NASA’nın InSight Uzay Aracı Mars’a Güvenli Bir Şekilde İniş Yaptı!

InSight uzay aracı Mars’ın iç yüzeyi hakkında çalışmalar yapan ilk araç olacak!

NASA’nın InSight uzay aracı Kızıl Gezegen’in iç yüzeyi hakkında çalışmalar yapmak için 26 Kasım’da Mars’a iniş yaptı.

Görev kontrolünde canlı yayın yapan ve California’daki NASA’nın Jet Propulsion Laboratuvarı’nda Uzay Araçları Mühendisi olan Christine Szalai “İniş doğrulandı, InSight Mars yüzeyine iniş yaptı!” dedikten sonra InSight’tan, her ne kadar kamerası tozlu olduğu için görüntü net olmasa da ilk fotoğraf geldi.

İk Görünüş: InSight aracının Mars’ta çektiği ilk fotoğraf. Kamera lensini koruyan kapak henüz kaldırılmadığı için çoğu fotoğraf tozla kaplı fakat fotoğraftan aracın ayağı az da olsa görülebiliyor.InSight (Interior Exploration using Seismis Investigetions, Geodesy and Heat Transport) NASA’nın Mars’a indirdiği 8. Başarılı uzay aracıdır. InSight Mars’ın ekvatoruna yakın Elysium Planitia adındaki geniş ve düze bir yere TSİ 23.00’da iniş yaptı. İniş haberi, InSight ile beraber gezen ve ondan aldığı bilgileri dünyaya ulaştıran MarCO adındaki uydulardan geldi.

Bir Mars senesi sonra (yaklaşık 2 Dünya yılı) InSight sismometre kullanarak Marsquake”leri (Mars’taki depremleri (earthquake))ve gezegenden gelen diğer sismik dalgaları dinleyecek. Aynı zamanda Mars’ın yüzeyini 5 metre delerek Mars’ın iç sıcaklık değişimini ve jeolojik aktifliğini inceleyecek.

27 Kasım Güncellemesi:

InSight solar panellerini açıp baterileri şarj etmeye başladı. Önümüzdeki birkaç gün içinde araç robotik kollarını uzatacak ve yüzeyin fotoğraflarını çekecek.Robotik kollara bağlı olan kameranın (Intrument Deployment Camera, IDC) 26 Kasım’da çektiği ilk fotoğrafta uzay gemisinin gövdesi, kapalı robotik kolu ve geniş ve düz olan Elysium Planita görünüyor.

Evim Evim Güzel Evim!: InSight Intrument Deploying Camera’nın kapanmış robotik kola konumlanmış ve geniş ve düz yeni evimiz Mars’taki Elysium Planita’dan görüntü.Kaynak: NASA’s InSight lander has touched down safely on Mars

İleri Okuma: NASA InSight Lander Arrives on Martian Surface to Learn What Lies Beneath

[zombify_post]

Obezite Hafızaya ve Öğrenmeye Nasıl Zarar Verebilir?

Obezite bağışıklık hücrelerini, sinir hücrelerinin sinaps denilen bağlantı yaptıkları bölgeyi “kemirmeye” teşvik ediyor olabilir.

     Araştırmacıların 10 Eylül’de Journal of Neuroscience dergisinde yayınladıkları makaleye göre obez farelerin bağışıklık hücreleri, beyinlerindeki öğrenme ve hafızada önemli olan sinir hücrelerinin sinaps yıkımına uğratıyor. Sinaps yıkımını durduran ilaçlar beyni, bağışıklık hücrelerinin saldırılarına karşı korumak için yararlı olabileceğine işaret ediyor.

     Fareler de insanlar gibi çok yağ tükettiklerinde hızlıca kilo alır. 12 hafta boyunca yüksek yağlı diyet ile beslenen farelerin ağırlığı sıradan yemle beslenen farelere göre %40 artış gösterdi. Princeton Üniversitesi’ndeki nörolog Elizabeth Gould ve ekip arkadaşları bu obez farelerin beyin gücünün azaldığını fark etti. Obez fareler, normal ağırlıktaki farelere göre labirentten çıkmada ve objelerin yerini hatırlamada daha yeteneksiz oldu.

     Sinir hücrelerinde sinyal alıcılar mikroskobik topuzlara sahip olan dendritik dikenlerdir. Normal boyutlu farelerle kıyaslandığında obez farelerin hipokampüsünün (beynin öğrenme ve hafıza için önemli olan bölümü) daha az dendritik dikenleri olduğu görülmüştür. 

     Dendtrik omurga tahribatı, mikroglia adı verilen bağışıklık hücrelerinden kaynaklanır. Normal ağırlıktaki farelerle karşılaştırılığında obez farelerdeki sinir hücrelerinin sinapslarında gizlenmiş daha fazla aktif sayıda mikroglia hücreleri olduğu fark edildi. Araştırmacılar obez farelerde dendtritik dikenleri koruyup mikrogliaya müdahale ettiğinde farelerin düşünce testleri üzerindeki performansı gelişti. 

     Mikroglianın verdiği hasarı durdurmanın yollarını bulmak, dünya çapında tahmini 650 milyon obez insan için tehlike olan obezite ile ilişkili beyin sorunlarına karşı koruyabilir. Obez insanlarda Alzheimer gibi demans hastalıkların görülme riski daha yüksek ve bazı araştırmacılar mikroglianın genel olarak bu beyin hastalıklarında suçlu olabileceğinden şüpheleniyor.

     Kayıp Sinyaller

     Farenin hipokampüsünden -beynin öğrenme ve hafıza için önemli bölümü- bir sinir hücresi, dendritik dikenler olarak adlandırılan küçük mesaj alan yumrulara sahiptir. Normal ağırlıktaki farede daha fazla dendritik diken varken (oklar, üstteki) obez farede daha az dendritik diken vardır (alttaki).

normal ağırlıktaki farenin dendritik dikenleri (üst), obez farenin dendritik dikenleri (alt)

İleri Okuma: How obesity may harm memory and learning? https://www.sciencenews.org/article/how-obesity-may-harm-memory-and-learning

[zombify_post]

Lityum Oksijen Piller Daha Fazla Enerji Depolayabilir

Yeni tasarım lityum-oksijen pilleri diğer türlerinden daha ve uzun süreli enerji depolayabilir!

       Fazla enerji yoğunluğuna sahip tipik lityum-iyon hücrelerden daha sürdürülebilir olarak üretilen lityum-oksijen pilleri, yeni nesil şarj edilebilir piller için umut verici adaylardan! Fakat lityum-oksijen pilleri çok uzun ömürlü olmadığından henüz yaygın kullanımda değil. Araştırmacılar, lityum-oksijen pillerinin yapı malzemelerini değiştirerek pilde depolanmış elektrik yükünün yaklaşık %100’ünü serbest bırakabilecek ve en az 150 defa yeniden şarj edilebilecek yeni lityum-oksijen pil elde ettiler. 24 Ağustos’ta Science dergisinde bahsedilen bu pil, birgün elektrikli arabalar veya elektronik cihazlar için daha güvenilir ve yoğun enerjili güç kaynağı haline gelebilecek.

       Lityum-oksijen hücreleri anot ve katot olmak üzere elektrolit denilen bir madde ile ayrılmış iki elektrottan oluşur. Batarya başka bir cihazı şarj ederken katot üzerindeki oksijen molekülleri lityum peroksit olarak adlandırılan katı bileşik oluşturmak için elektrolitteki lityum iyonları ile birleşir. Gerçekleşen bu kimyasal reaksiyon ile pildeki enerji serbest kalır. Pilin yeniden şarj edilmesi; lityum perkositin parçalanmasını, oksijen ve lityumun başlangıç haline geri dönmesini sağlar.

       Ancak dövme lityum peroksit pil, depolanmış enerjiyi harcayan ve istenmeyen birkaç kimyasal yan ürün üretir. Bu yüzden bir lityum-oksijen pil, depolanan elektrik yükünün sadece %80’inini şarj ettiği cihaza verebilir. Lemont Argonne Ulusal Laboratuarı’nda kimyager olan Larry Curtiss; bu istenmeyen kimyasal yan ürünlerin  pilin elektrolitine ve katotuna zarar verip pillerin birkaç düzine şarj edilmesinden sonra başarısız olduklarını söylüyor.

       Daha iyi lityum-oksijen pil üretmek için Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’nde kimyager olan Linda Nazar ve meslektaşları tipik organik elektroliti inorganik eriyik tuzla ve standart karbon bazlı katotu metal bazlı olan ile değiştirdi.

       Bu yeni bataryada, lityum oksijenle birleşerek lityum oksit oluşturur. Bu kimyasal reaksiyon, lityum peroksit reaksiyonundan %50 daha fazla enerji depolayabiliyor. Sonuç olarak yeni tasarım pil bir önceki pillere göre daha çok enerji depolayabilir hale geliyor. Hatta  lityum oksit, lityum perokside kıyasla kimyasal yan ürün de üretmiyor. Bu yeni lityum-oksijen pil, depolanan elektrik yükünün neredeyse tamamını şarj ettiği diğer cihazlara bırakmasını ve diğer lityum-oksijen hücrelerinden daha fazla şarj edilebilir olmasını sağlıyor

       Yeni piller elektrikli arabalara güç vermek için kullanılabilir fakat Curtiss, bu  pili araçlarda kullanmak için daha fazla zaman gerektiğini söylüyor. Bunun nedeni yeni pillerin çalışmak için en az 150°C’ye ısıtlmasının gerekli olmasıdır. Curtiss, arabayı çalıştırırken pili ısıtmanın bir yolunun bulunması gerektiğini de ekliyor.

Kaynak: Lithium-oxygen batteries are getting an energy boost

[zombify_post]

Tüm Belirtiler Antarktika’daki Buzulların Düşünülenden Daha Hızlı Eridiğini Gösteriyor

İleride denizler bugün olduğu seviyeden daha yüksek seviyeye çıkacak. Asıl soru bu seviyenin yükselmesi hızlı mı yavaş mı olacak?

    Antarktika'da, dünya çapındaki denizleri neredeyse 200 feet (60,9 metre) yükseltecek kadar yeterince buz var. Bu kadar buz ile büyük değişikliklerin gerçekleşmesi zaman alır fakat
Nature dergisinde son zamanlarda yayınlanan bir araştırmaya göre Antarktika düşündüğümüzden daha hızlı eriyor.

    Antarktika’daki buzulların erime oranında son yıllarda önemli ölçüde artış vardır. 1992 ile 2017 arasında Antarktika 3,3 trilyon tondan fazla buz kaybetti ve dünyanın dört bir yanındaki deniz seviyelerinin ortalama 8 milimetre yükselmesine neden oldu. Yeni çalışmaya göre, bu kaybın %40'ı 2012 ve 2017 arasında gerçekleşti.1992'den 2012'ye kadar, kıta yılda yaklaşık 84 milyar ton buz kaybetti ve günümüze kadar bu kayıp yılda 240 milyar tondan fazlasına çıktı.

Eriyen buzullar, yükselen deniz seviyeleri

   44 uluslararası kuruluştan bilim insanları yeni çalışma için 24 farklı uydu anketinden elde edilen verileri bir araya getirdi. .NASA'nın JPL Laboratuvarı'ndan Erik Ivins ile birlikte çalışmayı yürüten Leeds Üniversitesi'nden Andrew Shepherd,  başlattıkları uzay ajansımızdaki uydular sayesinde buz kayıplarını ve küresel deniz seviyesi katkılarını güvenle takip edebileceklerini söyledi. Onların araştırması, araştırmaya dahil olmayan araştırmacılara göre, Antarktika buzulunun mevcut durumu hakkında bugüne kadarki bilgileri elde etmemizi sağlıyor.

   Princeton'daki jeoloji profesörü Michael Oppenheimer sosyal medyada deniz seviyesindeki yükseliş ile ilgili yaptığı kısa toplantıda (ing. briefing) 20. yüzyılda dünyanın dört bir yanındaki deniz seviyeleri ortalama 6 inç (15,2 cm) yükseldiğini söyledi.

    Denizler okyanus akıntıları ve yer çekimi etkilerinden dolayı bazı yerlerde diğerlerinden daha hızlı yükselir. Dünyanın bir tarafındaki buz kaybı, yer çekimi nedeniyle diğer tarafta denizler yükselme eğilimindedir. Antarktika buz tabakasının kütlesi kaybolduğunda, o bölgedeki yer çekimi azalır, yani bu buz tabakasından en uzak yerlere deniz seviyesindeki en büyük artışları gösterir. Bunun bir belirtisi olarak, 1990'ların ortasından beri, Miami gibi yerlerin  deniz seviyesinin 5 inç (12.7 cm) daha yükselmesini söyleyebiliriz.

     Oppenheimer'e göre, küresel deniz seviyesinin yükselmesine üç faktör sebep oluyor:

  1.  Fosil yakıtların yakılmasının sonucu Dünya ısındıkça okyanuslar sıcaklığın çoğunu emer. Isınan su genleşir ve daha çok yer kaplar.
  2. Buzullar erir ve sisteme daha fazla su eklenir.
  3. Antarktika ve Grönland'da buzullar tarafından buz tabakalarının korunması. 

Zaman Tükeniyor

   Son zamanlarda yapılan araştırmanın yanında yayınlanan bir makalede, bir araştırmacı ekibi yakın gelecek için iki olası senaryoyu açıkladı: Kısa bir süre içinde, sera gazı emisyonlarını ve iklim değişikliğini büyük ölçüde azaltmak için harekete geçeceğiz ya da yapmayacağız.

   Yazarlara göre, 21. yüzyılın sonunda emisyonları önemli ölçüde azaltabilirsek ve küresel sıcaklığın iki santigrat dereceden fazla tırmanmasını engelleyebilirsek buz tabakasının hızlıca çökmesini önleyebiliriz. Ancak, emisyonları azaltmadığımız durumda, iklim değişikliği konusunda hiçbir şey yapmazsak sonuçları daha çok rahatsız edici: 2070 yılında buz tabakalarının daha hızlı eridiğini görebiliriz. 

   Grönland ve Antarktika'daki buz tabakalarını tutan buzullar çökecek olursa, okyanuslara büyük miktarlarda buz dökülebilir ve bu da deniz seviyesinin yükselmesine neden olur ("nabız" olarak bilinir) Bazı uzmanlar, nabız durumunda 2100 yılına kadar kıyı şehirlerinin deniz seviyesinin 10 feetten (3 metre) daha fazla olabileceğini düşünüyor. 

   Kaynak ve İleri Okuma: 

All Signs Indicate Antarctica Is Melting Faster Than Anyone Thought (https://www.sciencealert.com/all-signs-indicate-antarctica-is-melting-faster-than-anyone-thought)

Choosing the future of Antarctica (https://www.nature.com/articles/s41586-018-0173-4)

   


[zombify_post]

Arılar da “Sıfır” Kavramını Anlıyorlar!

   İnsanların sıfırdan oluşturduğu icatları, modern matematik ve bilim için çok önemliydi fakat biz, bir sayıyı “hiçbir şey” olarak düşünmeyen tek tür değiliz. Papağanlar ve maymunlar da sıfır kavramını anlıyorlar ve şimdi bu kulubüne arılar da katıldı.

     Bal arıları, bilidiniği üzere bazı sayısal becerilere sahiptir (dörde kadar sayabilme kapasitesi gibi) ve bu beceriler çevrelerindeki yer işaretlerini takip ederken kullanışlı oabilir. Araştırmacılar arıların bu becerilerinin sıfıra ulaşıp ulaşamayacağını görmek için iki sayıdan küçük olanı tamamlamak amacıyla on arı yetiştirdiler. Böceklere, bir dizi denemede beyaz arka plan üzerinde birkaç siyah şekil sergileyen iki farklı resim gösterildi. Arılar daha az sayıdaki şekle uçtuğunda lezzetli şeker suları verildi ama daha büyük sayıya doğru uçtuklarında acı kınayla cezalandırıldılar. 

     Arılar doğru seçimi tutarlı bir şekilde yapmayı öğrendiklerinde, araştırmacılar onlara yeni bir seçenek sundular: hiçbir şekil içermeyen beyaz bir arka plan. Arılar daha önce hiç boş bir resim görmemiş olsalar da yazarlar bugün Science‘ta arıların, iki veya üç şekilden oluşan resim yerine %64 oranında hiçbir şekil içermeyen beyaz bir arka planı seçtiğini rapor ettiler. Bu bulgu, böceklerin “sıfır”ı iki ve üçten daha az olduğunu anladığını gösteriyor. İşin ilginç kısmı: onlar sadece boş resim için gitmiyorlardı çünkü başka grup arılar bu testte sıfırdan olmayan görüntüyü seçmek için daha büyük sayıyı seçmek üzere eğitilmişlerdi.

     Daha sonraki deneylerde araştırmacılar arıların “sıfır” anlayışının daha da karmaşık olduğunu buldular. Örneğin: arılar bir ile sıfır arasındaki ayrımı yapabildiler ki bu sıfır kulübünün diğer bireyleri için meydan okuma niteliğinde! Böyle gelişmiş sayısal yetenekler, hayvanlara yırtıcı hayvanların ve gıda kaynaklarının takibini yapma yeteneği gibi evrimsel bir avantaj sağlayabilir. Bunu kenara yazın:  Eğer böcekler sıfırı kavrayabiliyorlarsa o zaman bu yetenek, hayvan krallığında düşünülenden daha yaygın olabilir. 

Kaynak: http://www.sciencemag.org/news/2018/06/bees-understand-concept-zero?utm_source=newsfromscience&utm_medium=twitter&utm_campaign=beezero-19822

[zombify_post]

Nitrojen (N2) Biyolojik Olarak Neden Gereklidir?

Nitrojen, canlıların DNA, amino asit ve vitaminlerin yapısında %15 oranında bulunan önemli bir bileşendir.

Nitrojen, canlıların büyümesi için kritik bir elementtir. Fotosentez için gerekli en önemli pigment olan klorofilin ve proteinlerin yani amino asitlerin önemli yapı taşıdır. ATP ve nükleik asitler gibi diğer önemli biyomoleküllerde de bulunur.

porfirin olan klorofil-a’nın yapısı
            hücrelerdeki enerji molekülü olan ATP’nin yapısı

En bol bulunan elementlerden biri olmasına rağmen (Dünya’nın atmosferinde ağırlıklı olarak azot gazı (N2) şeklinde) bitkiler bu elementin sadece indirgenmiş formunu kullanabilirler. Bitkiler bu dört yolla kullanılabilir nitrojen formlarını elde eder:

  • Amonyak veya nitrat gübresi (Haber-Bosch prosesi) ilavesi veya toprağa gübre verilmesi (Dikkat: Nitratlı gübreler ekili arazilerin sulama sularıyla sürüklenerek akarsulara ve yeraltı sularına karışması büyük kirliliklerine sebep olmaktadır. Siyano (-CN) içeren bileşikler aşırı derecede zehirli tuzlar oluşturur ve tüm memeli canlılar için öldürücüdür.)
  • Organik madde ayrışması sırasında (ayrıştırıcı bakteriler, mantarlar sayesinde) azotlu bileşiklerin salınımı
  • Atmosferik azotun bileşikler haline dönüşmesi (yıldırım gibi doğal işlemlerle)
  • Biyolojik azot fiksasyonu (BNF)

Biyolojik azot fiksasyonu (BNF) 1901 yılında Beijerinck tarafından keşfedilmiştir. Özel bir prokaryotlar grubu tarafından gerçekleştirilir.  Bu organizmalar, atmosferik nitrojenin (N2) amonyağa (NH3) dönüşümünü katalize etmek için enzim nitrojenazı kullanırlar. Bitkiler nitrojen biyomolekülleri üretmek için NH3’ü kullanabilirler. Bu prokaryotlar; siyanobakteriler, serbest yaşayan toprak bakterileri gibi suda yaşayan organizmalar, azospirillum ve en önemlisi  rhizobium ve bradyrhizobium gibi bitkilerle mutualist ilişki içinde bulunan bakterilerdir.

azot fiksasyonu

Kaynak

[zombify_post]