Büyük Giza Piramidi’nin Odalarında Odaklanabilir Elektromanyetik Enerji ​Bulundu

Büyük Giza Piramidi’nin iç odalarında ve üssünün altında elektromanyetik enerjinin yoğunlaştığı keşfedildi.

Uluslararası fizikçilerden oluşan bir ekip tarafından yapılan teorik araştırmalar sonucu, Büyük Giza Piramidi'nin iç odalarında ve üssünün altında elektromanyetik enerjinin yoğunlaştığı keşfedildi.

Eski Mısırlılar muhtemelen bu tuhaf tasarım anlayışından haberdar olmasa da, çalışma gelecekte nanoparçacık araştırmaları için önemli bir nitelikte olabilir.

Araştırmacılar makalelerinde “Modern fiziksel yöntemlerin ve piramitlerin araştırılması için bazı yaklaşımların uygulanması önemlidir.” söyleminde bulundular.

Görünür ışık, radyo dalgaları ve mikrodalgalar dahil olmak üzere elektromanyetik radyasyon, salınan elektrik ve manyetik alan dalgalarını yaymaktadır. Bu dalgalar bizim her zaman etrafımızda, Monash Üniversitesi'nde fizikçi olan Antonija Grubisic-Cabo, “Elektromanyetik enerji, günlük hayatta çok önemli.Bizler her gün farklı türde elektromanyetik enerji kullanıyor ve deneyimliyoruz” diye aktarıyor.

"Örneğin, güneş ışığı elektromanyetik dalgaların bir şeklidir, ama aynı zamanda evlerimizde yaygın olarak kullanılan şeyler, örneğin mikrodalgalar ve radyolar da elektromanyetik enerjiye dayanmaktadır."

Aslında, tüm evin elektromanyetik radyasyonla dolu olduğunu, gördüğümüz ışıktan anlarız , mesela, şu an bu yazıyı okumanızı sağlayan wi-fi. Ancak hepimizin bildiği gibi, Wi-Fi, belirli alanlarda zayıf olma gibi son derece kötü bir alışkanlığa sahiptir.

Belki de hepimiz evlerimizi piramidin üstünde küçük bir noktaya yapmalıyız.

Piramitlerin bu dalgalarla nasıl hareket ettiklerini test etmek için, araştırmacılar ilk önce radyo dalgalarının neden olduğu rezonansların (yansıma veya titreşimden kaynaklanan ses) nasıl indüklenebileceğini tahmin etmeye çalıştılar.

Rusya'daki ITMO Üniversitesi'nden kıdemli araştırmacı Andrey Evlyukhin “Bazı varsayımları kullanmak zorunda kaldık ” diye aktarıyor.

"Örneğin, içinde bilinmeyen boşluklar olmadığını ve sıradan bir kireç taşının özelliklerine sahip yapı bir malzemesinin piramidin içine ve dışına eşit miktarda dağıldığını varsaydık."

“Sonra bir piramit modeli ve elektromanyetik yansıma yaptık. Ekip , yok olma kesiti adı verilen bir şeyi hesaplayarak , dalga enerjisinin piramit tarafından nasıl dağıldığını veya emildiğini tahmin etmeye çalıştı.”

Araştırmacılar, çok kutuplu analiz olarak adlandırılan özel bir analiz türünü kullanarak , dağınık alanların, piramidin iç bölmelerinde ve tabanının altında yoğunlaştığını buldular.

Eski Mısırlıların piramitleri, ölülerin en iyi amplitude modulation radyo yapılarını oluşturmak için nasıl düzenledikleri konusunda birçok varsayımda bulunabilmenize rağmen, eski Mısırlıların bu özellikleri bilmeleri pek olası değil ve bu da piramitlerin ilginç bir tesadüf ürünü olduğunu göstermekte.

Grubisic-Cabo, "Bu araştırma alışılmamış gibi görünse de, Modern Fiziksel yaklaşımlar daha önce Büyük Piramidi incelemek için kullanılmış ve tamamen yeni bir yapının keşfedilmesine yol açmıştır. Bu araştırma tamamen teorik olduğu için, bunun başarabileceğini veya gerçek hayatta bunu yapmanın bile mümkün olduğunu söylemek zordur." dedi.

Araştırmacılar nano ölçekli bir boyut üzerinde benzer bir konsantrasyon etkisi yaratabileceklerini umuyorlar.

[zombify_post]

Dünyayı Binlerce Yıldır Süsleyen Renklerin Hikayeleri

İnsanlık, doğumundan bu yana her zaman yeni renkler keşfetmenin peşinde oldu. İşte o renklerin hikayeleri…

Dünyanın en eski pigmentinin pembe renk pigmenti olduğunu duymuş olabilirsiniz. Bu pigment siyanobakteriler tarafından yapılmıştır ve 1,1 milyar yaşındadır. Bir jeolog ve biyokimya ekibi, Moritanya’da bir maden şirketi tarafından kazılmış olan deniz kiltaşının içindeki bu pigmenti keşfetmiş ve pembe pigment moleküllerini izole eden öğrenciler bu rengi yanlışlıkla bulmuşlardır.Ticari bir renk olarak kullanışlı olmayacak olsa da bu renk eski dünyanın neye benzediğini bize öğretebilir.

Az sayıda renk bu doğuş hikayesiyle rekabet edebilir, ancak doğal pigmentler fikri kulağa pek tuhaf gelmemelidir.Çünkü insanlık tarihi boyunca kullandığımız boyaların çoğu Dünyamızdan meydana gelmiştir.

Evimizde yani dünyamızda bulunan bol miktarda boyaya rağmen pigmentlerin üretilmesi aslında oldukça zordur. Pigment, bir şeyleri renklendirmek için kullanılan herhangi bir madde için geniş bir terimdir.Bu nedenle pigment,boyaları ve boya renklendiricilerini de içerir desek daha doğru olur. Bunları yapmak genellikle zehirli bir süreçtir ve yeni renkler nadir olarak ortaya çıkar.Pigmentlerbirleştirebilir veya harmanlanabilir, fakat yine de yeni pigmentler sık sık oluşmaz. Son günlerdeki en yeni pigmentlerden biri olan YInMn adlı bir mavi pigment, 200 yıldır oluşan ilk yeni mavi pigmenttir ve potansiyel olarak milyarlar değerindedir. Pek çok kırmızı pigmentin sağlamlık, güvenlik, opaklık veya yoğunlukta sorun yaşadığı için yeni bir kırmızı daha da değerli olacaktır. Ancak yeni tonlar üretmek oldukça zordur.Sahip olduğumuzların birçoğu da antik, ya da en azından antik bir renge dayanmaktadır.

En eski pigmentlerden bazılarına kısa bir tur yapalım.

Siyah Karbon

carbon black

Kulağa çok basit geliyor, fakat mağarada yaşayanlar ateşten oluşan kömürleşmiş külleri duvarlara bulaştırdığında, insan kaynaklı en eski pigmentlerden birini yaratmışlardı: siyah karbon.Ağaçların yanmış kalıntıları, ressamların yüzyıllardır kullandıkları ve daha sonra sopa haline getirdikleri  odun kömürü olarak adlandırdıkları kireçli bir siyah oluşturmuştur.Karbon siyahı, aynı zamanda bir çeşit doğal bir maddeden yapılmış bir siyah pigment için bir örtü görevi görmüştür.

Çivit

Bu renk binlerce yıldır kot pantolonunun rengidir. İndigo yani çivit bitkilerden, Indigofera tinctoria meydana gelmiştir ve eski Yunanlılar ve Romalılar, bugün yaptığımız gibi kumaşı boyamak için kullanmışlardır. Şimdi biz onu sentetik olarak üretiyoruz, fakat geçmişte bitki ıslatılarak, mayalanmaya bırakılırdı, ve elde edilen karışım kalıplara basılırdı. Ressamlar çiviti yağlı boyanın veya bir sulu boyanın içine koyup karıştırmışlardır ya da mavi kot pantolon yapmak için kumaş ıslatılmıştır.

Aşı Boyası

Diğer orijinal pigmentlerden biri olan aşı boyası, temelde kil ile karıştırılmış demir oksitten oluşan geniş bir kırmızımsı kahverengidir. Mağara ressamları bu rengin solmadığını fark ettiklerinde  el izleri yapmak ve mamutları çizmek için kullanmışlardır.Görünen o ki atalarımız bu boyayı elde etmek ve sadece sanatlarında kullanmak için Lascaux bölgesinde yaklaşık 25 mil kadar mesafe kat etmişlerdir.

Kök Boya

Bilinen kızıl kök bitkilerinin(Rubia tinctorum) sarı çiçekleri vardır, ama köklerinden çıkan boya kırmızıdır.Çok kalıcı olduğu için antik Kızılderililerden Vikinglere hatta Mısırlılara kadar herkes kumaşı renklendirmek için kullanmıştır. Bu renk aynı zamanda kırmızı askeri üniformaların bu kadar belirgin bir tona sahip olmasında da büyük rol oynamıştır.İngiliz ve Fransız ordularının asırlardır giydiği  kırmızı paltoları boyamak için kırmız böceği boyası ve kızıl kök birlikte kullanılmıştır.Bugün, kızıl kökün sentetik bir versiyonu olan alizarin kullanılarakkoyu kırmızı renk üretimi yapılır.

Beyaz Kurşun

19. yüzyıla kadar,nesneleri beyaza boyamak için beyaz kurşun kullanılırdı. O zamana kadar gerçekten de başka bir beyaz pigment kullanılmamıştır.Yıllar geçtikçe insanlar kurşunun insanlar için zehirli olduğunu keşfetmişlerdir ve beyaz kurşun gözden düşmüştür. Ama yüzyıllar boyunca, hızlı kuruyan, opak bir beyaz yapmak için beyaz kurşun çok önemli bir araç olmaya devam etmiştir. 16. yüzyıl kadınları bazen cildini beyazlatmak için kullanmışlardır.Fakat birçoğu saçlarını kaybetmiş ve sonunda bu pigment kurşun zehirlenmesine yol açmıştır.

Vermilion

Cinnabar, bir çeşit baharatlı, buzlu hamur işi gibi görünse de, aslında alkali kaplıcalar ve volkanik alanlar etrafında bulunan bir mineraldir.Ressamların vermilion olarak adlandırdığı bu kırmızı 8. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar toprağı çok güzel ve yoğun bir kırmızı yapmıştır.

Azurit

Mısırlılar, sanatlarında birincil mavilerden biri olarak, bakır karbonattan yapılmış bir mineral olan azurit kullanmışlardır.Orta Çağ’da Avrupalılar bunu bir resim pigmenti olarak kullanmaya başlamışlardır. Bunu 18. yüzyıl boyunca yapmaya devam etmişler ve tüm Rönesans için temel mavi renklerden biri haline getirmişlerdir. Bu renk o dönem için çok önemliydi çünkü Meryem Ana’nın belirlenen rengi maviydi ve ressamlar Katolik Kilisesi için yaptıkları birçok eserde onu göstermek için iyi bir pigmente ihtiyaç duyuyorlardı.Rönesans döneminden kalma gördüğünüz tabloların çoğu, mavi tonlarını azuritten almıştır.

Kaynak: https://www.popsci.com/oldest-pigments-colors

[zombify_post]