Açıklıyoruz;Kara Delik Nedir?

Evrenimizin bu son derece yoğun ve görünmez sakinleri nasıl oluşuyor?

(Bu, bir sanatçının Cygnus x1 adlı kara deliğin neye benzeyebileceğine dair bir yorumudur. Büyük bir yıldız kendi üzerine patladıktan sonra oluştu. Bu kara deliğin yoğun yerçekimi yakındaki bir mavi yıldızdan kütle çekiyor.)

Bir kara delik gerçekten bir delik değildir Tam tersi. Bir kara delik, birbirine çok sıkı bir şekilde paketlenmiş muazzam miktarda kütle içeren bir alandır. Ve her zaman daha fazla kütle çekebilecek kapasiteye sahiptir. Bu nesnelerin çok fazla kütlesi vardır -ve dolayısıyla hiçbirşey onlardan kaçamaz,ışık bile.Bu onları evrendeki en aşırı nesnelerden biri yapar.

Ve onlar sadece büyük değil,aynı zamanda yoğun.Yoğunluk, kütlenin bir alana ne kadar sıkı bir şekilde paketlendiğinin bir ölçüsüdürNewYork şehrinin büyüklüğünde bir kara delik düşününGüneşimiz kadar kütle ve yerçekimi olurdu.  

Güneşin en az 10 katı büyük bir yıldız tükeniyor ve çöküyor.Bu Yıldız küçülür, küçülür ve küçülür. Sonunda, küçük bir karanlık nokta oluşturur. Bu yıldız kütleli bir kara delik olarak bilinir. onu yapan yıldızdan çok daha küçük olan bu karadelik hala aynı kütle ve yerçekimine sahip.Galaksimiz Samanyolu'nun 100 milyon kara deliği olabilir. Gökbilimciler onu saniye yeni bir form keşfediyorlar. Güneş gibi küçük ve orta büyüklükteki yıldızların kara delikler oluşturmayacaklarına dikkat edin. Yakıtları bittiğinde, beyaz cüceler denilen küçük, gezegen boyutlu nesneler haline gelirler.


Hiçbir şey bir kara delikten kaçamaz görünür ışık, x-ışınları, kızılötesi ışık, veya başka herhangi bir radyasyon biçimi.Kara delikler görünmezdir. Böylece gökbilimciler çevrelerini nasıl etkilediklerini öğrenmek için bu cisimleri “gözlemlemek” zorunda  kaldılar.Örneğin, kara delikler genellikle teleskoplar tarafından görülebilen güçlü, parlak gaz ve radyasyon jetleri oluştururlar. Fizikçiler, jetten sorumlu kara deliğin boyutunu tahmin etmek için bu jetin boyutunu kullanabilirler.Jonelle Walsh, College Station'daki Texas Üniversitesi'ndeki bir astronomdur. Gökbilimciler her zaman daha fazla kara delik bulmaya ve gözlemlemeye devam ediyor. Birkaç yıl önce, Walsh, bir derginin röportajında: Bu gözlemler, kara deliklerin yıldızlarla, galaksilerle ve gökada kümeleriyle olan karmaşık ilişkilerini çözmeye yardımcı olabilir. Bir gün, araştırmanın “bizi evrendeki her şeyin birlikte nasıl çalıştığını ve nasıl büyüdüklerini anlamaya doğru yönlendireceğini” dile getiriyor.

[zombify_post]

Telefonunuzu Veya Dizüstü Bilgisayarınızı Haftalar Boyunca Şarj Etmek Zorunda Olmadığınızı Düşünün

Florür iyonlarına dayalı yeni bir pil konsepti batarya ömrünü uzatabilir.

Science dergisinde yer alan yeni bir çalışmada, Caltech’in Nasa için yönettiği Caltech ve Jet Propulsion Laboratory (JPL), ayrıca Honda Araştırma Enstitüsü ve Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı gibi çeşitli kurumlarda bulunan kimyagerler, flor elementinin negatif yüklü formu ve florüre dayalı şarj edilebilen piller üretmenin yeni bir yolunu buldu.

Caltech’in Victor ve Elizbeth Atkins Kimya Profesörü ve 2005 yılı Nobel Kimya Ödülü kazanan Robert Grubbs “Florürlü piller daha yüksek bir enerji yoğunluğuna sahip olabilir, bu da bugün kullanılan pillerden 8 kata kadar daha uzun süre dayanabilecekleri anlamına gelir.” diyor. “Ancak florür, özellikle de çok aşındırıcı ve reaktif olduğu için çalışmak zor olabilir.” diye de ekliyor.

1970’lerde araştırmacılar, katı bileşenler kullanarak şarj edilebilir florürlü piller yapmaya çalıştı ancak katı haldeki piller sadece yüksek sıcaklıklarda çalışır ve günlük kullanım için pratik değildir. Yeni çalışmada araştırmacılar, florürlü pillerin sıvı bileşenler kullanarak nasıl çalışacaklarını belirlediklerini ve sıvı pillerin oda sıcaklığında kolayca çalışabildiklerini ortaya koydu.

JPL’de kimyager ve yeni çalışmanın yaratıcısı Simon Jones “Hala geliştirmenin ilk aşamalarındayız ancak bu oda sıcaklığında çalışan ilk şarj edilebilir florür bataryadır.” diyor.

Piller, negatif ve pozitif elektrotlar arasında yüklü atomları (veya iyonları) kapatarak elektrik akımlarını çalıştırır. Bu elektrotlar arasında gidip gelme işlemi sıvılar söz konusu olduğunda oda sıcaklığında daha kolay ilerler. Lityum-İyon pillerde lityum, sıvı bir çözelti veya elektrolit yardımı ile elektrotlar arasına yerleştirilir.

Caltech’teki kimya profesörü ve ortak araştırmacı Thomas Miller, “Bir pili şarj etmek, bir topu bir tepeye itmek ve sonra tekrar tekrar geri gelmesine izin vermek gibidir. Enerjiyi depolamak ve kullanmak arasında ileri geri gidin.” diyor.

Lityum iyonları pozitif (katyon) olurken yeni çalışmada kullanılan florür iyonları negatif (anyon) yüklüdür. Pillerdeki anyonlarla çalışmanın hem zorlukları hem de avantajları vardır.
Florürlü pillerin katı hal yerine sıvı halde çalışmasını sağlayan anahtar noktanın bis(2,2,2-trifloroetil) veya BTFE olarak da adlandırılan elektrolit bir sıvı olduğu ortaya çıktı. Bu çözücü, florür iyonunu sabit tutmaya yardımcı olur böylece elektronları pil içinde ileri geri taşıyabilir. Jones şu anda Kuzey Carolina Üniversitesi Chapel Hill’de okuyan ve aynı zamanda stajyeri olan Victoria Daves’in BTFE’yi ilk deneyen kişi olduğunu söyledi. Jones’un başarılı olacaklarına dair çok fazla umudu olmamasına rağmen ekip yine de denemeye karar verdi ve çok iyi çalıştığını görünce de büyük bir şaşkınlığa uğradı.

  Bu noktada Jones, çözümün neden işe yaradığını anlamak için Miller’e döndü. Miller ve çalışma grubu, reaksiyonun bilgisayar simülasyonlarını yürüttüler ve BTFE’nin hangi yönlerinin florürü stabilize ettiğini belirlediler. Bunun sonucunda ekip, BTFE çözümünü ayarlayabildi ve performansını arttırmak için katkı maddelerini değiştirdi.

Jones, “Uzun ömürlü piller yapmanın yeni bir yolunu açıyoruz” diyor. “Florür, pillerde bir geri dönüş yapıyor.”

Kaynak

Focusing on the negative is good when it comes to batteries https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181206141209.htm

[zombify_post]

2018 Uzayda Yoğun Geçti!

Bazı yeni uzay araçları 2018’de göreve başlarken, bazıları son performansını sergiledi.

Parker Solar Probe illustrationParker Güneş Probu, 12 Ağustos 2018’de güneşe doğru yolculuğa başladı.

Yeni Tanıştıklarımız


1.TESS Gezegen Arayışı İçinde

Kasabada yeni bir gezegen avcısı var. Güneş sistemi dışındaki yaşanabilir gezegenleri aramak için tasarlanan uzay aracı TESS, yörüngesel gezegenlerin işaretlerini bulmak için gökyüzündeki en yakın ve en parlak yıldızları aramak için 18 Nisan’da fırlatıldı.

TESS, biri büyük ölçüde suya doymuş olabilecek en az iki yeni dünyayı tespit etti.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline1.jpgTESS

2. Parker Solar Probe Güneşi Hedefliyor.

12 Ağustos’ta görevine başlayan Parker, ilk yakın uçuşunu 5 Kasım’da yaparken ilk verilerini de Aralık ayında Dünya’ya iletti. Gelecek yedi yıl boyunca ısıya dayanacak şekilde inşa edilmiş olan Parker, güneş yüzeyine yaklaşık 6 milyon kilometre ulaşacak ve doğrudan güneşin incecik koronasını doğrudan örnekleyecek şekilde, güneşe daha da yaklaşacak.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline2_REV.jpgParker Solar Probe Uzay Aracı

3. InSight Mars’a İniş Yaptı.

26 Kasım’da hedefine ulaşan NASA’nın Mars görevlisi InSight, hala hareketsiz dururken tüm gezegeni keşfedecek. Bir sismometre, bir ısı ve zaman probuna sahip olan InSight, Mars’ın içeride nasıl bir yer olduğunu bulmak için “Marsquake”leri dinleyecek.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline3.jpgInSight bu fotoğrafı 26 Kasım’da Mars yüzeyinden çekti.

4. MASCOT ve MINERVA-II
Görevini MINERVA-II1A ve MINERVA-II1B araçlarının eşliğinde gerçekleştirecek olan ‘MASCOT ‘ yüzey keşif aracı, sahip olduğu kısıtlığı pil ömrü nedeniyle görevini asteroide inişinden itibaren geçen 16 saat içerisinde tamamlamak durumunda.

Bir asteroide ilk inen robot üçlüsü oldu. Japonya’nın ikiz MINERVA-II araçları ve Almanya’nın MASCOT aracı Japonya’nın Hayabusa2 uzay gemisine asteroit Ryugu’ya gitti. MINERVA-II robotları, 21 Eylül’de etrafına indi ve asteroit yüzeyinin diğer dünya resimleri ve ölçümlerini aldı. MASCOT 3 Ekim’de yüzeye indi. Sadece 16 saat kadar yaşayacak şekilde tasarlanan MASCOT, araştırmacıların bildirdiğine göre, Ryugu’nun neredeyse hiçbir manyetik alana sahip olmadığına ilişkin bulgularla asteroitin iç kısmına ilişkin öngörü sağladığını açıkladı. Gelecek yıl, Hayabusa2 bir asteroit örneği alacak ve 2020’de Dünya’ya geri getirecek.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline4.jpgMASKOT ve MINERVA-II ikizleri asteroit Ryugu’yu keşfetti. (İllüstrasyon)

Güle Güle Dediklerimiz

5. Kepler İçin Hattın Sonu

Diğer yıldızların orbitallerindeki gezegenlerin gözlemlenmesi için 2009’da fırlatılan gezegen avcısı Kepler Uzay Teleskobu kasım öncesinde yakıtını tüketti. Yaşam için doğru koşullara sahip olabilecek binlerce yeni dünyayı olağanüstü bir şekilde keşfedip bu gezegenlerin Samanyolu’ndaki yıldızları geride bırakabileceği olasılığını gösterdi.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline5.jpg

Güneş Sistemi Dışındaki Gezegenlerin Avcısı Kepler

6.Şafakta Alacakaranlık

Kepler’in yakıtının bitmesinden iki gün sonra NASA, Dawn’ın son mesajını gönderdiğini açıkladı. Uzay gemisi yörüngede gezerken, noktaları önce asteroit Vesta ve sonra cüce gezegen Ceres oldu. Kepler, iki dünyanın da Mars ve Jüpiter arasındaki asteroit kuşağında yaşadıkları halde önemli ölçüde farklı geçmişlere sahip olduğunu gösterdi. Yakıt bitimiyle Dawn, yıllarca Ceres’in yörüngesinde sessizce dolaşacak.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline6.jpgDawn Asteroit Kaşifi

7.Kaçırılmış Fırsat

Usta Mars gezici Opportunity bu baharda bir toz fırtınasına kurban düştü ve görev yöneticileri başıboş dolaşıp son vermesinden korkuyor.
Fırtına 30 Mayıs’ta başladı ve tüm gezegeni kapladı. Fırtınaya bağlı toz Opportunity’nin günei panellerinin şarj olmasına engel olacak kadar çoktu ve şarj olamayan araç haziran ayında kendini uykuya aldı.

Toz Ağustos ayında temizlendi ama Opportunity’den henüz bir çağrı gelmedi. Gezgin yenilmesi zor olan rekorlara imza attı,2004’te yaklaşık 93 Dünya günü (90 Martian günü) sürmesi beklenen bir görev için indikten sonra Opportunity 14 Dünya yılı kadar zamanda 45 kilometreden fazla dolaştı.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline7.jpgAylarca süren toz fırtınası sonrası hala uykuda olan Opportunity Mars rover bu selfieyi kendi toz kaplı güneş panellerinden (ortada) aldı. 

8.Cassini Aktarıma Devam Ediyor

Doğru, 2017 yılında Cassini’ye ağlamaklı bir vedada bulunulduğu söylenmişti. Ancak bu yıl bilim insanları gezegenin halkalarından atmosferine düşen şaşırtıcı derecede karmaşık bir kimyasal kokteyl olan “halka yağmuru” ölçümleri de dahil olmak üzere, uzay aracının Satürn’den aldığı son verilerden bazılarını analiz ettiler ve “Cassini’nin verilerinden daha fazla analiz geleceğinden emin olabilirsiniz.” notunu düştüler.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline8.jpgCassini geçen yıl Satürn’e girdi, ancak uzay aracının topladığı veriler şaşırtmaya devam ediyor.

Kaynak:

2018 was a busy year in space https://www.sciencenews.org/article/space-missions-spacecraft-launches-2018-yir?tgt=nr

[zombify_post]

Parker’ın Güneş’ten Mesajı Var!

Parker Solar Probe Aracı, Güneş’e uçuşunda hız ve mesafe rekorlarını kırarak en yakın fotoğrafı paylaştı.

NASA’nın Güneş Rüzgarının varlığını ilk kez teorileştiren fizikçi Eugene Parker'dan adını aldığı, Güneş'in atmosferine dalış yapacak olan Parker Solar Probe adındaki Güneş inceleme uydusu, bugüne kadar en yakından çekilmiş kareyi paylaştı.

12 Ağustos 2018’de fırlatılan Parker 6 Kasım'da yaklaşık 24 milyon kilometreyle ilk yakın uçuşunu yaptı. Planlara göre önümüzdeki yedi yıl boyunca güneş yüzeyinden, yaklaşık 6 milyon kilometre uzaklıkta, yakın 24 geçişte bulunacak. 

7 Aralık’a kadar Güneş'in Dünya'ya göre arkasında kalan Parker bu süre boyunca gözlemlerini  aktaramıyordu.

Güneş’in ardından ortaya çıktıktan sonra, Parker ekibi ilk yakın bakışla, korona denen dış güneş sistemine ulaştı. Parker’ın fotoğraf makinesindeki ilk görüntülerden biri koronadaki bir plazma filametinden daha önce görülmemiş detayları gösteriyor. Ekip, Parker’ın verilerinin, koronanın neden Güneş yüzeyinin 300 katı kadar sıcak olduğuna dair gizemi çözmeye yardımcı olacağını umuyor.

Güneş’in tekrar Dünya ve Parker’ın arasına girmesinden önce ilk uçuş sırasında kaydedilen verilerin yalnızca beşte biri bilim insanlarına ulaşacak. Gelecek yıl Mart ve Mayıs ayları arasında verilerin geri kalanı uydudan yeryüzüne gelecek. Bilim adamları, kısa bir süre sonra sonuçları paylaşmaya başlamayı umuyorlar.

Johns Hopkins Üniversitesi Uygulamalı Fizik Laboratuvarı'nda Parker Solar Probe proje bilimcisi olan Raouafi, “Eğer takımdaki veya herhangi bir bilim insanına ne beklediğini sorarsanız, cevaplarının gerçekten bilmiyoruz olacağını düşünüyorum,” dedi. 

“Yeni keşifler yapacağımızdan neredeyse eminiz.” 

[zombify_post]

Dünya’da Yaşam Birçok Kez Ortaya Çıkmış Olabilir ​

Hayatın başlangıcı, 4 milyar yılda bir kez gerçekleşen bir mucize olmaktan uzak, birçok kez gerçekleşmiş olabilirdi.

   Gezegenimizde yaşayan her canlı aynı kimyayı paylaşır ve kökenlerinin LUCA’ya dayandığı varsayılır. Bu yüzden yaşamın çok zor bir şekilde ve hemen hemen imkansız bir dizi koşullarda başladığı farz edilir. Kabullenişe göre 4,5 milyar yıllık dünya tarihinde canlılık sadece sadece bir kez ve bu şekilde ortaya çıktı.

   Peki gerçekten öyle mi? Biyolojiciler tarafından yaşamın erken anlarını yeniden yaratmayı amaçlayan basit deneyler bu sanrıyı değiştirdi. Yaşamın ne sihir, ne de nadir bir bileşen değil, sadece basit kimyasal maddeler olduğunu gösterdi.

    Kimyasal olarak kutsanmış ilkel yaşamın sadece bir kez varolmasından ziyade varoluş birçok geçmişe sahip olabilir. Yüzlerce hatta binlerce yıl boyunca farklı formlarda tekrar ve tekrar başlamış, dünyadaki her şeyin kitlesel yok oluşu, dünyayı bugün gördüğümüz şekline getirmiştir. New Scientist dergisine göre gezegenimizde yaşam sadece bir kere oluşmamış olabilir.

Kaynak: https://www.newscientist.com/article/mg23130870-200-life-evolves-so-easily-that-it-started-not-once-but-many-times/

[zombify_post]

Evden Uzak Yaşam Arayışı

Yaşam,hayat,canlılık… Bu üç kelime insanoğlu tarafından yüzyıllardır araştırma konusu olmuştur,birçok alana ayırmışlardır,bilim dalları oluşturmuşlardır…

Yaşam,hayat,canlılık… Bu üç kelime insanoğlu tarafından yüzyıllardır araştırma konusu olmuştur,birçok alana ayırmışlardır,bilim dalları oluşturmuşlardır ve belki de en büyük ilgi alanı “Yaşam sadece Dünya ya ,bizim evimize mi özgüdür?” üzerine oluşturulmuştur.

Bir okyanusa,bir denize,bir akarsuya,bir göle veya bir su topluluğuna ihtiyaç duymanıza gerek yoktur bir yerde yaşamın olabilceğine imkan vermek için,bir su molekülü,en küçük bir organik molekül bazen yeterlidir.

Günümüzde birçok bilim kuruluşu bu yönde çalışmalar yönetmektedir bunlardan birkaçı :NASA,SpaceX,SETI… Bu yazıda en önemli 2 Dünya dışı yaşam çalışmalarına ve kanıtlarına değineceğim.

Bunlardan ilki , toplum tarafından kulak aşinalığının çok olduğu Mars.Mars birçok bilim insanının göz bebeğidir çünkü Satürn,Plato gibi yaşam olasılığı olma ihtimali olan diğer gezegenlere göre araştırması ve gözlemlemesi Dünyaya diğerlerinden daha yakın olmasından dolayı daha kolaydır.Nasa ,Mars’a(Kızıl Gezegene) 2012 yılının Ağustos ayında Curiosity adında bir keşif robotu yolladı  ve en son yolladığı bilgilere göre 3,5 milyar yıldır bulunan Gale kraterinde organik madde tespit etti,bu organik maddenin,eski bir yaşam formunun besin kaynağı olabileceğini belirtiler.Buna ek olarak mevsimsel metan artışı gözlemlendi ki bu da Mars yüzeyinde ,öncesinde mikroorganizmaların yaşamış olabileceği veya hala yaşamakta olduğunu destekleyen bir bulgudur.Nasa, Mars üzerine araştırma yapan tek kuruluş değil,İtalyan Uzay Ajansı kısa bir süre önce Marsda buzulların altında 20km çapında bir göl olduğunu tespit ettiler benzer bir çalışma Antartikada da gerçekleştirilmiş ve bakterilere ulaşılmıştı.

İkinci önemli olan çalışma ise Satürn üzerine gerçekleştiriliyor. 15 Ekim 1997 tarihinde Nasa tarafından yollanan Cassini bize Satürünün br uydusu olan Enseladus’ta kompleks karbon bazlı moleküllerin bulunduğu bilgisini verdi ve bu kompleks karbon bazlı moleküllere öncesinde Dünya üzerinde ve bazı meteorlarda rastlanmıştı.

Cassinin yaptığı araştırmayı bildiren Dr. Frank Postberg bu keşifler hakkında bunları dile getirdi: 

“Böylesi moleküller ilk defa dünya dışında sudan oluşan bir gezegende görülüyor.Dünyada bu moleküller biyolojik olarak yaratılıyor ama Enseladus’takilerin başka şekilde ortaya çıkmış olma ihtimali de var.Bu moleküller hayatın var olması için bir şart. Fakat şu anda bunların biyolojik olarak mı yaratıldığını, uyduda prebiyotik bir kimyasal süreç veya yaşam olup olmadığını söyleyemeyiz.” Bir yerde yaşam olabilmesi için gerekli olan maddeler su,enerji kaynağı,karbon,hidrojen,nitrojen,fosfor ve sülfür… Her ne kadar Enseladus’ta fosfor ve sülfür olmasada diğer maddelere sahip.

Bu iki büyük çalışma yüzyıllardır insanoğlunun merak ettiği soruyu yanıtlamaya çalışan binlerce araştırmadan ikisiydi,her ne kadar anlık olarak kesinlikle Dünya dışında hayat var diyemiyor olsak bile her bir yeni araştırma bizim daha çok destekleyici bulgular elde edinmemize yardımcı oluyor.

[zombify_post]

Beyaz Cüce İkili Yıldız Sistemi

1600 ışık yılı uzaklıkta, J0860 olarak kabul edilen ikili yıldız sisteminin içinde, birbirlerinin yörüngesini her 321 saniyede dönen 2 yoğun beyaz cüce yıldızı bulunur. Chandra X-Ray Rasathanesi’nden edilen bilgilere göre astronomlar, bu yıldızların şaşırtıcı derecede küçük olan yörünge periyotlarını gittikçe daha da küçülttüklerine inanmaktadırlar. Bu yüzden, iki yıldız olay ufkunda birleşir.

kedi içeren bir resim  Yüksek güvenilirlikle oluşturulmuş açıklama

Uzman görüşüyle J0860’ın göze çarpan ölüm sarmalı (ing. death spiral), beyaz cücelerin kütleçekim dalgalarını oluşturması sayesinde yörünge enerjilerini kaybedecek olmalarını öngören Einstein’ın Genel Görelilik Kuramının bir sonucudur. Aslında J0860, gelecekteki uzay bazlı kütleçekim dalgası aygıtlar tarafından doğrudan tespit edilebilen kütleçekim dalgası kaynaklarının en parlağı olabilir.

Referans:

https://www.nasa.gov/multimedia/imagegallery/image_feature_793.html

[zombify_post]

Elektrik Üreten Bakteriler Gelecekteki Uzay Araştırmalarına Güç Kazandırabilir Mi?

Bakteriler de, elektrik gücünü elektronları mesafelere aktarmak için yüzeylerden teller gibi uzanan yapılar üreterek kullanabilirler.

İnsan, elektriğin gücünü kullanan tek canlı değildir. Bazı bakteriler de bunu, elektronları mesafelere aktarmak için yüzeylerinden teller gibi uzanan yapılar üreterek kullanabilirler. Şimdi, NASA’nın Kaliforniya Silikon Vadisi'ndeki Ames Araştırma Merkezi’ndeki bilim insanları bu özel mikroplardan faydalanıp faydalanmayacaklarını görebilmek adına bu fenomeni araştırıyorlar. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) başlanan deneyle araştırmacılar, bu mikropların uzayda da Dünya’daki gibi çalışıp çalışmadığını öğrenecekler.

Söz konusu Shewanella oneidensis MR-1 denilen bakterinin, ender yeteneklerinin farkına varabilmek için, kendi etrafında hareketli elektronların yaşamla ilgisini anlamak zorundasınız. Elektronların bir molekülden diğerine transferi bütün organizmalar için gereklidir. Çünkü bu, organizmaların hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları enerjinin üretilmesine izin verir. İnsanların oksijene bağımlı olmalarının bir nedeni de hücre içindeki enerji üreten zincir reaksiyonunun elektronların oksijen molekülüne transfer edilerek gerçekleşmesidir. Bu, Shewanella dahil olmak üzere oksijen solunumu yapan tüm organizmalarda aynı şekilde gerçekleşir. Ancak bu mikroorganizmayı özel kılan şey, aynı zamanda çevredeki oksijen seviyesi düşük olduğunda devreye giren bir yedekleme sistemi bulundurmasıdır. Shewanella sakin kalır ve demir, manganez gibi metaller kullanarak enerji üretimine devam eder.

John Hogan ve Michael Dougherty’nin öncülük ettiği Ames’in Uzay Biyobilimleri bölümünden bir takım, Shewanella’nın electron-shuffling yapabilme becerisini daha iyi anlamak için çalışıyorlar. Biyofilm oluşturması bir yöntem olabilir. Bir biyofilmde, birçok bakteri birbirine yapışarak ince bir yüzey boyunca bir film oluşturur. Biyofilmlerin bilinen örnekleri, diş doktorlarının dişlerinizden temizlediği plaklar ve banyonuzdaki sabun kalıntılarıdır.

Shewanella, genellikle kayalar gibi metal içeren yüzeylerde biyofilm oluşturur. Bakteriler, dış yüzeylerinden uzattıkları bakteriyel nanoteller olarak da bilinen çok ince uzantıları kullanarak kayadaki metal molekülleri ile doğrudan temas edebilirler. Bunlar 10 nanometre civarında, yani insan saç telinden yaklaşık 10,000 kat daha ince olan inanılmaz incelikte uzantılardır. Tıpkı elektrik kordonunun telefonunuzu şarj etmek için soketten elektrik taşıması gibi, bakteri açısından da elektronları uzak mesafelere taşır. Bilim insanları bu organizmaların elektronları komünitenin diğer üyelerine iletmek için bu nanotelleri kullanarak birbirleriyle iletişime geçtiklerini düşünüyor.

Bu dikkat çekici yetenekler araştırmacılara onları nasıl kullanabildiklerini görebilmeleri için ilham verdi. İnsanlar güneş sisteminin uzak mesafelerine gidebilme girişimindeyken astronot ekipleri daha uzun süreler boyunca kendi kaynaklarını üretebilmenin yollarına ihtiyaç duyacaklar. Shewanella gibi bakteriler için potansiyel uygulamalar uzayda ve dünyada mikrobiyal yakıt hücreleri kullanımı gibi bir teknolojinin gelişimini de kapsar. Örneğin atık su arıtımında bu yakıt hücreleri, Shewanella gibi mikroorganizmaları, kullanılan suda organik atık tüketirken ürettikleri elektriği de arıtma sisteminin kendisine yardımcı olmak için kullanırlar.

İlk olarak Ames ekibi, yerçekimi azaltılmış ortamda Shewanella’nın nasıl değişebileceğini incelemek için uzay istasyonuna SpaceX’in 15. Resupply Cargo göreviyle Micro-12 adlı bir deneyi başlattı. Bu deneyle elektronları dünyadakiyle aynı hızda transfer edip edemeyeceğini ve biyofilm oluşumunun etkilenip etkilenemeyeceğini kontrol edecekler. Toplanan veriler ile NASA’nın bu organizmaların ne kadar gelişmesi gerektiğini ve bunları gelecekte nasıl kullanabileceğimizi öğrenmesine yardımcı olacak ve gelecekte yaşam-destek sistemleri ile güneş sisteminde uzun süreli insan görevleri için temel oluşturacaktır.

Kaynak ve ileri okuma: https://www.nasa.gov/feature/ames/could-electricity-producing-bacteria-help-power-future-space-missions

[zombify_post]

Dünyanın En Derinine İnmek İstesek Ne Kadar Sürerdi?

Dünyanın ne kadar dibine inebilirsiniz? Sıcaklığa ne kadar dayandığınıza göre değişir…

Dünya nüfusunun hızla artması, kentleşmenin hızlanmasıyla birlikte ulaşımda da yer altı taşımacılığı yaygınlaşmaya başladı. Öyle ki, Elon Musk da trafiğin önüne geçmek için bu konuda çalışmalar yapıyor. Peki bu tüneller ne kadar derine inebilir, hiç düşündünüz mü?

Dünyadaki düşebileceğiniz en büyük delik (Mariana çukuru okyanusta olduğu için düşemezsiniz.) Güney Afrika'daki Moab Khotsong madeninde bulunuyor. Yaklaşık 3 kilometre uzunluğundaki bu deliğe atlasaydınız, aşağıya düşmeniz tam 29 saniye sürecekti.

Aslında teoride daha büyük bir delik daha var. Ancak buradan atlasanız da aşağıya ulaşamazsınız. Çapı yaklaşık 20cm olan bu delik, 70'lerde ABD – Sovyetler Birliği arasında yaşanan Uzay Yarışı döneminde yapılmış. 1970 yılında yapımına başlanan Kola Superdeep Borehole adındaki proje, 12.262 metre ( Yaklaşık 12km) derinliğinde. Yani bu deliğe yukarıdan bir lira attığınızda, zemine ulaşması yaklaşık 1 dakika sürüyor. Sovyetler Birliği'nin asıl amacı, yaklaşık 36 bin metre derine inmekti ancak 12.000 metrede bile 180 derece sıcaklıkla karşılaşılınca proje yarıda bırakıldı.

Gelelim en derinine. Son birkaç yıla kadar insanlar tarafından kazılmış en derin çukur Kola Superdeep Borehole idi. Ancak Z44- Chavyo adındaki petrol kuyusu rekoru 12.376 metre derinlik ile rekoru ele geçirdi. Hayalinizde canlandırmanız açısından, 15 tane Burj Khalifa'yı üst üste koysak bile bu derinliğin boyutuna ulaşamıyor.

Dünyanın yarıçapı ise 6300km. Yani Dünyanın yüzeyini Edirne, merkezini ise Kars olarak düşünürsek; insanoğlu şu an Edirne'nin merkezinden çıkamamış durumda.

Kaynak

[zombify_post]

Tüm Belirtiler Antarktika’daki Buzulların Düşünülenden Daha Hızlı Eridiğini Gösteriyor

İleride denizler bugün olduğu seviyeden daha yüksek seviyeye çıkacak. Asıl soru bu seviyenin yükselmesi hızlı mı yavaş mı olacak?

    Antarktika'da, dünya çapındaki denizleri neredeyse 200 feet (60,9 metre) yükseltecek kadar yeterince buz var. Bu kadar buz ile büyük değişikliklerin gerçekleşmesi zaman alır fakat
Nature dergisinde son zamanlarda yayınlanan bir araştırmaya göre Antarktika düşündüğümüzden daha hızlı eriyor.

    Antarktika’daki buzulların erime oranında son yıllarda önemli ölçüde artış vardır. 1992 ile 2017 arasında Antarktika 3,3 trilyon tondan fazla buz kaybetti ve dünyanın dört bir yanındaki deniz seviyelerinin ortalama 8 milimetre yükselmesine neden oldu. Yeni çalışmaya göre, bu kaybın %40'ı 2012 ve 2017 arasında gerçekleşti.1992'den 2012'ye kadar, kıta yılda yaklaşık 84 milyar ton buz kaybetti ve günümüze kadar bu kayıp yılda 240 milyar tondan fazlasına çıktı.

Eriyen buzullar, yükselen deniz seviyeleri

   44 uluslararası kuruluştan bilim insanları yeni çalışma için 24 farklı uydu anketinden elde edilen verileri bir araya getirdi. .NASA'nın JPL Laboratuvarı'ndan Erik Ivins ile birlikte çalışmayı yürüten Leeds Üniversitesi'nden Andrew Shepherd,  başlattıkları uzay ajansımızdaki uydular sayesinde buz kayıplarını ve küresel deniz seviyesi katkılarını güvenle takip edebileceklerini söyledi. Onların araştırması, araştırmaya dahil olmayan araştırmacılara göre, Antarktika buzulunun mevcut durumu hakkında bugüne kadarki bilgileri elde etmemizi sağlıyor.

   Princeton'daki jeoloji profesörü Michael Oppenheimer sosyal medyada deniz seviyesindeki yükseliş ile ilgili yaptığı kısa toplantıda (ing. briefing) 20. yüzyılda dünyanın dört bir yanındaki deniz seviyeleri ortalama 6 inç (15,2 cm) yükseldiğini söyledi.

    Denizler okyanus akıntıları ve yer çekimi etkilerinden dolayı bazı yerlerde diğerlerinden daha hızlı yükselir. Dünyanın bir tarafındaki buz kaybı, yer çekimi nedeniyle diğer tarafta denizler yükselme eğilimindedir. Antarktika buz tabakasının kütlesi kaybolduğunda, o bölgedeki yer çekimi azalır, yani bu buz tabakasından en uzak yerlere deniz seviyesindeki en büyük artışları gösterir. Bunun bir belirtisi olarak, 1990'ların ortasından beri, Miami gibi yerlerin  deniz seviyesinin 5 inç (12.7 cm) daha yükselmesini söyleyebiliriz.

     Oppenheimer'e göre, küresel deniz seviyesinin yükselmesine üç faktör sebep oluyor:

  1.  Fosil yakıtların yakılmasının sonucu Dünya ısındıkça okyanuslar sıcaklığın çoğunu emer. Isınan su genleşir ve daha çok yer kaplar.
  2. Buzullar erir ve sisteme daha fazla su eklenir.
  3. Antarktika ve Grönland'da buzullar tarafından buz tabakalarının korunması. 

Zaman Tükeniyor

   Son zamanlarda yapılan araştırmanın yanında yayınlanan bir makalede, bir araştırmacı ekibi yakın gelecek için iki olası senaryoyu açıkladı: Kısa bir süre içinde, sera gazı emisyonlarını ve iklim değişikliğini büyük ölçüde azaltmak için harekete geçeceğiz ya da yapmayacağız.

   Yazarlara göre, 21. yüzyılın sonunda emisyonları önemli ölçüde azaltabilirsek ve küresel sıcaklığın iki santigrat dereceden fazla tırmanmasını engelleyebilirsek buz tabakasının hızlıca çökmesini önleyebiliriz. Ancak, emisyonları azaltmadığımız durumda, iklim değişikliği konusunda hiçbir şey yapmazsak sonuçları daha çok rahatsız edici: 2070 yılında buz tabakalarının daha hızlı eridiğini görebiliriz. 

   Grönland ve Antarktika'daki buz tabakalarını tutan buzullar çökecek olursa, okyanuslara büyük miktarlarda buz dökülebilir ve bu da deniz seviyesinin yükselmesine neden olur ("nabız" olarak bilinir) Bazı uzmanlar, nabız durumunda 2100 yılına kadar kıyı şehirlerinin deniz seviyesinin 10 feetten (3 metre) daha fazla olabileceğini düşünüyor. 

   Kaynak ve İleri Okuma: 

All Signs Indicate Antarctica Is Melting Faster Than Anyone Thought (https://www.sciencealert.com/all-signs-indicate-antarctica-is-melting-faster-than-anyone-thought)

Choosing the future of Antarctica (https://www.nature.com/articles/s41586-018-0173-4)

   


[zombify_post]