2018 Uzayda Yoğun Geçti!

Bazı yeni uzay araçları 2018’de göreve başlarken, bazıları son performansını sergiledi.

Parker Solar Probe illustrationParker Güneş Probu, 12 Ağustos 2018’de güneşe doğru yolculuğa başladı.

Yeni Tanıştıklarımız


1.TESS Gezegen Arayışı İçinde

Kasabada yeni bir gezegen avcısı var. Güneş sistemi dışındaki yaşanabilir gezegenleri aramak için tasarlanan uzay aracı TESS, yörüngesel gezegenlerin işaretlerini bulmak için gökyüzündeki en yakın ve en parlak yıldızları aramak için 18 Nisan’da fırlatıldı.

TESS, biri büyük ölçüde suya doymuş olabilecek en az iki yeni dünyayı tespit etti.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline1.jpgTESS

2. Parker Solar Probe Güneşi Hedefliyor.

12 Ağustos’ta görevine başlayan Parker, ilk yakın uçuşunu 5 Kasım’da yaparken ilk verilerini de Aralık ayında Dünya’ya iletti. Gelecek yedi yıl boyunca ısıya dayanacak şekilde inşa edilmiş olan Parker, güneş yüzeyine yaklaşık 6 milyon kilometre ulaşacak ve doğrudan güneşin incecik koronasını doğrudan örnekleyecek şekilde, güneşe daha da yaklaşacak.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline2_REV.jpgParker Solar Probe Uzay Aracı

3. InSight Mars’a İniş Yaptı.

26 Kasım’da hedefine ulaşan NASA’nın Mars görevlisi InSight, hala hareketsiz dururken tüm gezegeni keşfedecek. Bir sismometre, bir ısı ve zaman probuna sahip olan InSight, Mars’ın içeride nasıl bir yer olduğunu bulmak için “Marsquake”leri dinleyecek.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline3.jpgInSight bu fotoğrafı 26 Kasım’da Mars yüzeyinden çekti.

4. MASCOT ve MINERVA-II
Görevini MINERVA-II1A ve MINERVA-II1B araçlarının eşliğinde gerçekleştirecek olan ‘MASCOT ‘ yüzey keşif aracı, sahip olduğu kısıtlığı pil ömrü nedeniyle görevini asteroide inişinden itibaren geçen 16 saat içerisinde tamamlamak durumunda.

Bir asteroide ilk inen robot üçlüsü oldu. Japonya’nın ikiz MINERVA-II araçları ve Almanya’nın MASCOT aracı Japonya’nın Hayabusa2 uzay gemisine asteroit Ryugu’ya gitti. MINERVA-II robotları, 21 Eylül’de etrafına indi ve asteroit yüzeyinin diğer dünya resimleri ve ölçümlerini aldı. MASCOT 3 Ekim’de yüzeye indi. Sadece 16 saat kadar yaşayacak şekilde tasarlanan MASCOT, araştırmacıların bildirdiğine göre, Ryugu’nun neredeyse hiçbir manyetik alana sahip olmadığına ilişkin bulgularla asteroitin iç kısmına ilişkin öngörü sağladığını açıkladı. Gelecek yıl, Hayabusa2 bir asteroit örneği alacak ve 2020’de Dünya’ya geri getirecek.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline4.jpgMASKOT ve MINERVA-II ikizleri asteroit Ryugu’yu keşfetti. (İllüstrasyon)

Güle Güle Dediklerimiz

5. Kepler İçin Hattın Sonu

Diğer yıldızların orbitallerindeki gezegenlerin gözlemlenmesi için 2009’da fırlatılan gezegen avcısı Kepler Uzay Teleskobu kasım öncesinde yakıtını tüketti. Yaşam için doğru koşullara sahip olabilecek binlerce yeni dünyayı olağanüstü bir şekilde keşfedip bu gezegenlerin Samanyolu’ndaki yıldızları geride bırakabileceği olasılığını gösterdi.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline5.jpg

Güneş Sistemi Dışındaki Gezegenlerin Avcısı Kepler

6.Şafakta Alacakaranlık

Kepler’in yakıtının bitmesinden iki gün sonra NASA, Dawn’ın son mesajını gönderdiğini açıkladı. Uzay gemisi yörüngede gezerken, noktaları önce asteroit Vesta ve sonra cüce gezegen Ceres oldu. Kepler, iki dünyanın da Mars ve Jüpiter arasındaki asteroit kuşağında yaşadıkları halde önemli ölçüde farklı geçmişlere sahip olduğunu gösterdi. Yakıt bitimiyle Dawn, yıllarca Ceres’in yörüngesinde sessizce dolaşacak.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline6.jpgDawn Asteroit Kaşifi

7.Kaçırılmış Fırsat

Usta Mars gezici Opportunity bu baharda bir toz fırtınasına kurban düştü ve görev yöneticileri başıboş dolaşıp son vermesinden korkuyor.
Fırtına 30 Mayıs’ta başladı ve tüm gezegeni kapladı. Fırtınaya bağlı toz Opportunity’nin günei panellerinin şarj olmasına engel olacak kadar çoktu ve şarj olamayan araç haziran ayında kendini uykuya aldı.

Toz Ağustos ayında temizlendi ama Opportunity’den henüz bir çağrı gelmedi. Gezgin yenilmesi zor olan rekorlara imza attı,2004’te yaklaşık 93 Dünya günü (90 Martian günü) sürmesi beklenen bir görev için indikten sonra Opportunity 14 Dünya yılı kadar zamanda 45 kilometreden fazla dolaştı.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline7.jpgAylarca süren toz fırtınası sonrası hala uykuda olan Opportunity Mars rover bu selfieyi kendi toz kaplı güneş panellerinden (ortada) aldı. 

8.Cassini Aktarıma Devam Ediyor

Doğru, 2017 yılında Cassini’ye ağlamaklı bir vedada bulunulduğu söylenmişti. Ancak bu yıl bilim insanları gezegenin halkalarından atmosferine düşen şaşırtıcı derecede karmaşık bir kimyasal kokteyl olan “halka yağmuru” ölçümleri de dahil olmak üzere, uzay aracının Satürn’den aldığı son verilerden bazılarını analiz ettiler ve “Cassini’nin verilerinden daha fazla analiz geleceğinden emin olabilirsiniz.” notunu düştüler.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/12/122218_LG_missions_inline8.jpgCassini geçen yıl Satürn’e girdi, ancak uzay aracının topladığı veriler şaşırtmaya devam ediyor.

Kaynak:

2018 was a busy year in space https://www.sciencenews.org/article/space-missions-spacecraft-launches-2018-yir?tgt=nr

[zombify_post]

Parker’ın Güneş’ten Mesajı Var!

Parker Solar Probe Aracı, Güneş’e uçuşunda hız ve mesafe rekorlarını kırarak en yakın fotoğrafı paylaştı.

NASA’nın Güneş Rüzgarının varlığını ilk kez teorileştiren fizikçi Eugene Parker'dan adını aldığı, Güneş'in atmosferine dalış yapacak olan Parker Solar Probe adındaki Güneş inceleme uydusu, bugüne kadar en yakından çekilmiş kareyi paylaştı.

12 Ağustos 2018’de fırlatılan Parker 6 Kasım'da yaklaşık 24 milyon kilometreyle ilk yakın uçuşunu yaptı. Planlara göre önümüzdeki yedi yıl boyunca güneş yüzeyinden, yaklaşık 6 milyon kilometre uzaklıkta, yakın 24 geçişte bulunacak. 

7 Aralık’a kadar Güneş'in Dünya'ya göre arkasında kalan Parker bu süre boyunca gözlemlerini  aktaramıyordu.

Güneş’in ardından ortaya çıktıktan sonra, Parker ekibi ilk yakın bakışla, korona denen dış güneş sistemine ulaştı. Parker’ın fotoğraf makinesindeki ilk görüntülerden biri koronadaki bir plazma filametinden daha önce görülmemiş detayları gösteriyor. Ekip, Parker’ın verilerinin, koronanın neden Güneş yüzeyinin 300 katı kadar sıcak olduğuna dair gizemi çözmeye yardımcı olacağını umuyor.

Güneş’in tekrar Dünya ve Parker’ın arasına girmesinden önce ilk uçuş sırasında kaydedilen verilerin yalnızca beşte biri bilim insanlarına ulaşacak. Gelecek yıl Mart ve Mayıs ayları arasında verilerin geri kalanı uydudan yeryüzüne gelecek. Bilim adamları, kısa bir süre sonra sonuçları paylaşmaya başlamayı umuyorlar.

Johns Hopkins Üniversitesi Uygulamalı Fizik Laboratuvarı'nda Parker Solar Probe proje bilimcisi olan Raouafi, “Eğer takımdaki veya herhangi bir bilim insanına ne beklediğini sorarsanız, cevaplarının gerçekten bilmiyoruz olacağını düşünüyorum,” dedi. 

“Yeni keşifler yapacağımızdan neredeyse eminiz.” 

[zombify_post]

Rahim Hafızada Etkili Bir Role Sahip Olabilir

Rahimleri alınan sıçanlarda, diğerlerine göre hafıza kaybı görüldü.

Bebek gelişiminde olan rolüyle tanınan dişi organı rahmin sıçanlarda yapılan bir araştırmaya göre hafızayla olan beklenmedik bir ilişkisi öne sürüldü.

6 Aralık tarihinde Endocrinology’de çevrimiçi paylaşılan sonuçlar gebe olmayan rahmin aslında vücutta gereksiz olduğu düşüncesini çürütüyor. Bu sonuçların Amerika’da histerektomi, rahmin alınma ameliyatı, geçiren yaklaşık 20 milyon kadın için ciddi çıkarımları olabilir.

Çalışmalar dişi sıçanların rahim ve yumurtalıklarının alındığı, sadece yumurtalıklarının, sadece rahminin alındığı ve son alarak ikisinin de alınmadığı gruplara ayrılmasıyla yapıldı..

Ameliyattan altı hafta sonra, Tempe’deki Arizona Eyalet Üniversitesi’ndeki davranış sinirbilimci Heather Bimonte-Nelson tarafından yönetilen araştırmacılar, sıçanları su labirentleri üzerinde, yüzeyin altına gizlenmiş platformlarla test etmeye başladılar.

Diğer gruplarla karşılaştırıldığında, rahminden yoksun sıçanlar, testler gittikçe zorlaştığı zaman platformları nerede bulacağını hatırlamakta daha kötüydü.

Sonuçlar, rahimden beyne giden sinyallerin, aynı anda birden fazla bilgi parçasını hatırlamada bir şekilde yer aldığını, kesiştiğini göstermektedir.

Sadece rahmi olmayan sıçanların hormon seviyelerinde, sıçanların hormon üreten yumurtalıkları tutulmasına rağmen, farklılıklar vardı.

Araştırmacılar, yumurtalıkların salgıladığı hormonların beyni etkileyebileceğini biliyorlardı fakat New York Şehir Üniversitesi’nden Hunter College’ın nöroendokrinologist, sinir sistemi ile iç salgı bezleri arasındaki ilişkileri konu alan bilim dalı, Victoria Luine, rahmin kendi başına hafızayı etkileyebileceğini bulmanın bir sürpriz olduğunu söylüyor. Birçok kadının rahmi alınırken yumurtalıkları korunduğu için, “Bu rapor, keşfedilmesi gereken bazı ilginç sorular getiriyor.”

Stanford Üniversitesi’nden nörobilimci ve üreme endokrinolojisti Natalie Rasgon, sonuçların klinik pratiği değiştirmek için çok ön hazırlık olduğunu söylüyor. Ayrıca çalışmada kullanılan sıçanlar hiç hamile kalmamıştı, örneğin bazı düşünülmesi gereken detaylar olarak bu sonuçların doğum yapmış kadınlara göre çevrilip çevrilemeyeceği de açık değil. 

Kaynak

[zombify_post]

Mitokondriyal DNA Hem Anne Hem Babadan Aktarılıyor Olabilir

Şimdiye kadar anneden aktarıldığı düşünülen mitokondriyal DNA hakkında yeni sonuçlara rastlandı.

 Araştırmacılar birbiriyle ilişiği olmayan üç ailede çocukların mitokondrilerini, hücrelerin küçük enerji fabrikaları, babalarından aldığını raporladı.

Bilim adamları, spermdeki mitokondrinin genellikle yumurtayı dölledikten sonra tahrip olmasından dolayı mitokondrinin anneden çocuğa aktarıldığını düşünüyorlardı. Fakat Ulusal Bilimler Akademisi Bildiriler Kitabı’nda 26 Kasım'da yayımlanan yeni araştırma, nadir durumlarda babaların da mitokondriye katkıda bulunabileceğini gösteriyor. Şimdilik, her iki taraftan gelen mitokondriyal mirasın sonuçları bilinmiyor. 

Mitokondriyal hastalık araştırmacısı Paldeep Atwal, Jacksonville, Fla'da Mayo Clinic'e gelen bir kadından DNA'yı incelerken babadan kalma kalıtsal imzayı buldu.

Bir hücrenin çekirdeğindeki DNA, her iki ebeveynden de eşit olarak miras alınır ve bir vücut inşa etmek için tüm genetik talimatları içerir. Mitokondrilerin de kendi DNA'ları vardır, bu DNA’lar organelleri inşa etmek ve çalıştırmak için gerekli olan bazı genleri içerir fakat şimdilerde Jacksonville'de özel bir klinikte çalışan Atwal’a göre kadının hücreleri garip bir şekilde bazıları anneden ve bazıları “başka yerlerden” iki tür mitokondriyal DNA'yı içeriyordu. Sonucu düşünmek bir hataydı, Atwal ve meslektaşları testi tekrarladığındaysa aynı şey ikinci kez geri geldi ve bu onları şüpheye sürükledi. 

Araştırmacılar, her iki ebeveynin de DNA'sına sahipti, bu yüzden ekip babanın mitokondriyal DNA'sını inceleyip onun gizemli mitokondrinin kaynağı olduğunu hem kadında hem de erkek kardeşinde onayladı. 

Atwal, Cincinnati Çocuk Hastanesi Tıp Merkezi'nde bir mitokondriyal hastalık uzmanı olan Taosheng Huang ile temas kurdu. Huang, mitokondrisini babalarından alan iki farklı ailenin çocuğuna muayenede rastlamıştı. Bunlarla beraber, araştırmacılar, mitokondrinin yüzde 24 ile 76'sını babadan miras alan üç aileden toplamda 17 Kişi buldular.

Montreal Üniversitesi'ndeki çalışmalarda yer almayan bir biyolog olan Sophie Breton, “Gerçek ve çok ilginç bir keşif ama şaşırmadım” diyor. Bitkiler ve diğer hayvanlarda yapılan önceki çalışmalarda, bazen mitokondrilerin erkeklerden geçtiğini ve bir insan örneğindeyse, bir adamın kas hücrelerinde babanın mitokondriyal DNA'sı bulundu, ancak bilim adamları bunun teknik bir aksaklık mı yoksa kontaminasyon mu olduğunu sorguladılar.

Breton’a göre Atwal, Huang ve meslektaşlarının, hücrelerinde hem annesinin hem de babasının mitokondrisi olan insanları bulduğuna dair hiçbir şüphe yok.

“Ve muhtemelen daha sonraki çalışmalarda da aynı şeyi bulacağız.”

Philadelphia Çocuk Hastanesi'nde Mitokondriyal ve Epigenomik Tıp Merkezi başkanı olan Mitokondriyal genetikçi Douglas Wallace ise bu durumun çok da yaygın bir olay olmayacağını savunuyor. Annelerin muhtemelen her zaman çocuklarının mitokondrisinin birincil kaynağı olacağını söyleyen Wallece nadir görülen durumlarda, normalde baba mitokondrisini yıkım için düzenleyen biyolojik sistemin başarısız olabileceğimi ve en azından babanın mitokondrilerinden bazılarının çoğalabileceğini de ekliyor.

Kaynak

[zombify_post]

Uykusuzluk ve Anksiyete Arasındaki Döngü

Endişeleriniz uykusuz bırakabileceği gibi, uykusuz bir gece beynin ertesi gün kaygı ile dönmesine sebep olabilir.

Geceyi Uyanık Geçirenlerin Beyin Aktiviteleri Değişiyor.

Bilim adamlarının Nörobilim Derneği’nin yıllık toplantısında bildirdiklerine göre sağlıklı yetişkinlerde, gece boyunca uyku eksikliği, ertesi sabah kaygıyı tetikliyor ve beyin aktivitesinde değişikliğe sebep oluyor. 

Anksiyete bozukluğu olan kişiler genellikle uyku güçlüğü çekiyor. Yeni sonuçlar, ters etkiyi ortaya çıkarıyor. Yani zayıf uyku anksiyeteyi tetikleyebilir. Harvard Tıp Okulu’nda bir uyku araştırmacısı olan Clifford Saper ve çalışmanın içinde yer almayan Boston’daki Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi’nde yapılan bir araştırma, “Bu durumun iki yönlü bir etkileşim” olduğunu gösteriyor. 

“Uyku kaybı kaygıyı daha da kötüleştiriyor, ki bu da uykuya dalmayı daha da zorlaştırıyor.”

Kaliforniya Üniversitesi ve Berkeley Üniversitesi’nin her ikisinden de uyku araştırmacıları Eti Ben Simon ve Matthew Walker, 18 sağlıklı insanın kaygı düzeylerini incelediler. Bir gece uyuyan ya da uykusuz kalan insanlara ertesi sabah kaygı testi yapıldı. Uykusuzluktan sonra bu sağlıklı kişilerdeki kaygı düzeyleri, uyuduklarından yüzde 30 daha yüksek çıktı. 5 Kasım’da ön bilgilendirme yapan Ben Simon anksiyete bozukluğu olan kişilerde kaygı puanlarının ortalama düzeyine ulaştığını belirtti. Dahası, uykusuz insanların beyin aktiviteleri değişti. Fonksiyonel MRI taramalarına göre duygusal videolara yanıt olarak, duygulara karışan beyin bölgeleri daha aktifti ve anksiyeteye karşı koyabilen prefrontal korteks daha az aktifti.

Ben Simon, sonuçlara göre, kötü uykunun anksiyete semptomundan fazlası olmasının yanı sıra,bazı durumlarda da anksiyete sebebi olabileceğini ileri sürüyor.

Kaynak

[zombify_post]

Koku Duyusu Kuvvetli Gezginler

Yapılan araştırmalara göre koku kabiliyeti yüksek olan insanlar aynı zamanda çok iyi bir yön duygusuna da sahipler.

Bilim adamları, beyindeki her iki yeteneğin de aynı alanlara bağlı olduğunu düşünüyor. Yani  burnumuz öncülüğünde yönümüzü bulmamız mümkün olabilir.

Nörobilimci Louisa Dahmani ve meslektaşları 57 gençten bir noktadan diğerine ne kadar iyi geçebilecekleri konusunda test edilmeden önce, bilgisayar ekranındaki sanal bir kasabada gezinmelerini istedi. Aynı gençlerin koklama yetenekleri de incelendi. 40 kokulu keçeli kalemden birinin kokusunu aldıktan sonra, katılımcılara bir ekranda dört kelime gösterildi ve kokuyu eşleştiren birini seçmesi istendi. Bu iki farklı görevde, üstün burunlarla üstün gezginlerin bir ve aynı olduğu ortaya çıktığı takım bulundu.

Bilim adamları her iki beceriyi de beyindeki belirli noktalara bağladılar: Sol orbitofrontal korteks ve sağ hipokampus, daha iyi koku alan ve daha kuvvetli yön duygusuna sahip olanlarda daha büyüktü. Orbitofrontal korteks koklamaya bağlı iken, hipokampusun hem koku hem de yön duygusuna bağlı gezintiye bağlı yer aldığı bilinmektedir.

Harvard Üniversitesi’nde bulunan Dahmani, Montreal’deki McGill Üniversitesi’nde çalışırken, 16 Ekim’de Nature Communications’da rapor veren araştırmacılar, hasarlı orbitofrontal korteksleri olan 9 kişilik ayrı bir grupta gezinme ve koku tanımlama ile ilgili daha fazla sorun yaşadılar.

Tüm bu çalışmalara göre koku duyusu, insanların yollarını bulmalarına yardımcı olmak için evrimleşmiş olabilir ve bu da uzaysal koku hipoteziyle savunulmaktadır. Bilim adamlarına göre ayrıca, insanların kötü kokuları nasıl tespit ettikleri-ayırdıkları gibi koklama üzerine daha spesifik yönelimler de yön bulma duygusu ile bağlantılı olabilir.

Kaynak

[zombify_post]

Çernobil’i Aydınlatan Güneş: Enerji Santrali

Çernobil, Nükleer Felaketten 32 Yıl Sonra Güneş Enerjili Elektrik Santraliyle Hayata Yeniden Başladı.

Dünyanın en yıkıcı etkilerini gördüğümüz nükleer felaketten 32 yıl sonra bölge yaralarını iyileştirmeye başlıyor. İki büyük enerji şirketi geçtiğimiz günlerde, Ukrayna’nın enerji şebekesini daha yenilenebilir kaynaklara dönüştürmek amacıyla Çernobil’in radyoaktif, sınırlanmış bölgesinde inşa edilen binlerce yeni güneş panelini gösterdi.

Planı, ilk olarak 2016 yılında açıklanmış ve üç yıldır Rusya’dan doğal gaz almayı bırakan Ukrayna’nın, enerji açığını kapatmak için yeni bir yolu olarak görülmüştü. Yaklaşık 3800 güneş paneli, 2000 daire için yeterli enerji üretecek olan, büyük ölçüde yaşanamaz, 1,6 hektarlık (4 dönümlük) kontamine alanda bulunuyor. Ayrıca santral konum olarak da kalan radyasyonunun çevreye ve atmosfere salınımını sınırlandırmak için dev bir metal-beton lahit içine gömülmüş olan, 1986 erimesinden sorumlu eski elektrik santraline kısa bir yürüyüş mesafesinde yer alıyor.

Alman temiz enerji şirketi Enerparc AG ve Ukraynalı mühendislik firması Rodina Energy Group Ltd, 1,2 milyon dolar maliyetle, 100 megawatt civarında üretilecek 99 milyon euro daha yatırım yapmayı planlıyorlar.

Santral sadece elektrik şebekesini beslemekle kalmayıp, aynı zamanda Ukrayna’ya kilowatt-saat başına 15 euro sent karşılığında önümüzdeki 12 yıl için elektrik karşılayacak ki bu Avrupa ortalamasından neredeyse yüzde 50 daha fazla.

[zombify_post]

Şaşırtan Kimyasal Kokteyl: Satürn’ün “Halka Yağmuru”

Cassini verilerinin yeni analizi, büyük kemerlerin kökenlerine ışık tutabilir.

Bu tür çalışmalar, bilim adamlarının sadece Satürn’ü değil, aynı zamanda evrendeki diğer yıldızları çevreleyebilecek halka taşıyan gezegenleri daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.

illustration of Cassini near Saturn's ringsSatürn’ün halkalarından gezegenin atmosferine düşen “halka yağmuru”, bilim adamlarının düşündüğünden çok daha yoğun, kirli bir sağanağa sahip.

Gökbilimciler, onlarca yıldır Satürn’ün halkalarının, gezegeni su buzu ile parçaladıklarından şüpheleniyorlar, ancak NASA’nın Cassini uzay gemisinden alınan son gözlemlerin bazıları, bu gök gürültülü sağanakların ilk detaylı görüşlerini sağlıyorlar. 

Araştırmacılar, halka yağmuru organik madde ve diğer moleküller ile kontamine olduğunu ve Satürn’ün saniyede binlerce kilogram, sanki çekiçle delindiğini söylüyorlar. Üstelik yağmurun şaşırtıcı miktarını ve kalitesini anlamak Satürn’ün halkalarının kökenlerini ve evrimini açıklığa kavuşturmaya yardımcı olabilir.

Kokteyl Bilmecesi

Araştırmacılar, uzay aracının son birkaç yörüngesi sırasında Cassini’nin İyon Nötr Kütle Spektrometresi tarafından toplanan verileri, Satürn ile D halkası olarak bilinen en içteki halka arasındaki boşluğa ulaştığında analiz etti. Satürn’ün halka sisteminden atmosfere dönüşen malzemenin sadece yüzde 24’ü sudan meydana gelirken, geri kalanı ise metan, karbon monoksit, dinitrojen, amonyak, karbon dioksit ve organik nanopartiküllerin parçalarından oluşuyordu.

Halka yağmurunun yağış yüzdesine göre kimyasal içeriği.

Çalışmaya katılamayan NASA’nın Pasadena’daki Jet Propulsion Laboratuvarı’ndan Cassini’nin proje bilimcisi Linda Spilker, Halka Yağmuru’nun farklı kimyasal bileşiminin “büyük bir sürpriz” olduğunu, çünkü Satürn’ün halka sisteminin uzaktan gözlemlere göre neredeyse tamamen buzdan olduğunu söylüyor ve halka yağmurunun neden sudan yoksun olduğundan emin değiller.

NASA’nın Moffett Field’daki Ames Araştırma Merkezi’ndeki gezegen bilim adamı Jeff Cuzzi Satürn’ün halkalarının içine sıkışmış bir radyasyon kuşağının sorumlu olabileceğini öne sürdü. 

Cassini’nin hayat sonu gözlemleri, başka bir çalışmada açıklanan bu enerjik proton grubunun ilk çekim görüşlerini de sağladı. Cuzzi’nin tahmini ise kemerin yüksek enerjili radyasyonunun, organik bileşikler gibi daha ağır malzemeleri ardında bırakarak, D halkasında Satürn’e çok yakın olan suyun çoğunu püskürtebileceği yönündeydi.

San Antonio’daki Southwest Araştırma Enstitüsü’nün gezegen bilimcisi ve halka yağmur çalışmalarının bir uzmanı olan Hunter Waite’ye göre, her ne sebeple olursa olsun, halka yağmurunun kendine özgü bileşimi, Satürn atmosferinin karbon ve nitrojen içeriğini anlamamızı yeniden şekillendirebilir ve Satürn’ün varsayılan kimyasal yapısı, düşen malzemenin yarattığı gaz devi gerçek kompozisyonunu maskeleyen “sadece bir kaplama” olabilir.

Halka yağmurunun kimyasına ek olarak, Cassini gözlemleri de bu malzemenin Satürn’ün atmosferine ne kadar hızlı geldiğini ortaya koydu: saniyede 4.800 ila 45.000 kilogram.

Cuzzi, ise “Bu sadece gezegene akan muazzam miktarda kütle” olarak bahsederken Satürn’ün halkalarının muhtemelen gezegenin tarihi boyunca bu yağış oranını sürdürmediğini söylüyor. Çünkü eğer böyle olsaydı, cılız küçük D halkası çoktan aşınmalıydı. Ancak bir kuyrukluyıldız ya da başka bir uzay parçası, Satürn’ün halka sistemini son zamanlarda yakalayıp alışılageldik yörüngesinden tanecikler kopmasına ve Satürn’ün yer çekimlerine karşı daha savunmasız hale gelmesine sebep olmuş olabilir.https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/10/100318_MT-saturn_inline_370.jpgSatürn’ün C ve D halkaları

Southwest Araştırma Enstitüsü’nde bir kozmo-kimyacı ve halka yağmur çalışması üzerine bir ortak yazar olan Kelly Miller, şimdiki şiddetli yağmurun, Satürn’ün halka yağmurunun normal oranı olması ihtimaline karşıysa, belki de D halkası sürekli Satürn’ün dış halkalarından gelen malzemeyi sifonluyor olabileceğini öne sürüyor..

Spilker, Satürn’ün halkalarıyla olan ilişkisinin kesin doğasına “hala bir bulmaca” diyor. Ancak, gezegenin atmosferi ve halkaları arasında neler olup bittiğine dair daha ayrıntılı teorik simülasyonlar yapmak ve bu teorileri Cassini’nin topladığı verilere karşı test etmek, resmin doldurulmasına yardımcı olabilir.

Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/saturn-ring-rain-surprising-cocktail-chemicals

Alıntılar

J.H. Waite Jr. et al. Chemical interactions between Saturn’s atmosphere and its rings. Science. Vol. 361, October 5, 2018, p. 51. doi:10.1126/science.aat2382.

E. Roussos et al. A radiation belt of energetic protons located between Saturn and its rings. Science. Vol. 361, October 5, 2018, p. 47. doi:10.1126/science.aat1962.

Daha Fazla Bilgi İçin

L. Grossman. 5 things we’ve learned about Saturn since Cassini died. Science News. Vol. 193, April 14, 2018, p. 6.

L. Grossman. R.I.P. Cassini. Science News Online, September 15, 2017.

L. Grossman. As Cassini’s tour of Saturn draws to a close, a look back at postcards from the probe. Science News. Vol. 192, September 2, 2017, p. 16.

[zombify_post]

Zürafalar Desenlerini Annelerinden Miras Alıyor

Hayvanların kürklerindeki lekeler bizlere bu uzun boylu hayvanların hayatlarını ne kadar iyi sürdürebileceğini de gösteriyor.

Yeni bir çalışma, Afrika’nın en uzun canlılarını süsleyen benekli motiflerin annelerinden aktarıldığını gösteriyor.2 Ekim’de raporlanan araştırmalarda, yavru zürafaların lekelerinin, yuvarlaklık ve noktaların sınırlarının düzgünlüğü açısından annelerininkiyle benzer olduğu tespit edildi. Araştırmacılar, bu lekelerin büyüklüğünün ve şeklinin bir zürafanın vahşi hayatta kalma şansını da etkileyebileceğini söylüyor.

Zürafalar – kaplanlar, zebralar ve jaguarlar gibi – vücut sıcaklığının düzenlenmesine yardımcı olan ve diğer hayvanlara aynı türün parçası olduklarına dair sinyaller veren lekelere sahiptirler. Bu lekeler aynı zamanda hayvanların vücut şekillerini optik olarak kırarak yırtıcılardan saklamak için kamuflajda önemli bir rol oynar.

Vahşi Doğa Enstitüsünde temel bilim insanı olan Penn Eyaleti'ndeki kantitatif bir vahşi yaşam biyoloğu olan Derek Lee, meraklıların “Zürafalar neden desenlere sahip?” ve “Yavrular bu desenli lekeleri kalıtsal yolla miras mı alıyorlar?” gibi sorularına cevapları olmadığından verilerini bu sorulara yönelik kullanarak yanıt aradıklarını söylüyor.

Bilim adamları daha önce hayvanların lekelerinin ve çizgilerinin kalıplarının rastgele verildiğini ya da çevresel faktörlerden etkilendiğini ileri sürmüşlerdir. Bir kalıtsal bağlantıdan şüphelenen Lee ve meslektaşları, 2012'den 2016'ya kadar Tanzanya'daki 31 adet anne ve bebek zürafa setinin fotoğraflarını dört yıl boyunca çektiler. Ardından, görüntü analizi yazılımı araştırmacıların, her bir çiftin içindeki kalıpları, şekil, boyut ve renk dahil olmak üzere 11 özelliğe göre karşılaştırmasına yardımcı oldu. 

Farkı Bulun

Anne zürafalarının lekeleri, yavrularının lekeleriyle uyuşuyor. Bilim adamları, bu örüntülerin şekli, boyutu ve rengi ile ilgili belirli özelliklerin kalıtsal miras olduğunu düşünüyor.

https://www.sciencenews.org/sites/default/files/2018/10/100118_jl_giraffespot_inline_730.png

Özellikle iki özellik, lekelerin yuvarlaklığı ve sınırlarının düzgünlüğü, anneler ve yavruları arasında çarpıcı bir şekilde benzerdi – ki bu ekip, spot desenlerin miras kaldığını gösteren bir işaret olarak yorumladı.

Ekip ayrıca, gençlerin lekelerinin hayvanların yırtıcı hayvanlardan kaçmak için çevrelerine nasıl uyum sağlamasına izin verdiğini de görmek istiyordu. Böylece araştırmacılar, çalışma havuzunu 258 buzağıya genişleterek, çalışmanın dört yılı boyunca her biri yılda altı kez fotoğraf çekmeye çalışıyorlardı. Her başarılı fotoğraf bir “yeniden yakalama” senaryosunu temsil etti. Ekip daha sonra grup içinde hayatta kalma olasılığını tahmin etmek için istatistiksel analizler yaparak verileri çalıştırdı. Bilim adamlarının bildirdiğine göre, daha büyük, düzensiz şekilli lekeleri olan yavru zürafaların, yaşamın ilk mevsimi boyunca hayatta kalma şansının en yüksek olduğu ortaya çıktı.

Harvard Üniversitesi'nden evrimci biyolog Hopi Hoekstra, bu lekelerin olmasının hayatta kalmak için önemli olmadığını fakat lekelerin farklı şekillerinin asıl şans olduğunu söylüyor. “Biraz alçakgönüllü, ama bence önemli bir ayrım.”

Lee, araştırmaların sadece yüzeyini çizdiklerini belirterek, diğer araştırmacıların zürafaların genetik materyalini analiz ederek bu bulguları doğrulamaları gerekeceğini söylüyor. 

Alıntı

D. Lee et al. Seeing spots: quantifying mother-offspring similarity and assessing fitness consequences of coat pattern traits in a wild population of giraffes (Giraffa camelopardalis). PeerJ. Published online October 2, 2018. doi: 10.7717/peerj.5690.

               Daha Fazla Bilgi İçin

T.H. Saey. All patterns great and small. Science News. Vol. 178, July 17, 2010, p. 28.

T.H. Saey. How the cheetah loses its spots. Science News Online, September 21, 2012.

T.H. Saey. Pigment pas de deux puts stripes on zebrafish. Science News. Vol. 185, February 22, 2014, p. 9.

T.H. Saey. Tweaking the pattern equations. Science News Online, December 21, 2015.

Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/giraffes-inherit-their-spots-their-mothers

[zombify_post]