otofajiyi önlediklerinde ne olacağını araştırdılar. Sonuçlar çarpıcıydı: otofaji yoluyla hücre ölümü olmadan hücreler yorulmaksızın çoğaldı. Ayrıca ekip, bu hücrelerin kaynaşmış ve şekil değiştirmiş kromozomlarına baktığında, kanserli hücrelerde görülen türdeki ciddi DNA hasarının meydana geldiğini ve otofajinin önemli bir erken kanser baskılama mekanizması olduğunu ortaya koydu.

Son olarak ekip, normal hücrelerde ya kromozomların uçlarına – telomer kaybıyla- ya da ortadaki bölgelere belirli DNA hasarı oluşturdular. Telomer kaybı olan hücreler otofajiyi aktive ederken,DNA hasarı olan hücreler diğer kromozomal bölgelerde apoptozisi aktive eder. Bu apoptozisin DNA hasarı nedeniyle kanser öncesi oluşan hücreleri yok eden tek mekanizma olmadığını ve telomerlerle otofaji arasında doğrudan karşılıklı konuşma olduğunu göstermektedir.

Çalışma, otofajinin, kanser hücrelerinin kontrolsüz büyümesini sağlayan bir mekanizma olmaktan ziyade, aslında bu büyümeye karşı koruyucu bir kalkan olduğunu ortaya koymaktadır. Otofaji olmadan tümör, baskılayıcı genler gibi diğer güvenlik önlemlerini yitiren hücreler kontrolsüz bir büyüme, sık görülen DNA hasarı ve sıklıkla kanserden oluşan bir kriz durumuna geçer.

Karlseder , “Bu çalışma heyecan verici çünkü bu yeni keşiflerin çoğunu temsil ediyor. Hücrelerin krizden sağ çıkmasının mümkün olduğunu bilmiyorduk; otofajinin krizdeki hücre ölümüyle ilgili olduğunu bilmiyorduk ;otofajinin genetik hasar birikimini nasıl önlediğini kesinlikle bilmiyorduk. Bu, sürdürmeye istekli olduğumuz yepyeni bir araştırmanın kapısını açıyor.” diye ekliyor.

Kaynak: In surprising reversal, scientists find a cellular process that stop cancer before it starts https://www.sciencedaily.com/releases/2019/01/190123131706.htm

[zombify_post]

Çinli Bilim İnsanları İlk Kez Genetiği Değiştirilmiş Primatlar Klonladı

Çinli bilim insanları genetik olarak değiştirilmiş primatlar klonlayarak tarihe bir imza attı.

Bir yıl önce, bilim insanları ilk primatı bir çekirdek transfer tekniği ile klonlayarak atılımlar yapmıştılar, şimdi bir adım daha ileri gittiler.

En son araştırma, Şanghay'daki Çin Bilimler Akademisi Nörobilim Enstitüsü'nde doğan beş bebek makakını içeriyordu. Tüm primatlar, donör maymunun derisinden alınan fibroblasttan türetilen aynı genlere sahiptir. Ayrıca, CRISPR/Cas9 ile (CRISPR-Cas9 genetikçilerin ve tıp araştırmacılarının, genomun çeşitli kısımlarına ekleme, çıkarma ya da DNA dizilimininde değişim yapmalarına olanak tanıyan özgün bir teknolojidir.) gen düzenleme teknolojisi kullanılarak vericide değiştirilen bir genin bir kopyasını taşıdılar. Gen genellikle memelilerde belirli biyolojik ritimleri yöneten düzenleyici bir protein taşır. Genin değiştirilmiş versiyonunda bu protein üretilmez. Sonuç olarak bebek makaklarının gece uykusu ve daha fazla hareket de dahil olmak üzere sirkadiyen bozuklukları (özetle vücut saatidir) göstermesidir. Maymunlar şizofreni benzeri davranışları gösterir. Test konuları da şizofreni benzeri davranışlarla birlikte anksiyete ve depresyon belirtileri gösteriyor.Nörobilimci Hung-Chun Chang,"sirkadiyen ritim bozukluğu, uyku bozuklukları, diyabet, kanser ve nörodejeneratif hastalıklar da dahil olmak üzere birçok insan hastalığına yol açabilir" diyor.

Araştırma haberleri, insan embriyolarını düzenleyen He Jiankui'yi çevreleyen tartışmalardan sonra, bebeklerin HIV'E karşı bağışıklık sağlaması için bilimsel topluluklarda bazı rahatsızlıklara neden olmaktadır.CRISPR teknolojisinin kullanımı, denemelerinin duyurusunu takiben inceleniyor. 

Dr. He, iddia edilen etik olmayan araştırmalar için ciddi bir ceza ile karşı karşıya kalacağını belirten Çinli yetkililer tarafından soruşturma altında.

Makak araştırmasının yapıldığı CAS'taki Nörobilim Enstitüsü, hayvan araştırmaları için sıkı uluslararası kurallar çerçevesinde faaliyet gösterdiklerini belirtmek için hızlı davrandılar.

Her iki çalışmada da Nörobilim Enstitüsünü yönlendiren ve projeyi denetlemeye yardımcı olan ortak yazar Mu-Ming Poo,"Bu çalışma, birçok laboratuvarın koordineli çabalarını gerektiriyordu ve CAS tarafından çok vurgulanan verimli ekip çalışmasının açık bir örneği olarak hizmet ediyor.Bu araştırma, şu anda dünya çapında biyomedikal araştırmalarda kullanılan makak maymunlarının miktarını azaltmaya yardımcı olacak"diyor ve Poo devam ediyor "Genetik arkaplan müdahalesi olmadan, hastalık fenotipleri taşıyan çok daha az sayıda klonlanmış maymun, terapötiklerin etkinliğinin klinik öncesi testleri için yeterli olabilir.” 

Diğerleri ise aynı fikirde değil. Laboratuar, geçen yıl ilk klonlama sonuçlarını yayınladığında, birçok kişi, hayvanların çektiği acının nihai sonuçlara değip değmediğini sorguladı.

İngiliz gazeteci Chas Newkey-Burden geçtiğimiz Ocak ayında The Independent Gazetesi'nde "Klonlama işleminden sonra maymun rahatsız edici koşullarda yaşamaya başladı ve birkaç gün sonra öldü.Yetkililer bize bu bebeklerin isimlerini söylemiyor.”dedi.

Avustralyalı araştırmacı ve hayvan refahı, etik ve hukuk uzmanı Avustralya'daki Griffith Üniversitesi'nden Deborah Cao, hayvan modellerinin beklediğimiz kadar kolay bir şekilde insan biyolojisine çevrilmediğini hatırlatıyor.

Cawe Newsweek'e “Bu tür deneylerde kullanılan maymun sayısını azaltmanın en iyi yolu bu tür hayvan deneylerini durdurmaktır” dedi.

"İnsanlar için insanlık dışı primat hastalık modelleri geliştirmek yerine, insanlar için insan hastalığı modelleri geliştirmeliler."

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=8RhF1J2UE6M?wmode=opaque&w=640&h=360]

Kaynak: Genetically Altered Primates Cloned for the First Time https://interestingengineering.com/genetically-altered-primates-cloned-for-the-first-time

[zombify_post]

Salatalığın Mucizesi

Salatalığın içerisinde bulunan fisetin hafıza kaybının önlenmesinde en önemli etken..

Diyetinizi geliştirmek istiyorsanız, diyetinize dahil etmeyi düşünmeniz gereken şeylerden biri de salatalıktır. Salatalık, dünyadaki en sağlıklı yiyecekler arasındadır ve birçok insan besin değerini incelemektedir. Sade bir tada sahip olduğundan salatalığı salatanızdan veya sandviçinizden atmadan önce, hafıza kaybını ve Alzheimer hastalığını önlemeyi içeren sağlığa olan pekçok faydasını düşünün.

Salatalıkların bu etkisi, Salk Biyolojik Çalışmalar Enstitüsü'nden araştırmacılar tarafından belirlendi. Çalışmalarında fareleri Alzheimer’ın ve bunun hafıza kaybı gibi semptomlarının belirtileri için hayvan modelleri olarak kullandılar. Salatalıklarda ve diğer bitki bazlı yiyeceklerde bulunan fisetin denilen günlük flavonol dozu verilen farelerin, hafıza kaybı ve Alzheimer semptomlarının gelişiminde gecikme gösterdiğini buldular. Bazı durumlarda, bu semptomlar bile tamamen önlendi.

Araştırmacıların yaptıkları şaşırtıcı başka bir araştırma, farelerin Alzheimer’ın ilerlemesine ve gelişmesine katkıda bulunduğuna inanılan amiloid plakları geliştirmeye devam etmelerine rağmen, bu gelişmelerin gözlemlenebileceği idi. Daha fazlası, nörodejeneratif bozukluğu olmayan fareler, fisetin aldıktan sonra hafızadaki gelişmeleri sergilemeye devam etmiştir.

Fisetin'in anıları düzelten beynin bir bölümünü içeren hücresel bir yolu tetikleyerek hafızayı iyileştirdiğine inanılıyor. Ek olarak, bu flavonolün beyin hücreleri üzerinde etkili olan anti-enflamatuar ve antioksidan özelliklere sahip olduğu, böylece yaşlanma ve bununla ilişkili etkilerinin önlendiği gösterilmiştir. 

Bu çalışmanın sonuçları, Alzheimer’ı ilerletme riski yüksek olan kişilerin, diyetlerinin salatalık ve diğer fisetin bakımından zengin yiyecekleri içermesi gerektiğini göstermektedir. Buna ailede hastalık öyküsü olanlar, kafa travması olanlar ve kalp problemleri olanlar da dahildir.

Fisetin açısından zengin başlıca gıdalar;

Meyvelerde; elma,kivi,trabzon hurması, şeftali, mor üzüm,çilek ve yeşil üzüm

Sebzelerde; salatalık, soğan ve domates

Çaylarda; siyah,yeşil, seylan ve kırmızı çalı çayı

[zombify_post]

Sofra Tuzu Ve Kabuklu Deniz Ürünleri Plastik İçeriyor Olabilir

Çin’de bulunan mikroplastikler büyük bir küresel soruna işaret olabilir.

Deniz tuzu, dünyanın birçok bölgesinde tuzlu sudan çıkarılır. Çin’de tüketilen deniz tuzunun büyük bir kısmı plastik mikroplastiklerle  kirlendi.
Bilim insanları, Çin genelinde süpermarketlerden incelenmek üzere alınan örnek tuzlarda mikroplastik olarak bilinen küçük plastik parçacıkları buldular. Araştırmacılar 15 farklı  marka tuzu analiz etti. Denizlerden ve göl suyundan yapılan  sofra tuzunda plastik parçacıkları ayıkladılar.  Ayrıca yeraltı yataklarından elde edilen  Kaya tuzunda da plastik parçacıklarına rastladılar. Bununla birlikte şimdiye kadar, deniz tuzu en çok plastik içeren tuz türüydü. İkinci bir çalışmada aynı bilim insanları, kabuklu deniz hayvanlarında da benzer plastik lifler buldu. 

Bu bulgular bilim insanlarına şaşırtıcı gelmedi. Çünkü yıllar boyunca yapılan çalışmalar okyanus suyunda mikroplastikler olduğunu göstermiştir. 2011 yılında, bilim insanları naylon ve plastik türevlerinden yapılmış giysilerin yıkandığında içerdiği plastiği suya akıttığını söyledi . Yıkama suyu ise bu kirliliği nehirlere ve okyanusa taşıdı. Plastik parçaçıklar o zamandan beri deniz canlılarından çıkmaya başladı. Bilim insanları deniz tuzunun kilogram başına 550-680, her bir kilogram göl tuzunun 43-364, kaya tuzlarının ise kilogram başına  7-204 mikroplastik içerdiğini açıkladı.

Woods Hole’de Deniz Eğitim Derneği’nde bir okyanus uzmanı olan Kara Lavender Law ” Çok ilginç yerlerde plastik bulabiliyoruz.” diyor. Law, plastikleri incelediğinde şunları da belirtti: “Tuzlarda, okyanuslarda, havada.. Plastikler her yerdeler.”

Kara Lavender, yeni çalışmalarda inceleme yapmadı. Ancak Law, Çin’deki tuzdan plastiklerin izole edilemeyecek kadar ciddi boyutlarda olduğunu söylüyor. Kara Lavender, mikroplastikler diğer bölgelerdeki deniz tuzlarında da bozulma yapabilir, diye uyardı. Şimdilik kimse tehdidin farkında değil.

Huahong Shi bu konu hakkında yeni bir araştırmaya öncülük etti. Shangai’de ki bir üniversitede ekotoksikolog olarak çalışan Shi, kirlilik faktörlerinin bitkileri, hayvanları ve diğer organizmaları nasıl etkilediğini inceledi. Shi ve meslektaşları deniz tuzlarının mikroplastik içerebileceğinden şüpheleniyorlardı. Yaptıkları onlarca araştırmadan sonra kendilerini, dünyanın dört bir yanındaki denizlerden numune alırken buldular. Deniz tuzlarının haricinde kaya tuzunda mikroplastiklere rastlamak araştırmacıları şaşkına uğratmıştı. Lance Yonkos “Kaya tuzlarının mikroplastik içermesi olanaksız, kaya tuzu okyanuslara plastikleri boşaltmaya başlamadan önce binlerce yıllık tuzları biriktiren eski denizlerin ürünüdür.”  diye açıklıyor.

Maryland Üniversitesi’nde bir su toksikoloğu olan ve zehirli kimyasalların suda yaşayan hayvanları nasıl etkileyeceği üzerine çalışan Yonkos, ”Bu durum, insan faaliyetlerinin gerçekten küresel sonuçlarının örneğidir. Bir zamanlar okyanusların büyüklüğüne sadece atıklarımızla uğraşması için güvendik. Şimdi durumun o kadar basit olmadığını görüyoruz.” diyor. 

Kaynak

Table salt and shellfish can contain plastic https://www.sciencenewsforstudents.org/article/table-salt-and-shellfish-can-contain-plastic

[zombify_post]

Parkinson İçin Programlanabilir Hücre

Japon beyin cerrahları, Parkinson hastası bir hastanın beynine ilk kez programlanabilir hücre implante ettiler.

 Japon beyin cerrahları, Parkinson hastası bir hastanın beynine ilk kez programlanabilir hücre implante ettiler. Bu durum, sadece bir embriyonik hücre durumuna gelecek şekilde, deri gibi vücut dokularının hücrelerini yeniden programlayarak geliştirilen uyarılmış pluripotent kök hücreleri (ing. induced pulirpoten stem cell= iPSC) kullanılarak bir terapinin denendiği bir uygulamadır Böylece embriyonik benzeri bir duruma geri dönerler.

Kyoto Üniversitesi’ndeki bilim adamları, nörotransmiter dopamini üreten nöronlara iPS hücrelerini habercilerine dönüştürmek için tekniği kullanıyor. Parkinson hastalığı olan kişilerde dopamin üreten nöronların bir eksikliği, titremelere ve yürümeye zorluğa neden olabilir. 

Ekim ayında, Kyoto Üniversitesi Hastanesi’nde beyin cerrahı Takayuki Kikuchi, 50’li yaşlarında bir hastanın beynine 2.4 milyon dopamin prekürsör hücresini implante etti. Üç saatlik prosedürde, Kikuchi’nin ekibi hücreleri dopamin aktivitesi merkezleri olarak bilinen 12 alana yatırdı. Dopamin prekürsör hücrelerinin, maymunlarda Parkinson hastalığının semptomlarını iyileştirdiği gösterilmiştir. 

Kök hücre uzmanı Jun Takahashi ve Kyoto Üniversitesi’ndeki meslektaşları, üniversitede depolanan iPS hücrelerinin bir stokundan dopamin öncü hücrelerini türetmişlerdir. Bunlar, anonim bir donörden alınan cilt hücrelerini yeniden programlayarak geliştirilmiştir. Takahashi, “Hasta iyi gidiyor ve şimdiye kadar büyük bir yan etki görülmedi” diyor. Ekip altı ay boyunca onu gözlemleyecek ve herhangi bir komplikasyon ortaya çıkmazsa, beynine bir başka 2.4 milyon dopamin prekürsör hücresi yerleştirecek.

Ekip, 2020 yılı sonunda tekniğin güvenliğini ve etkinliğini test etmek için Parkinson hastalığı olan altı hastayı tedavi etmeyi planlıyor. 

Takahashi, bu denemenin iyi sonuç vermesi durumunda, tedavinin 2023 yılına kadar Japonya’da rejeneratif ilaçlar için hızlı onay sistemi uyarınca hastalara satılacağına dair yeterli kanıtın olabileceğini ve “Elbette sonuçların ne kadar iyi olduğuna bağlı” olduğunu söylüyor.

KAYNAK: TW/NatureNews

[zombify_post]

Rahim Hafızada Etkili Bir Role Sahip Olabilir

Rahimleri alınan sıçanlarda, diğerlerine göre hafıza kaybı görüldü.

Bebek gelişiminde olan rolüyle tanınan dişi organı rahmin sıçanlarda yapılan bir araştırmaya göre hafızayla olan beklenmedik bir ilişkisi öne sürüldü.

6 Aralık tarihinde Endocrinology’de çevrimiçi paylaşılan sonuçlar gebe olmayan rahmin aslında vücutta gereksiz olduğu düşüncesini çürütüyor. Bu sonuçların Amerika’da histerektomi, rahmin alınma ameliyatı, geçiren yaklaşık 20 milyon kadın için ciddi çıkarımları olabilir.

Çalışmalar dişi sıçanların rahim ve yumurtalıklarının alındığı, sadece yumurtalıklarının, sadece rahminin alındığı ve son alarak ikisinin de alınmadığı gruplara ayrılmasıyla yapıldı..

Ameliyattan altı hafta sonra, Tempe’deki Arizona Eyalet Üniversitesi’ndeki davranış sinirbilimci Heather Bimonte-Nelson tarafından yönetilen araştırmacılar, sıçanları su labirentleri üzerinde, yüzeyin altına gizlenmiş platformlarla test etmeye başladılar.

Diğer gruplarla karşılaştırıldığında, rahminden yoksun sıçanlar, testler gittikçe zorlaştığı zaman platformları nerede bulacağını hatırlamakta daha kötüydü.

Sonuçlar, rahimden beyne giden sinyallerin, aynı anda birden fazla bilgi parçasını hatırlamada bir şekilde yer aldığını, kesiştiğini göstermektedir.

Sadece rahmi olmayan sıçanların hormon seviyelerinde, sıçanların hormon üreten yumurtalıkları tutulmasına rağmen, farklılıklar vardı.

Araştırmacılar, yumurtalıkların salgıladığı hormonların beyni etkileyebileceğini biliyorlardı fakat New York Şehir Üniversitesi’nden Hunter College’ın nöroendokrinologist, sinir sistemi ile iç salgı bezleri arasındaki ilişkileri konu alan bilim dalı, Victoria Luine, rahmin kendi başına hafızayı etkileyebileceğini bulmanın bir sürpriz olduğunu söylüyor. Birçok kadının rahmi alınırken yumurtalıkları korunduğu için, “Bu rapor, keşfedilmesi gereken bazı ilginç sorular getiriyor.”

Stanford Üniversitesi’nden nörobilimci ve üreme endokrinolojisti Natalie Rasgon, sonuçların klinik pratiği değiştirmek için çok ön hazırlık olduğunu söylüyor. Ayrıca çalışmada kullanılan sıçanlar hiç hamile kalmamıştı, örneğin bazı düşünülmesi gereken detaylar olarak bu sonuçların doğum yapmış kadınlara göre çevrilip çevrilemeyeceği de açık değil. 

Kaynak

[zombify_post]