Bukalemunlar Nasıl Renk Değiştiriyor?

Belgesellerde bukalemunları avlarından kaçmak için renk değiştirirken görmüşsünüzdür. Peki nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü?

Bukalemunların renk değiştirdiği herkes tarafından bilinen bir gerçek. Örnek olarak, renkten renge giren leopar bukalemun, derisindeki küçük kristaller sayesinde en renkli sürüngenler arasında yer almayı başarıyor.

İsviçre’deki Cenevre Üniversitesi’nde geçtiğimiz hafta yapılan bir araştırmaya göre, leopar bukalemunun derisinde sadece bir değil, iki kat kristalli hücre bulunuyor. Hücreleri germe ve gevşetmesi sayesinde yansıyan ışığın rengini değiştiren bukalemun, bu sayede hızlı bir şekilde renk değiştirebiliyor.

PHOTOGRAPH BY CHRISTIAN ZIEGLER, NATIONAL GEOGRAPHIC CREATIVE

Kristaller, hayvanın gevşeme halinde olduğu gibi birbirine yakın durduğunda, mavi ışığı yansıtıyor. Bukalemun derisindeki sarı pigmentlerle bir araya gelen bu ışık, hayvanın yeşil görünmesine yol açıyor. Hücreleri gerip kristalleri birbirinden uzaklaştırmak ise, sarı-kırmızı arasında renkler ortaya çıkarıyor.

Deri yüzeyinin yakınında bulunan iridofor ismindeki hücre katmanı erkek bukalemunlarda bulunuyor ve eş bulma amacıyla renkli gösteriler yapmada kullanılıyor.

Doğada bir şeyi renkli hale getirmek için iki farklı yöntem var; pigment kullanmak ya da ışığı yansıtan kristal yapı matrislerine sahip olmak. Fotonik kristaller adı verilen bu ışık yansıtıcılar kelebeklerin, böceklerin, balık pullarının ve kuşların tüylerinde görülen renkli parıltının nedeni. Aynı zamanda büyük kamuflaj ustaları kafadanbacaklılara denizler altındaki ortamlarında görünmez olma olanağı da veriyor. Pigmentler solabiliyor ama yapısal renk, alttaki kristaller yok olana kadar parlaklığını koruyor.

[zombify_post]

Dünyanın En Küçük Elektronik Bileşeni: Tek Atomlu Transistör

Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü’nden Fizik Profesörü Thomas Schimmel ve ekibi, var olan en küçük transistör olan tek atomlu bir transistör geliştirdi.

Yeni geliştirilen bu kuantum elektroniği bileşeni, tek bir atomun kontrollü yeniden konumlandırılmasıyla elektrik akımını değiştirebilmesini sağlamaktadır. Tek atomlu transistör, oda sıcaklığında çalışır ve çok az enerji tüketir, bu da bilgi teknolojisi için tamamen yeni perspektifler açmaktadır. Endüstrileşmiş ülkelerde, bilgi teknolojisi şu anda toplam güç tüketiminde % 10'un üzerinde bir paya sahiptir. Transistör, bilgi işlem merkezlerinde, bilgisayarlarda, akıllı telefonlarda veya çamaşır makinesinden uçağa birçok uygulama için gömülü sistemlerde dijital veri işlemenin merkezi unsurudur.

Piyasada satılan düşük maliyetli bir USB bellek bile birkaç milyar transistör içerir. Gelecekte, Profesör Thomas Schimmel ve ekibinin geliştirdiği tek atomlu transistör, bilgi teknolojisindeki enerji verimliliğini önemli ölçüde artırabilir. Schimmel, "Bu kuantum elektroniği elemanı, geleneksel silikon teknolojilerininkinden daha az enerjiyi harcamayı mümkün kılıyor" ifadelerini kullandı. Tek atomlu elektroniğin öncüsü sayılan Profesör Schimmel, bu yılın başlarında KIT ve ETH Zürih tarafından ortaklaşa kurulan Tek Atom Elektroniği ve Fotonik Merkezi'nin Eş-Direktörü olarak atandı. 

Dünyanın en küçük transistörü, tek bir atomun kontrollü tersine hareketiyle akım geçirir. Konvansiyonel kuantum elektroniği bileşenlerinin aksine, tek atomlu transistör sadece mutlak sıfır, yani -273 ° C civarında çok düşük sıcaklıklarda çalışmakla kalmaz, aynı zamanda oda sıcaklığında da çalışır. Bu özellikler, gelecekteki uygulamalar için büyük bir avantajdır. Tek atomlu transistör, tamamen yeni bir teknik yaklaşıma dayanmaktadır. Transistör sadece metalden oluşur ve yarı iletkenler kullanılmaz. Buda aşırı düşük elektrik voltajlarına ve dolayısıyla çok düşük bir enerji tüketimine neden olur.

Kaynak: Webtekno

[zombify_post]

Mısır’da Ölülerin Nasıl Mumyalandığı Ortaya Çıktı

Antik Mısır döneminden kalma bir mumyanın üzerinde yürütülen kimyasal analizler, mumyalama için kullanılan balsamın formülünü ortaya çıkardı.

MÖ 3500 – 3700 yılları arasında mumyalandığı ortaya çıkan ceset aynı zamanda mumyalama formülünün tahmin edilenden daha önce geliştirildiğini ve daha yaygın bir şekilde kullanıldığını gösterdi.

İtalya'nın Torino kentindeki Mısır Müzesi'nde bulunan mumya üzerinde yapılan araştırmanın sonuçları Journal of Archaeological Science'ta (Arkeolojik Bilim Dergisi) yayımlandı.

BBC'ye konuşan York Üniversitesi'nden arkeolog Dr. Stephen Buckley, araştırmanın mumyalamada kullanılan sıvının işin merkezinde olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Buckley, araştırmada yer alan diğer bilim insanlarıyla birlikte bu sıvıya ait tüm kimyasal parmak izlerini inceledi.

Balsamın özünü şunlar oluşturuyor:

  • Bir bitki yağı, muhtemelen susam
  • "Balsam türü" bir bitki veya kök özü, muhtemelen hasırotu
  • Akasya olabilecek bir bitkiden alınmış doğal şeker, zamk
  • Kritik öneme sahip, kozalaklı bir ağaçtan, muhtemelen çam ağacından alınan bir reçine.

Bütün bunlar yağın içinde karıştırıldığında reçine içindeki anti-bakteriyel özelliğiyle bedenin çürümesini engelliyor.

Dr. Buckley, "Herkesin bildiği mumyalama sürecinin kökenlerini kimyasal olarak bu kadar mükemmel bir şekilde gösteren bir mumya daha önce olmamıştı" dedi.

Bilim insanları formülü nasıl buldu?

Dr. Buckley birkaç yıl önce mumyaları sarmakta kullanılan Antik Mısır tekstillerinden parçalar alıp bunları kimyasal olarak inceledikten sonra bu formülün peşine düştü.

İngiltere'nin kuzeyindeki Bolton Müzesi'nde bulunan kumaşlar MÖ 4000 yılından kalmaydı ve o dönemde mumyalamanın ortaya çıkmadığı düşünülüyordu.

Mumyalamak için kullanılan kumaşlar bu araştırmanın temelini oluşturduSTEPHEN BUCKLEY/UNİVERSİTY OF YORK

"Mumyalamanın Keops Piramidi'nin yapıldığı dönemde, MÖ 2600'de ortaya çıktığında dair yaygın bir düşünce vardı" diyen Dr. Buckley, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Fakat bulgularımızı bunun çok daha önce başladığını gösteriyor."

Bu bulgunun ardından araştırma ekibi Torino'daki mumyayı incelemeye başladı. Bulunduktan sonra hiçbir koruyucu işlemden geçmeyen bu tarih önce mumya, kimyasal kirliliğe maruz kalmadığı için Antik Mısır kimyasını anlamak için önemli bir fırsat sunuyordu.

Avustralya'nın Sydney Kentindeki Macquarie Üniversitesi'nden Mısır bilimci ve Antik Mısır defin uzmanı Dr. Jana Jones da "Torino'daki mumyanın analizi tarih öncesi döneme ait kısıtlı bilgilerimize önemli bir katkı yaptı" dedi ve ekledi:

"İlk mumyalama pratiklerine dair hayati yeni bilgiler ortaya çıkardı.

"Kimyasal analizler, mumyaya dair görsel incelemeler, genetik analizler, radyokarbon tarihleme ve kumaşın mikroskobik analizi sonucunda bu mumyanın MÖ 3600 civarında mumyalanan 20-30 yaşları arasında bir erkek olduğu sonucuna ulaştık."

Neden önemli?

Dr. Buckley'e göre aynı formülün neredeyse 2000 yıl sonra firavunları mumyalamak için kullanılmasının "MÖ 3100 yılında dünyanın ilk ulus devletini kurmadan önce de Mısır genelinde ortak bir kimlik olduğunu" gösterdiğini söylüyor.

Antik Mısırlıların anti-bakteriyel formülü mumyalama sürecinde önemli olsa da, bunun için gereken başka aşamalar da var:

  • Beynin alınması (Muhtemelen çırpma yöntemiyle beyni sıvılaştırarak gerçekleştiriliyordu)
  • İç organların çıkarılması
  • Bedenin doğal tuzun üstüne yatırarak kurutulması
  • Bedenin anti-bakteriyel balsama yatırılmasıyla bakterilerin öldürülmesi ve bedenin mühürlenmesi
  • Bedenin son olarak kumaşa sarılması.

"Koruma için anahtar öneme sahip olan süreçler kurutma ve balsam" diyen Dr. Buckley, antik Mısır kültüründe mumyalamanın önemli bir yeri olduğunu vurguluyor:

"Ölümden sonra hayat, yaşamdan keyif alınan başka bir evre olarak görülüyordu. Fakat ruhun dinlenebilmesi için bedenin korunmasına ihtiyaçları vardı."

Kaynak

[zombify_post]

Uzayda Mutasyona Uğrayan Bakterilerin Saldırganlaştığı Tespit Edildi

Rus bilim insanlarına göre, uzayda mutasyona uğrayan bakteriler, dünyaya döndüğünde saldırganlaşıyor.

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan bu bilgiye göre, uzaydan dünyamıza tekrar gelen bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdikleri direnç normalden çok daha fazla arttı. Bakteriler ve mikroorganizmalar üzerindeki bu boyutta bir değişimin dünya üzerindeki yaşam açısından büyük bir tehlike arz ettiği düşünülüyor.

mutant-bacteria-from-space

Bilim insanlarına göre, uzak bir gelecekte bu bakteri ve mikroorganizmaların dünyadan başka gezegenlere yayılması ve bu gezegenlerde gelişmeleri hiç de sürpriz değil.Uluslararası Uzay İstasyonu’nda Ruslar tarafından yürütülen  Biorisk adındaki bu deney, gelecekte bu gibi durumların oluşmaması için önlem alınması gerektiğini de ortaya koyuyor.

Önlem alınmazsa ne olur?

Günümüzde insanlık birçok hastalıkla boğuşuyor, bu hastalıkların birçoğunu ilaçlar ve antibiyotikler yardımıyla çözebiliyoruz. Ancak uzayda yüksek ısıya, hatta yüksek radyasyona karşı bile direnci olan bakteriler evrimleşirse, bu bakterileri günümüzdeki ilaçlarla yok etmek pek mümkün olmayacak.

[zombify_post]

Dünyanın En Derinine İnmek İstesek Ne Kadar Sürerdi?

Dünyanın ne kadar dibine inebilirsiniz? Sıcaklığa ne kadar dayandığınıza göre değişir…

Dünya nüfusunun hızla artması, kentleşmenin hızlanmasıyla birlikte ulaşımda da yer altı taşımacılığı yaygınlaşmaya başladı. Öyle ki, Elon Musk da trafiğin önüne geçmek için bu konuda çalışmalar yapıyor. Peki bu tüneller ne kadar derine inebilir, hiç düşündünüz mü?

Dünyadaki düşebileceğiniz en büyük delik (Mariana çukuru okyanusta olduğu için düşemezsiniz.) Güney Afrika'daki Moab Khotsong madeninde bulunuyor. Yaklaşık 3 kilometre uzunluğundaki bu deliğe atlasaydınız, aşağıya düşmeniz tam 29 saniye sürecekti.

Aslında teoride daha büyük bir delik daha var. Ancak buradan atlasanız da aşağıya ulaşamazsınız. Çapı yaklaşık 20cm olan bu delik, 70'lerde ABD – Sovyetler Birliği arasında yaşanan Uzay Yarışı döneminde yapılmış. 1970 yılında yapımına başlanan Kola Superdeep Borehole adındaki proje, 12.262 metre ( Yaklaşık 12km) derinliğinde. Yani bu deliğe yukarıdan bir lira attığınızda, zemine ulaşması yaklaşık 1 dakika sürüyor. Sovyetler Birliği'nin asıl amacı, yaklaşık 36 bin metre derine inmekti ancak 12.000 metrede bile 180 derece sıcaklıkla karşılaşılınca proje yarıda bırakıldı.

Gelelim en derinine. Son birkaç yıla kadar insanlar tarafından kazılmış en derin çukur Kola Superdeep Borehole idi. Ancak Z44- Chavyo adındaki petrol kuyusu rekoru 12.376 metre derinlik ile rekoru ele geçirdi. Hayalinizde canlandırmanız açısından, 15 tane Burj Khalifa'yı üst üste koysak bile bu derinliğin boyutuna ulaşamıyor.

Dünyanın yarıçapı ise 6300km. Yani Dünyanın yüzeyini Edirne, merkezini ise Kars olarak düşünürsek; insanoğlu şu an Edirne'nin merkezinden çıkamamış durumda.

Kaynak

[zombify_post]

Dejavu nedir? Neden ve Nasıl Gerçekleşir?

Hiç “Ben bu anı daha önce yaşamıştım!” dediğiniz oldu mu? Muhtemelen bu olayın ismini biliyorsunuzdur, ancak hiç nedenini düşündünüz mü?

Dejavu olarak adlandırılan bu his, hepimizin başına gelmiştir. Araştırmalara göre de insanların 3’te 2’si bir kez de olsa dejavu hissini yaşıyorlar. 

Dejavu nedir? Neden kaynaklanır?

Fransızca’da déjà (daha önceden) ve voir (görmek) kelimelerinden oluşan, Déjà vu (deja vü), yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusu, anı daha önceden yaşamışlık hâline denir. Deja vu normal şartlarda bir hastalık değildir. Yapılan çeşitli araştırmalara göre, Deja vu beynin işleyişindeki küçük bir anomaliden kaynaklanmaktadır ve bu duygunun ara ara yaşanması dejavu hastası olduğunuz anlamına gelmez ancak, bu hissiyat sürekli olarak tekrarlanıyorsa o zaman hastalıktan şüphelenilebilir.

İlk defa 1876 yılında, Fransız Fizikçi Emile Boiraç tarafından kullanılan 'deja vu' kavramı; bilim literatüründe ise 1928 yılında, Edward Titchener'in 'Bir Psikoloji Kitabı' adlı eserinde tanımlanmıştır.

Deja vu, bilimsel olarak beynin sağ lobu ile sol lobunun milisaniyeden daha ufak bir zaman farkıyla çalışmasıdır. Bir taraf, olayı öteki taraftan daha önce algıladığı için, geç algılayan taraf bu olayı daha önceden yaşamış gibi olur. Başka bir deyişle; Bu olay, beyindeki küçük bir sapmadan kaynaklanır. 

[zombify_post]

Bacak Egzersizleri Beynin Gelişmesine Katkıda Bulunuyor

İtalyan bilim insanlarının araştırmasına göre koşu, yürüyüş, fitness gibi bacakları çalıştıran egzersizler beyin sağlığına ve beynin gelişmesine katkıda bulunuyor.

Pavia ve Milano Üniversiteleri tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, bacakları hareketsiz kalan kişilerin beynindeki sinir hücreleri azalıyor ve yenilerinin oluşumu da çok yavaş gerçekleşiyor.

Laboratuar fareleri üzerinde yapılan incelemede, 28 gün boyunca bacakları hareket ettirilmeyen farelerin beyninde sinir hücrelerinin %70 oranında azaldığı, yenilerinin ise çok yavaş oluştuğu gözlemlendi.

İtalyan haber ajansına konuşan araştırmacı Daniele Bottai, ” Deneğimiz olan farelerin arka bacaklarını hareket ettirmemesinin beyinlerinin sağlığı için kritik bir öneme sahip olduğunu belirledik. Subventriküler bölgede yeni sinir hücrelerinin oluşumunu analiz ettik ve çıkan sonuç, bu işlemin çok yavaş şekilde gerçekleştiğiydi.

Subventriküler bölge, beynin sinir kök hüvrelerinin yeni sinir hücrelerine dönüştüğü bir alan. Sağlıklı bir beyin yapısına sahip olmak için bu bölge kritik bir öneme sahip. 

[zombify_post]

Yapay Zeka Sayesinde Kimyasal Reaksiyonların Sonuçları Öngörülebilecek

Zurich IBM Research araştırmacıları, yapay zekayı kullanarak kimyasal reaksiyonların sonuçlarının öngörülebileceğini kanıtladılar.

Şimdiye kadar birçok kez kimyasal reaksiyonların sonuçlarını öngörebilen yapay zeka uygulamaları geliştirildi, geliştirilmeye çalışıldı. Bunlardan en kapsamlısı olan Bartosz Grzybowski’nin programı, yaklaşık 20 bine yakın kimyasal kuralını barındırıyor ve bunlara göre işlem yapıyor. 

IBM araştırmacıları ise kurallardan yola çıkarak bir program yazmak yerine, Google Translate gibi dilden dile tercüme yapan bir yazılımı örnek aldılar. Yapay zekaya önce reaksiyonlar verildi ve yapay zeka kendi kendine bu reaksiyonların mantığını öğrendi. Bunun sonucunda ise reaksiyonların sonucunu öngörmeyi denedi.

Peki ne işe yarayacak?

Bu yapay zeka sayesinde, hem maliyetli hem de yoğun iş gücü isteyen ilaç sentezlemek, sadece tek tuşla gerçekleşebilecek. 10.000 farklı kombinasyonu saniyeler içerisinde gerçekleştirecek olan bu program sayesinde ilaç sanayii çağ atlayacak.

Kaynak

[zombify_post]