AÇIKLAYALIM; PANİK ATAK VE ANKSİYETE

Günümüzün popüler hastalığı panik atak ve anksiyete

Her stres,korku veya panik anında kişinin  “benim anksiyetem var, benim panik atağım var” gibi cümlelerini duyarız. Peki gerçekten bu yaşadıkları panik atak veya anksiyete midir? Eğer öyleyse panik atak ve anksiyete arasındaki fark nedir?Anskiyete ile panik atakları değerlendirdiğimizde, temelde iki önemli fark ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, tetikleyen durumlar, ikincisi ise, atağın süresi ile alakalıdır.

Panik ataklar genellikle yüksek stresli veya aşırı endişe ile ani korku ile ilişkilidir. Semptomların bazıları, hızlı bir kalp atışı, nefes darlığı ve baş dönmesi de dahil olmak belirtilerdir. Herkes panik atak ve anksiyete yaşayabilir, insan vücuduna bağlanmış duygusal ve koruyucu tepkilerin bir parçasıdır.  Hangi deneyimi yaşarsanız yaşayın, tanımlarını, semptomlarını ve tedavilerini anlamak önemlidir.

Klinik Farklılıklar

Profesyoneller, DSM-5 olarak bilinen “Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, 5. baskı”nda bulunan tanımlara dayanmaktadır. Her ne kadar anksiyete ve panik atak zaman zaman aynı gelse de, bu el kitabında belirtilen ince farklılıklar her birinin tanımlanmasına yardımcı olmaktadır.

DSM-5, panik bozukluğu olarak bilinen durumla ilişkilendirilen ayırt edici özellikleri tanımlamak için panik atak terimini kullanır. Ancak, diğer psikiyatrik bozukluklarda panik ataklar görülebilir ve eğer bir rahatsızlığınız yoksa panik atak geçirmeniz mümkündür.

DSM-5’te “anksiyete” terimi tanımlanmamıştır. Aksine, “anksiyete”, kaygı bozuklukları, obsesif-kompulsif bozukluklar;travma ve stresle ilgili rahatsızlıklar başlıkları altında tanımlanan çeşitli hastalıkların temel bir özelliğini tanımlamak için kullanılır. Bu üç başlık altındaki en yaygın hastalıklardan bazıları şunlardır:

Panik atak

Panik atak yoğun ve ani bir korku, tedirginlik  hissidir. Belirtiler genellikle o kadar aşırıdır ki, gününüzde ciddi bir bozulmaya neden olurlar. Panik ataklar genellikle bariz ve ani bir tetikleyici olmadan aniden çıkar. Bazı durumlarda “beklenir” çünkü korku bir fobi gibi bilinen bir stresörden kaynaklıdır.

Panik atak semptomları 10 dakika içinde zirve yapar ve sonra azalır. Bununla birlikte, bazı ataklar daha uzun sürebilir veya art arda gerçekleşebilir, bu da  atakların ne zaman bitip başlayacağını belirlemeyi zorlaştırır. Bir atağın ardından, günün geri kalanında stresli, endişeli, dışlanmış veya “kilitlenmiş” hissetmek olasıdır.

DSM-5’e göre, panik atak aşağıdaki belirtilerden dördü veya daha fazlası ile karakterize edilir:

lKalp çarpıntısı veya hızlandırılmış kalp atışı

lAşırı terleme

lTitreme

lNefes darlığı, nefes almada zorluk veya boğulma hissi

lGöğüs ağrısı 

lMide bulantısı veya karın ağrısı

lBaş dönmesi

lGerçeksizlik(derealizasyon) veya kendisinden kopukluk (duyarsızlaşma) duyguları

lKontrolünü kaybetme veya delirme korkusu

lÖlüm korkusu

lUyuşma veya karıncalanma hissi (parestezi)

lTitreme 

 Buna karşılık, “anksiyete”, genellikle gerçek veya algılanmış olsun belirli bir süre içinde yoğunlaşır ve bazı potansiyel tehlikeler ile yüksek oranda ilişkilidir. Bir şeyin öngörüsü yükselirse ve yüksek miktarda stres, onun ezici hale geldiği bir seviyeye ulaşırsa, bir “saldırı” gibi hissedebilir.

Anksiyete belirtileri şunlardır:

1.Kas gerginliği

2.Uyku düzensizliği

3.Konsantrasyon zorluğu

4.Yorgunluk

5.Huzursuzluk

6.Sinirlilik

7.Artan irkilme tepkisi

8.Artan kalp atış hızı

9.Nefes darlığı

10.Baş dönmesi

Anksiyete belirtilerinin bir kısmı panik ataklarla ilişkili olanlara benzer olsa da şu farklılar vardır:

lAnksiyete, genellikle stresli veya tehdit edici olarak algılanan bir şeyle ilgilidir. Panik ataklar her zaman stresleyiciler tarafından engellenmez ve en sık olarak birden bire oluşur.

lAnksiyete hafif, orta veya şiddetli olabilir. Örneğin, günlük aktivitelerinize devam ederken, zihninizin arkasında anksiyete yaşanıyor olabilir. Diğer yandan panik ataklar çoğunlukla ciddi, yıkıcı semptomlar içerir.

lPanik atak sırasında, vücudun özerk savaş mekanizması devreye girer. Fiziksel belirtiler genellikle anksiyete belirtilerinden daha yoğundur.

lAnksiyete kademeli olarak artarken, panik ataklar genellikle aniden ortaya çıkar.

lPanik ataklar tipik olarak başka bir atağa bağlı endişeleri veya korkuları tetikler. Bunun davranışınız üzerinde bir etkisi olabilir ve bu da bir saldırı riski altında olduğunu düşündüğünüz yerlerden veya durumlardan kaçınmanıza yol açabilir.

Tedavi

Panik, anksiyete veya her ikisiyle de uğraşıyor olsanız da, etkili bir tedavi mevcuttur. En yaygın tedavi seçeneklerinden bazıları, terapi, reçeteli ilaçlar ve kendi kendine yardım stratejileridir. Bu yöntemlerden birini veya herhangi bir kombinasyonunu denemeye karar verebilirsiniz.

Terapi, semptomlarınızı yönetme, geçmiş acılarla çalışma, gelecek için yolunuzu belirleme ve daha olumlu bir görünüme olanak sağlayacak daha net bir bakış açısı kazanmanıza yardımcı olabilir.

İlaçlar, en ciddi semptomları azaltmanıza yardımcı olabilir. Diğer stratejiler üzerinde çalışırken semptomları kontrol etmek için sadece kısa bir süre gerekebilir.

Solunum egzersizleri ve duyarsızlaştırma gibi kendi kendine yardım teknikleri, semptom yönetimi ile kendi hızınızda çalışmanıza izin vermede faydalı olabilir.

KAYNAK:1-https://www.verywellmind.com/anxiety-attacks-versus-panic-attacks-2584396

                2-https://www.healthline.com/health/panic-attack-vs-anxiety-attack#diagnosis

         3- https://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160607_anksiyete_endise_panik_atak

[zombify_post]

Niçin Bazı Çocuklar Diğerlerinden Daha Çok Strep Boğaz Ağrısına Yakalanır ?

Tekrarlayan enfeksiyona sahip olan çocukların bademcik dokusu daha küçük anahtar bağışıklık yapılarına sahiptir.

Çocuklar için tekrar tekrar strep boğaz ağrısı hastalığına yakalanmak acı vericidir. Aynı zamanda bu durum doktorlar tarafından çok az anlaşılan bir problemdir.Yakın zamandan çocukların bademciklerini inceleyen bir araştırma, tekrarlayan strep enfeksiyonu olan çocukların, bademciklerinde antikor gelişimi için sağlıklı çocuklardan daha küçük bağışıklık yapılarına sahip olduğunu belirtti. 

Ekip 6 Şubat tarihli Science Translational Medicine’ da sık sık gerçekleşen boğaz ağrısı, enfeksiyona neden olan bakteriler tarafından dağıtılan ve vücudun bağışıklık tepkisini bozan bir proteine karşı daha duyarlı olduğunu belirtti.

Her yıl dünya çapında, genellikle boğaz ağrısı ve ateş üreten yaklaşık 600 milyon strep boğaz vakası vardır. Doktorlar hastalığa, özellikle strep enfeksiyonundan kaynaklanan romatizmal ateş ve kalp problemleri geliştirme riski en yüksek olan çocuklarda antibiyotik tedavisi uygular. Fakat bazı çocuklar tedavi görseler bile art arda yine strep boğaz enfeksiyonuna yakalanır. 

Çalışmada, Kaliforniya’daki La Jolla İmmunoloji Enstitüsü’nden immünolog Shane Crotty ve meslektaşları, boğazın arkasında bulunan ve 5-18 yaşları arasında kaldırılan bağışıklık dokusu olan bademcikleri inceledi. Çocuklardan bazılarının tekrarlayan strep enfeksiyonları nedeniyle bademciklerini aldılar. Diğerlerinin bağdemcikleri, büyütülmüş bademciklerin neden olduğu uyku apnesini çözmek için alındı.

Ekip, mikroskop altında doku bölümlerine baktı ve tekrarlayan strepli çocukların germinal merkezler olarak adlandırılan daha küçük bağışıklık yapılarına sahip olduğunu ve merkezlerin belirli bir tür bağışıklık hücresi, bir tür T hücresi olduğunu buldu. Bu T hücreleri, B hücreleri olarak bilinen diğer immün hücrelere, vücudun bir enfeksiyonla savaşmasına yardımcı olan antikorlar üretir.

Tekrarlayan strepli çocuklarda, patojenlere karşı immün yanıtı engelleyen, A grubu Streptokok adı verilen bakteriler tarafından kullanılan bir proteine karşı daha az antikor vardı. Crotty “Bu çocukları enfeksiyonlara daha duyarlı hale getirebilir.” diyor

Chicago Ann & Robert H. Lurie Çocuk Hastanesi bulaşıcı hastalık konusunda uzmanlaşmış ve çalışmaya dahil olmayan çocuk doktoru Stanford Shulman ,bazen tekrarlayan strep enfeksiyonu geçirmiş olarak sınıflandırılan çocukların, aslında bakterilerin bademciklerinde gizli kaldığı, ancak semptomlara neden olmadığı anlamına gelen grup A Streptokok taşıyıcıları olduğunu söylüyor. Shulman, “Bu gibi durumlarda, viral bir enfeksiyondan kaynaklanan bir boğaz hala bir testte strep olarak ortaya çıkacaktır. Okul çağındaki çocukların yaklaşık yüzde 20’sinin A grubu Streptokokun kronik taşıyıcıları olduğu tahmin edilmektedir.Çalışma raporlarının, strepe karşı görülen hatalı bağışıklık tepkisinin, bazı çocukların aktif strep enfeksiyonlarından ziyade bakterilerin taşıyıcısı olmaları nedeniyle olabileceği muhtemeldir. Gelecekteki çalışmalarda, hangi çocukların tekrarlayan enfeksiyonları olduğunu ve hangi çocukların strep taşıyıcıları olduğunu belirlemek yararlı olacaktır” diyor.

Kaynak: Science News

[zombify_post]

Bilim Uğruna Kendini Feda Eden Bilim İnsanları

Bu yazımda deneyleri sayesinde günümüze ışık tutan, buluşları sayesinde hayatımızın kolaylaşmasını sağlayan bazı bilim insanlarına yer vereceğim.

Her bilim insanın hikayesi farklı olsa da amaçları aynıydı: Bilim için faydalı olmak. İşte bu yolda kendini feda eden bazı bilim insanları:

   Carl Scheele (1742 – 1786): İsveç asıllı Alman eczacı ve kimyager olan     Scheele oksijen, molibden, tungsten, manganez ve klorin gibi elementleri     bulmuştur. Ancak ilginç bir şekilde çalıştığı her kimyasalın tadına bakma gibi     bir özelliği vardı ve 1786 yılında hidrojen siyanürü tattığı için ölmüştür.

   Alexander Bogdanov (1873-1928): Rus doktor, filozof, ekonomist ve bilim      kurgu yazarıydı. Bogdanov, 1924 yılında kan transfüzyonu deneylerini yapmaya başladı. Bogdanov, bu deneylerle hiç yaşlanmayan ebediyen genç insanı yaratma amacındaydı. Bu çalışmalar kapsamında aralarında Lenin’in kardeşi Maria Ulianova’nın da bulunduğu birçok kişi Bogdanov’un deneylerine katıldı. 11 kan transfüzyonu deneyi gerçekleştiren Bogdanov, bu deneyler sonunda, deneklerdeki görme bozukluklarının, saç dökülmelerinin durdurulabilindiğini fark etti. Ancak 1928’de kendi üzerinde yaptığı 12’nci test sırasında yanlış kan tipi sebebi ile hayata veda etti.

Marie Curie(1876-1934): Varşova doğumlu kimyacı Marie Curie, radyoaktivite konusundaki çalışmalarda bir öncüydü ve Nobel ödülünü kazanan ilk kadın oldu. Yıllar boyunca ölüm sebebinin aşırı radyasyona maruz kalmak olduğu iddia edildi. Ancak 1995 senesinde Curie’nin vücudundan kalanları analiz eden bir radyoloji uzmanı, ölüme sebep olmayacak dozda radyasyona maruz kaldığını iddia etti. Bu konu günümüzde halen tartışılmaktadır ve kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Robert Bunsen(1811-1899): Mineralojik ve analitik kimya üzerine çalışmış Alman kimyagerdir. Gustav Robert Kirchoff ile beraber sezyum ve rubidyum elementlerini keşfetmiş, ısıtılan elementlerin emisyon spektrumlarını incelemiş ve spektral analizi bulmuştur. "Bunsen burner" olarak bilinen, laboratuvarda kullandığımız ısıtıcı "bek"lerin bulucusu olan kimyager Bunsen, bulduğu beki test ederken kör olmuştur.

Sir Humphry Davy(1778-1829): İngiliz olan bilim adamı Sir Humphry Davy Bileşikleri elektrik enerjisiyle ayrıştırmış ve elementleri saf olarak elde etmiştir. Bristol'deki, ciğer hastalarının tedavi edildiği hastanede yaptığı çalışmalarla 1799'da azot protoksidin güldürücü etkisini buldu. Türlü gazların fizyolojik etkilerini kendi üzerinde yaptığı deneylerle inceledi.Üstün zekasının yanı sıra bulduğu yanıcı gazların özelliklerini test eder iken yanarak ölmüştür.

Elizabeth Aschheim (1865-1905):Elizabeth Fleischmann-Aschheim, dünyanın ilk radyologlarından biriydi. Liseyi hiç bitirmemiş olmasına rağmen, kendini çalışmaya adamış ve alanında öncü olmuştur. Ancak, ne kadar tehlikeli X-ışını radyasyonunun olabileceği tam olarak anlaşılmamıştır. Koruyucu ekipman önerilmeye başlandıktan sonra bile Aschheim, hastalarını korkutabileceğini söyleyerek bunu takmayı reddetti. Bu yüzden 46 yaşında radyasyon zehirlenmesinden öldü.

Louis Alexander(1910-1946):Manhattan Projesi’nde görev almış, Kanadalı fizikçi ve kimyager Louis Alexander Slotin’ın II. Dünya Savaşı sırasında Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda araştırmalar yapmış, uranyum ve plütonyum çekirdeklerinin kritik kütlesini hesaplamaya çalışmıştı.21 Mayıs 1946’da yaptığı fisyon deneyinde yoğun miktarda katı yayınım açığa çıktı; bu durum, Slotin’in dokuz gün içinde yaşamını yitirmesine yol açtı.

Michael Faraday(1791-1867): 19. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri olan Faraday, elektromanyetik ve Elektroliz üzerinde çalışmalar yürüttü. Klor gazını sıvılaştırmayı başaran ilk kişidir ve elektrik motorunu icat etmiştir.8 yıl boyunca aralıksız süren deneysel ve kuramsal çalışmaların sonunda 1839'da sağlığı bozulan Faraday rahatsızlanarak tedavi görmek zorunda kaldı.

Thomas Midgley(1899-1944):Kurşunlu benzini bulan Thomas Midgley övgülerin yanı sıra atmosfere en çok zarar veren kişi olarak tarihteki yerini aldı. Daha sonrasında ise kurşun zehirlenmesi ve felç geçirip 51 yaşında yatalak kaldı. Yatalak kalmasının yanında boş durmayan Midgley yataktan kendini kaldıracak bir düzenek geliştirdi. 55 yaşında geliştirmiş olduğu düzenekte ki bir ip tarafından boğularak öldü.

David Brewster(1781-1868): İskoç mucit, bilim adamı ve yazardır.İlgi alanı optik ve ışığın kırınımı çalışmaları olmuştur.Optik üzerinde En önemli çalışması Brewster açısı'dır Ayrıca kaleidoskop'un mucididir.Optik ve Işık üzerinde yaptığı bilimsel çalışmalar neticesinde 1831 yılında göz sağlığını yitirdi ve 1868 yılında ölene kadar kör olarak yaşadı.

[zombify_post]

Çinli Bilim İnsanları İlk Kez Genetiği Değiştirilmiş Primatlar Klonladı

Çinli bilim insanları genetik olarak değiştirilmiş primatlar klonlayarak tarihe bir imza attı.

Bir yıl önce, bilim insanları ilk primatı bir çekirdek transfer tekniği ile klonlayarak atılımlar yapmıştılar, şimdi bir adım daha ileri gittiler.

En son araştırma, Şanghay'daki Çin Bilimler Akademisi Nörobilim Enstitüsü'nde doğan beş bebek makakını içeriyordu. Tüm primatlar, donör maymunun derisinden alınan fibroblasttan türetilen aynı genlere sahiptir. Ayrıca, CRISPR/Cas9 ile (CRISPR-Cas9 genetikçilerin ve tıp araştırmacılarının, genomun çeşitli kısımlarına ekleme, çıkarma ya da DNA dizilimininde değişim yapmalarına olanak tanıyan özgün bir teknolojidir.) gen düzenleme teknolojisi kullanılarak vericide değiştirilen bir genin bir kopyasını taşıdılar. Gen genellikle memelilerde belirli biyolojik ritimleri yöneten düzenleyici bir protein taşır. Genin değiştirilmiş versiyonunda bu protein üretilmez. Sonuç olarak bebek makaklarının gece uykusu ve daha fazla hareket de dahil olmak üzere sirkadiyen bozuklukları (özetle vücut saatidir) göstermesidir. Maymunlar şizofreni benzeri davranışları gösterir. Test konuları da şizofreni benzeri davranışlarla birlikte anksiyete ve depresyon belirtileri gösteriyor.Nörobilimci Hung-Chun Chang,"sirkadiyen ritim bozukluğu, uyku bozuklukları, diyabet, kanser ve nörodejeneratif hastalıklar da dahil olmak üzere birçok insan hastalığına yol açabilir" diyor.

Araştırma haberleri, insan embriyolarını düzenleyen He Jiankui'yi çevreleyen tartışmalardan sonra, bebeklerin HIV'E karşı bağışıklık sağlaması için bilimsel topluluklarda bazı rahatsızlıklara neden olmaktadır.CRISPR teknolojisinin kullanımı, denemelerinin duyurusunu takiben inceleniyor. 

Dr. He, iddia edilen etik olmayan araştırmalar için ciddi bir ceza ile karşı karşıya kalacağını belirten Çinli yetkililer tarafından soruşturma altında.

Makak araştırmasının yapıldığı CAS'taki Nörobilim Enstitüsü, hayvan araştırmaları için sıkı uluslararası kurallar çerçevesinde faaliyet gösterdiklerini belirtmek için hızlı davrandılar.

Her iki çalışmada da Nörobilim Enstitüsünü yönlendiren ve projeyi denetlemeye yardımcı olan ortak yazar Mu-Ming Poo,"Bu çalışma, birçok laboratuvarın koordineli çabalarını gerektiriyordu ve CAS tarafından çok vurgulanan verimli ekip çalışmasının açık bir örneği olarak hizmet ediyor.Bu araştırma, şu anda dünya çapında biyomedikal araştırmalarda kullanılan makak maymunlarının miktarını azaltmaya yardımcı olacak"diyor ve Poo devam ediyor "Genetik arkaplan müdahalesi olmadan, hastalık fenotipleri taşıyan çok daha az sayıda klonlanmış maymun, terapötiklerin etkinliğinin klinik öncesi testleri için yeterli olabilir.” 

Diğerleri ise aynı fikirde değil. Laboratuar, geçen yıl ilk klonlama sonuçlarını yayınladığında, birçok kişi, hayvanların çektiği acının nihai sonuçlara değip değmediğini sorguladı.

İngiliz gazeteci Chas Newkey-Burden geçtiğimiz Ocak ayında The Independent Gazetesi'nde "Klonlama işleminden sonra maymun rahatsız edici koşullarda yaşamaya başladı ve birkaç gün sonra öldü.Yetkililer bize bu bebeklerin isimlerini söylemiyor.”dedi.

Avustralyalı araştırmacı ve hayvan refahı, etik ve hukuk uzmanı Avustralya'daki Griffith Üniversitesi'nden Deborah Cao, hayvan modellerinin beklediğimiz kadar kolay bir şekilde insan biyolojisine çevrilmediğini hatırlatıyor.

Cawe Newsweek'e “Bu tür deneylerde kullanılan maymun sayısını azaltmanın en iyi yolu bu tür hayvan deneylerini durdurmaktır” dedi.

"İnsanlar için insanlık dışı primat hastalık modelleri geliştirmek yerine, insanlar için insan hastalığı modelleri geliştirmeliler."

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=8RhF1J2UE6M?wmode=opaque&w=640&h=360]

Kaynak: Genetically Altered Primates Cloned for the First Time https://interestingengineering.com/genetically-altered-primates-cloned-for-the-first-time

[zombify_post]

Parkinson İçin Programlanabilir Hücre

Japon beyin cerrahları, Parkinson hastası bir hastanın beynine ilk kez programlanabilir hücre implante ettiler.

 Japon beyin cerrahları, Parkinson hastası bir hastanın beynine ilk kez programlanabilir hücre implante ettiler. Bu durum, sadece bir embriyonik hücre durumuna gelecek şekilde, deri gibi vücut dokularının hücrelerini yeniden programlayarak geliştirilen uyarılmış pluripotent kök hücreleri (ing. induced pulirpoten stem cell= iPSC) kullanılarak bir terapinin denendiği bir uygulamadır Böylece embriyonik benzeri bir duruma geri dönerler.

Kyoto Üniversitesi’ndeki bilim adamları, nörotransmiter dopamini üreten nöronlara iPS hücrelerini habercilerine dönüştürmek için tekniği kullanıyor. Parkinson hastalığı olan kişilerde dopamin üreten nöronların bir eksikliği, titremelere ve yürümeye zorluğa neden olabilir. 

Ekim ayında, Kyoto Üniversitesi Hastanesi’nde beyin cerrahı Takayuki Kikuchi, 50’li yaşlarında bir hastanın beynine 2.4 milyon dopamin prekürsör hücresini implante etti. Üç saatlik prosedürde, Kikuchi’nin ekibi hücreleri dopamin aktivitesi merkezleri olarak bilinen 12 alana yatırdı. Dopamin prekürsör hücrelerinin, maymunlarda Parkinson hastalığının semptomlarını iyileştirdiği gösterilmiştir. 

Kök hücre uzmanı Jun Takahashi ve Kyoto Üniversitesi’ndeki meslektaşları, üniversitede depolanan iPS hücrelerinin bir stokundan dopamin öncü hücrelerini türetmişlerdir. Bunlar, anonim bir donörden alınan cilt hücrelerini yeniden programlayarak geliştirilmiştir. Takahashi, “Hasta iyi gidiyor ve şimdiye kadar büyük bir yan etki görülmedi” diyor. Ekip altı ay boyunca onu gözlemleyecek ve herhangi bir komplikasyon ortaya çıkmazsa, beynine bir başka 2.4 milyon dopamin prekürsör hücresi yerleştirecek.

Ekip, 2020 yılı sonunda tekniğin güvenliğini ve etkinliğini test etmek için Parkinson hastalığı olan altı hastayı tedavi etmeyi planlıyor. 

Takahashi, bu denemenin iyi sonuç vermesi durumunda, tedavinin 2023 yılına kadar Japonya’da rejeneratif ilaçlar için hızlı onay sistemi uyarınca hastalara satılacağına dair yeterli kanıtın olabileceğini ve “Elbette sonuçların ne kadar iyi olduğuna bağlı” olduğunu söylüyor.

KAYNAK: TW/NatureNews

[zombify_post]

Nanoteknolojiye yakından bakalım

Nanoteknolojiye Yakından Bakalım

Nanoteknoloji, son zamanlarda birçok uzman tarafından ‘geleceğin endüstri devrimi’ olarak kabul edilmektedir.

Son zamanlarda birçok uzman tarafından geleceğin endüstri devrimi olarak nitelendirilen nanoteknoloji maddenin atomik, moleküler ayrıca süpermoleküler seviyede kontrolüdür. Nanoteknoloji, bugün moleküler nanoteknoloji olarak bahsedilen en eski ve yaygın tanımı, tam olarak makroölçek ürünlerinin imalatı için atomların ve moleküllerin kontrolünün belirli bir amacını ifade etmektedir. 

Nerelerde Kullanılır? 

Aslında nanoteknoloji sınırlı bir alana koymak çok da kolay değildir. Kullanım alanı fizikten tıpa kadar oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Matematik (modelleme), fizik (teorik öngörü), kimya (seçici depolama), biyoloji (biyosensör), eczacılık, tıp (yapay kemik), bilgisayar(kuantum bilgisayar), elektrik(nano elektronik), malzeme bilimi ( hafif ve kuvvetli malzeme), optik,tekstil gibi daha birçok alanda kullanılmaktadır. 

Nanoteknoloji ile üretilen bazı ürünler şunlardır : Güneş kremleri, kendi kendini temizleyen cam, antibakteriyel bandaj, nanorobotlar, kendini temizleyen boya.

Nanoteknolojinin Geleceği 

Nanoteknoloji, hızlı ve güçlü gelecek gelişmelere sahip olması beklenen ve gelişmekte olan bir bilimdir. Önümüzdeki yıllarda AB’de ekonomik büyüme ve iş yaratılmasına önemli ölçüde katkıda bulunacağı tahmin edilmektedir.

Bilim adamlarına göre, nanoteknolojinin dört farklı nesile sahip olduğu tahmin edilmektedir. Şu anda ilk veya belki ikinci nesil nanomalzemeleri yaşıyoruz.

İlk nesil, “pasif nanostructures”  kullanılarak elde edilen özelliklerin geliştirilmesi ile malzeme bilimi ile ilgilidir. Bu, plastikleri güçlendirmek için kaplamalar ve/veya karbon nanotüplerin kullanımı şeklinde olabilir.

İkinci nesil, belirli bir hedef hücrede veya organda bir ilaç sağlamak için biyoaktif olarak aktif nanostrüktürleri kullanır. Bu, nanopartikülü belirli proteinlerle kaplayarak yapılabilir.

Peki Nanomalzeme Nedir?

Bilim insanları, oy birliğiyle nanomalzemelerin kesin bir tanımını bulamadılar fakat nanometrelerde ölçülen küçük boyutlarıyla karakterize olduklarını kabul ettiler. Bir nanometre bir milyon milimetredir ve bu ölçü bir insan saçının çapından yaklaşık 100.000 kat daha küçüktür.

Nanoboyutlu parçacıklar doğada bulunmaktadır ve karbon, gümüş  gibi çeşitli ürünlerden oluşturulabilir. Ancak nanomateryallerin tanım gereği yaklaşık 100 nanometreden daha az olan bir boyuta sahip olması gerekir. Çoğu nanoscale malzeme çıplak gözle ve hatta klasik laboratuvar mikroskopları ile görülebilir.

Böyle küçük bir ölçekte tasarlanmış malzemeler genellikle optik, manyetik, elektrik ve diğer özellikleri alabilir mühendislik nanomalzemeler  olarak adlandırılır. Bu ortaya çıkan özellikler, elektronik, tıp ve diğer alanlarda büyük etkiler potansiyeline sahiptir. Mesela,nanoteknoloji, kanser hücreleri gibi vücuttaki belirli organları veya hücreleri hedefleyebilen ve tedavinin etkinliğini artırabilen ilaçları tasarlamak için kullanılabilir.

Nanomalzemeler, çimento, kumaş ve diğer malzemelere onları daha güçlü ve daha hafif hale getirmek için de eklenebilir.

Boyutları, onları elektronikte son derece kullanışlı hale getirir ve toksinleri bağlamak ve nötralize etmek için çevresel iyileştirmede veya temizlemede de kullanılabilirler. Ancak, mühendislik nanomalzemeleri büyük yararlar sağlarken, insan sağlığı ve çevre üzerindeki potansiyel etkileri hakkında çok az şey biliyoruz. Örneğin gümüş gibi tanınmış malzemeler bile nanoboyutta tasarlandığında bir tehlike oluşturabilir.

Nanoboyutlu parçacıklar inhalasyon ve yutulma yoluyla ve cilt yoluyla insan vücuduna girebilir. Karbondan yapılmış fibröz nanomalzemelerin, asbest benzeri şekillerde akciğerlerde iltihaplanmaya neden olduğu gösterilmiştir .

Nanomalzemeler için’ güvenli tasarım ‘ kavramının gelişimi şu anda bilim insanları tarafından araştırılmaktadır. Temel öncül: piyasaya sürüldükten sonra nanomalzemelerin güvenliğini test etmek yerine güvenlik değerlendirmesi de bir nanomateryalin gelişiminin tasarım ve yenilik aşamasına dahil edilmelidir. Bunun amacı, şirketlerin süreç ve/veya ürün gelişimlerinde daha uygun maliyetli bir risk yönetimi sağlamaktır.

[zombify_post]

Neden Rüya Görürüz?

Rüyalarda her şey olabilir; aşık olabilirsiniz,uçabilirsiniz,ölebilirsiniz, ölü birilerini görebilirsiniz ve daha niceleri. Peki ama niye bunları görürüz?

Neden rüya görürüz?

Rüyalarda her şey olabilir; aşık olabilirsiniz,uçabilirsiniz,ölebilirsiniz, ölü birilerini görebilirsiniz ve daha niceleri. Peki ama niye bunları görürüz? Rüyalar bilim için gizemli bir konudur her araştırılıdığına şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Aslında bu araştırmalardan önce bilim insanları “Neden uyuruz?” sorusuna cevap bulmaya çalışmışlardır

Rüyalar, uyku sırasında duyusal, bilişsel ve duygusal olaylar ile karakterize edilen bir bilinç durumu olarak tarif edilebilen evrensel bir insan deneyimidir.Her insan mutlaka rüya görür. Bazı kişiler daha sık rüya görürler. Fakat herkes istediği rüyayı göremez. Rüyalarda yaşananlar tahmin edemeyeceğimiz kadar hızlı gerçekleşir. Çok kısa bir kaç saniyelik rüyalar sırasında bile çok uzun ve değişik olaylar görmekteyiz. Bu nedenle rüyada zaman kavramı oluşmamaktadır.Sigmund Freud’a göre rüya, bilinçaltındaki istek ,dürtü, arzu ve çatışmalardır. Ona göre rüyalar 2 ye ayrılır. Asıl içerik ve düşünsel içeriktir. Alfred Adler’e göre rüya, “insanın uyuduğu sırada ortaya çıkan önemli ve anlamlı faaliyettir.”Webster’in Yeni Dünya Sözlüğü rüyayı, “uyku sırasında ortaya çıkan mental görüntüler, düşünceler ve duygular” olarak tanımlamıştır. Carl Jung ise, rüyalarımızın uyanıkken sahip olduğumuz düşüncelerle aynı olduğuna inanır.

Freud ve Jung bu teorilerini Viktorya Çağı’nda ortaya atmışlardır. Ancak günümüzde, birçok psikolog rüyalar için  psikolojik ve nörolojik açılar arasında kurulan bir köprü teorisini kabul etmişlerdir. 1973 yılında, Allan Hobson ve Robert McCarley; “rüyalar, beynin rastgele elektriksel uyarımlarının bir sonucudur” hipotezi üzerine yoğunlaştılar. Onlara göre rüyalar hafızamızda depolanan tecrübelerimizdi.

Bazı araştırmacılar rüyaların hiçbir amacı veya anlamı olmadığını ve uyku beyninin saçma faaliyetleri olduğunu söylüyor. Diğerleri, rüyaların zihinsel, duygusal ve fiziksel sağlık için gerekli olduğunu söylüyor. Bazı çalışmalar rüyaların insan sağlığı üzerine önemlerini ortaya koymuştur. Bir araştırmada, denekler REM uykusuna dalmadan yani rüya görmelerine izin verilmeden uyandırılmış ve deneklerde şu bulgular gözlemlenmiştir.

Artan gerginlik

Anksiyete

Depresyon

Konsantrasyon zorluğu

Koordinasyon eksikliği

Kilo alımı

Halüsinasyona eğilim

Fakat bunlar da neden rüya görürüz sorusunu açıklamakta yetersizdir. Sonuç olarak niçin rüya gördüğümüz bilim için hala gizemini korumaktadır.

BENZER YAZI : BU VİTAMİNLER RÜYANIZI HATIRLAMANIZA YARDIMCI OLUYOR!

Kaynak

[zombify_post]

Kaybolduktan 28 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Lens

14 yaşındayken sol gözündeki rahatsızlıktan dolayı kontakt lens kullanan bir kadın, badminton maçı sırasında gözüne aldığı darbeden sonra lensini bir daha bulamadı.

Gözün kırma kusurlarını düzeltmek için gözlüğe alternatif olarak üretilmiş, kornea ön yüzeyine takılan merceklere kontakt lens denir. Aslında teknik olarak lensin tam olarak gözünüzün arkasına kaçması mümkün değildir.Fakat İskoçya’nın Dundee şehrindeki Oftalmoloji hastanesindeki doktorlar bir kadının gözünde. 28 yıl önce kaybolan lensini buldular.

_96971060_mediaitem96971059.jpg

Yaklaşık üç yıl önce, Birleşik Krallık’ta 14 yaşındaki bir badminton oyunu sırasında gözüne çarptı ve kontakt lensini kaybetti.Bu durumu pek önemsememişti fakat 42 yaşına geldiğinde , sol göz kapağı yaklaşık altı ay boyunca şişmiş ve sarkmıştı. Doktora görünmeye karar verdiğinde doktorlar, BMJ Case Reports dergisinde 10 Ağustos yayınlanan davasının bir raporuna göre, cildin altında küçük bir yumru olduğunu söyl

MRG sonucuna göre , sol gözünün hemen üstünde, 8 x 4 x 6 milimetre (0.31 x 0.16 x 0.24 inç) ölçüm yapan “iyi tanımlanmış” bir kist olduğu ortaya çıktı. Doktorlar daha sonra kisti cerrahi olarak çıkardılar.Tabii ki, kadınlensini ne zaman kaybettiğini hatırlayamdı . Ama sonra, annesi kadının 28 yıl önce badminton oyunu sırasında bir badminton topunun kızının gözüne çarptığını hatırladı. Yapılan operasyonun ardından 28 yıllık kontakt lens, kadının göz kapağından çıkarıldı.

  Aslında benzer bir olay yine Birleşik Krallık’da 2017 yılında yaşanmıştı. Kasım ayında rutin katarakt ameliyatı için planlanan 67 yaşındaki bir kadın, sadece kuru göz ve yaşlılık rahatsızlığına neden olduğunu düşündü, cerrahlarına söyledi.Birmingham şehrindeki Solihull Hastanesi’ne gelen kadının gözünden çıkan lensler önce ‘mavi renkte yabancı bir cisim’ olarak tanımlandı, ardından da cismin, birbirine mukusla yapışmış 17 adet lens olduğu anlaşıldı.Pratisyen göz doktoru Rupal Morjaria,daha önce hiç böyle bir şey görmediklerini söyledi. Morjaria “Hastanın durumun farkına dahi varmaması hepimizi şaşırttı. Normal şartlarda bu kadar lensin gözde ciddi rahatsızlığa yol açması gerekir”

[zombify_post]

Şeker Beynimize Nasıl Etki Ediyor?

Sıcak,akışkan çikolataları,şekerleri ve kurabiyeleri düşünelim.Canınız tatlı mı çekiyor? Niçin? Peki, asıl mesele şeker ağzımıza girdiği anda beynimizde neler oluyor

Şeker, glikozun bir formu, vücuttaki her hücre için birincil enerji kaynağıdır. Beyin, sinir hücreleri veya nöronlar açısından çok zengin olduğu için, vücuttaki tüm şeker enerjisinin yarısını kullanan en enerji gerektiren organdır.Düşünme, hafıza ve öğrenme gibi beyin fonksiyonları glikoz seviyelerine yakından bağlıdır ve beynin bu yakıt kaynağını ne kadar verimli kullandığını gösterir. Beyinde yeterli glikoz yoksa, örneğin nörotransmitterler, beynin bir nöron ile başka bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallar üretilmez ve nöronlar arasındaki iletişim bozulur. Buna ek olarak, kandaki düşük glikoz seviyelerinin neden olduğu diyabetin ortak bir komplikasyonu olan hipoglisemi, beyin fonksiyonu için enerji kaybına neden olabilir . 

Sıcak,akışkan çikolataları,şekerleri ve kurabiyeleri düşünelim. Nasıl hissettiyor? Canınız tatlı mı çekiyor? Niçin? Peki asıl mesele şeker ağzımıza girdiği anda beynimizde neler oluyor? Küçük bir parça çikolata yediniz de içerisindeki şeker, dilinizdeki tatlı tad reseptörlerini aktive ediyor.Bu reseptörler beyin sapınabir sinyal gönderiliyor,ve ardından ön beynin birçok alanına dağılıyor,bunlardan biri de serebral kortekstir.Serebral korteksin farklı kısımları farklı tatları algılamamıza yardımcı olur :acı, tuzlu, lezzetli,ve tatlı.Buradaysa sinyal beyninödül mekanizmasını aktifleştirir.Bu ödül mekanizması beynin birkaç farklı bölgesi arasındaki bir takım elektriksel ve kimyasal yoldur.

https://www.biyobilim.ytukimtek.org/wp-content/uploads/2018/09/images.jpg

Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi'nde tıp profesörü olan Vera Novak,” beyin ana yakıt olarak şekere bağlıdır ve onsuz olamaz.” diyor. Beynin glikoza ihtiyacı olmasına rağmen, bu enerji kaynağının çok fazla olması kötü bir şey olabilir. Los Angeles California Üniversitesi'nde 2012 yılında araştırmacılar tarafından hayvanlarda fruktoz tüketimi hücrelerin yaşlanması arasında olumlu bir ilişki oldığunu gösterirken, aynı zamanda 2009 yılında  Montreal Üniversitesi ve Boston Koleji'nde bilim adamlarından oluşan bir ekip tarafından yürütülen bir çalışmada hayvan modeli kullanılarak bellek ve bilişsel eksikliklerin aşırı glikoz tüketimine bağlantılı olduğunu gösterdi.

Glikoz ve diğer şeker formlarının beyindeki etkileri, yüksek kan şekeri seviyelerinin uzun süre devam ettiği bir grup hastalık olan diyabette en fazlası olabilir. Tip 1 diyabet, bağışıklık sisteminin vücut tarafından kan şekeri düzeylerini kontrol altında tutmak için kullanılan bir hormon olan insülini üreten pankreastaki hücreleri yok ettiği bir hastalıktır.Diyet ve diğer çevresel faktörlerden kaynaklanan tip 2 diyabet, hücrelerin insülin tarafından boğulmuş ve düzgün bir şekilde yanıt veremediği bir durumdur; insüline dirençli hale gelirler.Novak “Uzun vadeli diyabet—ya tip 1 veya tip 2—Beyin ve beyindeki nöronlar için birçok sonuçları vardır”.Yüksek kan şekeri seviyeleri, beynin fonksiyonel özelliklerini paylaşan beyin bölgelerini ve beyin maddesini birbirine bağlayan işlevsel bağlantısını etkileyebilir. Beynin atrofisine veya küçülmesine neden olabilir. Ve beyindeki kan akışını kısıtlayan, bilişsel güçlüklere neden olan ve yeterince şiddetli ise vasküler demans gelişimini tetikleyen küçük damar hastalığına neden olabilir. Novak laboratuvarında, tip 2 diyabetli kişilerde bu etkileri önlemenin yollarını araştırıyor. Bu yollardan biri burun içi(intranazal) insülin adı verilen burun spreyidir.Kullanıldığında, beyin girer ve hipokampus, hipotalamus ve insüler korteks de dahil olmak üzere hafıza ağlarında reseptörlere bağlanır. Bu bellek ağları içinde sinyal daha verimli hale geldikçe, öğrenme ve mekansal ilişkilerin görsel algıları gibi bu alanlarla ilişkili bilişsel işlevler gelişir.

Novak “ Tip 2 diyabet beyin yaşlanmasını hızlandırır ki bu da fonksiyonel düşüşün ilerlemesini hızlandırır. İntranazal insülin ile, bu etkileri yavaşlatmak veya bunları tamamen önlemek için yeni bir yol bulmayı umuyoruz.” dedi. Bir pilot çalışmada, Novak ve meslektaşları, tek bir dozun bellek, sözel öğrenme ve mekansal yönelim üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu buldular. Şimdi tip 2 diyabetli yaşlı erişkinlerde hastaların ilk klinik denemesini planlıyor.Çalışmanın sonuçları özellikle demans prevalansının yüksek olması ve diyabetli yaşlı yetişkinler arasında önemli zihinsel düşüş nedeniyle ilişkilidir.

* Prevalans hızı veya prevalans oranı, belirli bir nüfusta, belirli bir zaman dilimi içerisinde, çalışma kapsamında yer alan, belirli bir hastalık veya hastalıklara sahip tüm olguların oranıdır.

Kaynak:

http://neuro.hms.harvard.edu/harvard-mahoney-neuroscience-institute/brain-newsletter/and-brain-series/sugar-and-brain

https://www.ted.com/talks/carolyn_bertozzi_what_the_sugar_coating_on_your_cells_is_trying_to_tell_you

[zombify_post]

Bağırsak bakterilerin şaşırtıcı sırrı: Elektrik Üretiyorlar

Madenler ve göllerin dipleri gibi egzotik ortamlarda elektrik üreten bakteriler bulunurken, bilim adamları eve daha yakın bir kaynağı kaçırdılar: insan bağırsağı

UC Berkeley bilim adamları, ortak bir ishale neden olan bakterinin Listeria monocytogenes, bilinen elektrojenik bakterilerden tamamen farklı bir teknik kullanarak elektrik ürettiğini ve yüzlerce diğer bakteriyel türün aynı işlemi kullandığını keşfetti.

Bu kıvılcım bakterilerinin çoğu insan bağırsak mikrobiyomunun bir parçasıdır ve birçoğu, düşüklere neden olabilecek gıda kaynaklı listeriosis hastalığına neden olan bakteri gibi patojeniktir. Kangrene ve hastane kaynaklı enfeksiyonlara neden olan bakteriler ve bazı hastalığa neden olan streptokok bakterileri de elektrik üretir. Laktobasil gibi diğer elektrojenik bakteriler, yoğurtun fermente edilmesinde önemlidir ve çoğu probiyotiktir.

UC Berkeley moleküler ve hücre biyolojisi profesörü Dan Portnoy, “İnsanla etkileşime giren, patojenler, probiyotikler, mikrobiyotalarımızda (vücudumuzdaki mikroskobik canlılar topluluğu) veya insan ürünlerinin fermantasyonunda yer alan pek çok bakteri de elektrogeniktir. Bu bakterilerin bize nasıl bulaştığı veya sağlıklı bir bağırsağa sahip olmamıza yardımcı olduğu hakkında bize çok şey söyleyebilir” dedi.

Keşif, şu anda mikroplardan canlı piller yaratmaya çalışanlar için iyi bir haber olacak. Bu tür “yeşil ” biyoenerjetik teknolojiler, örneğin Atık arıtma tesislerinde bakterilerden elektrik üretebilir.

Kaynak : http://news.berkeley.edu/2018/09/12/gut-bacterias-shocking-secret-they-produce-electricity/

[zombify_post]